Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Edebiyat 1990'ların edebiyat yıldızı

        1970 İzmir'de dünyaya gelen Didem Madak, önce Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden sonra da ABD'de California State Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden mezun oldu. Türkiye'ye döndükten sonra, ODTÜ'de yüksek lisans yapan Madak, önce ODTÜ'de,ardından daBoğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

        Didem Madak, 'Grapon Kâğıtları' adlı ilk kitabıyla İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazandı. Madak, İngilizce ve Fransızcadan çeviriler de yaptı. TRT İstanbul Radyosu - Radyo 3 için klasik müzik ve edebiyat programları hazırlayan Didem Madak, İstanbul Üniversitesi Dramaturji Bölümü'nde "Platon'dan Günümüze Estetik Kuram", Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü'nde ise 'Sanat Felsefesi' dersleri verdi.

        24 Temmuz 2011'de henüz 41 yaşında hayatını kaybeden Didem Madak, Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.

        KİTAPLARI

        * Grapon Kağıtları (2000)

        * Ah'lar Ağacı (2002)

        * Pulbiber Mahallesi(2007)

        REKLAM

        ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER

        Sevgili Anneciğim

        Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda

        Kocaman bir dağ lalesi gibi

        Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

        Şimdi mucizevi bir yerdeyim

        Muc'un ucuz evinde

        Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem

        Duvarlara hep senin resmini çiziyor

        Dili geçmiş zamanda birçok resim,

        Hep gülümsüyorsun

        Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi

        Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında

        Durmadan soluyormuş gibi.

        Hatırlar mısın?

        Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü

        O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü

        Vişne bahçeleriyle dolu,

        Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.

        Bazen ölmek istiyorum.

        Beni yeniden doğurman için

        İri, ekşi bir vişne tanesi gibi

        Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya

        Bazen görülen rüyalar gibi kapkara

        Bir ton rüya çıtırdarken

        Sen kar yağmadan önce başkaydın,

        Kar yağdıktan sonra bambaşka.

        Sanki hep buluğ çağındaydın.

        Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları

        Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.

        Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.

        Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.

        Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında

        Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi

        Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...

        Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

        Ben bu eve Muc'un ucuz evi diyorum.

        Yokluğunda böyle oldum.

        Mucize öldükten sonra, buraya taşındım.

        Ve inan

        Muc bu evi bana ucuza verdi.

        Yaşasaydın, hayatının ortasına

        Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.

        Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.

        Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu

        Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri

        diye başlayan bir çocuk romanında...

        Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi

        Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,

        bu acımasız ölü anne sesini.

        Şimdi mucizevi bir yerdeyim

        Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda

        Ve çok ağır ilerliyor.

        Yüzümdeki çillerden başka

        İsyan eden biri yok hayatımda.

        Onları Muc'a evin karşılığında verdim

        Çok ucuza.

        Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:

        Anne.

        REKLAM

        ÇALIKUŞU'NUN Z RAPORU

        Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar

        Dilinin dönmediği duaları sayıklıyor

        Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman

        Yağmur yağıyor durmadan

        Ağlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarak

        Bir çılgının

        Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesi

        Bir elimde tabanca

        Bütün dualarım delik deşik.

        Başörtülü bir anne olarak bekliyorum ruhumun

        Şark hizmetinden dönüşünü

        Mahalle kavgalarına karışmadan

        Kocaman bir kabakla boğuşuyorum bazen

        Doğruyor ve kızartıyorum onu

        Günler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz.

        Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum

        Pek inandırıcı olmayan

        Ruhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenler

        Hikâyeme bir ölüm yazmak istiyorum

        Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma

        Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşıma

        Son bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum

        Otobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beni

        Yağmurla beraberliğimden doğan

        Birinci ve yüzbininci hayaletim

        Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan

        O kadar çok, o kadar çok hissediyorum.

        Fareler yeraltından fırlatılan havai fişeklerdi

        Haberler getiriyorlardı, hep kötü haberler

        Akşamları günahkâr yazar kasalar kadar

        Z raporları kadar uzun şiirlerim

        Elinde bir paket çubuk krakerle geçmişim

        O eski arkadaşım yıkanmış midesiyle

        İskambil kağıtları kusan, zarlar

        Maça kızı ve pis yedili sayesinde

        Kaç kere ölümle randevulaştı.

        Plastik çiçeklerle ziyaretine geldi hayat

        Semt pazarından alınma hırkasıyla,

        Ayolu, yanisi bol konuşmalarıyla

        Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla

        Öyle çok sevdim, öyle çok sevdim

        Binlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader.

        Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalarda

        Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan.

        Hikâyem ucuz, romanım basmakalıp

        Pembe kağıtlar aldım

        Hayatıma bir ölüm yazacağım

        Bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan

        Yazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızmadı kâğıda

        Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi.

        Yazık bir son mektup bile bırakmadan gitti

        Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman.

        REKLAM

        MR.PARKİNSON

        Her gün uzak ülke kırpıntıları dökülür

        güneşin ceplerinden. Yoksul aile babası

        cebi gibi biraz kasvetli ve susam kokulu.

        Sanki gretagarbo artisti ölür gibi

        gün batana dek karabasanlar dolaştırır

        sokaklarda hırdavatçılar, gecenin her

        köşesinde sarhoşlar gündüzü kusarlar.

        Güneş vergi iade zarflarında saklanır.

        Ucuz elbise askılarında tiril tiril

        amortiden bir deniz sallanır.

        Sabaha karşı nemli bir ıslık, bir

        köşede siftinip duran sokak

        kedilerinin tüylerini tarazlar.

        Yampiri bir yağmuru seyreder

        dizilip rengârenk, pis kediler.

        Boyozcular, elleri yağlı, gözleri

        yağlı, gönülleri yağlı pis adamlar.

        Güvenoyu alamamış martılar

        Kemeraltı çarşısına alışverişe

        çıkarlar. Otuziki yerinden

        bıçaklanmış aşklar damlar

        gözlerinden. Kulenin altında

        bekler her öğlen Mr.Parkinson.

        Bu şehirde adamın biri

        her öğlen bir deprem bekler.

        ÇARŞAMBA: Arif Dino

        'KORONA GÜNLERİNDE ŞİİR'İN DİĞER ŞAİRLERİ

        REKLAM
        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa