Netflix Türkiye'de seyredebileceğiniz en iyi aksiyon filmleri
Sinema salonlarının büyük perdesinde aksiyon seyretmeyi özleyenler 26 Ağustos'ta 'Tenet' ile emellerine kavuşacaklar. 'Mulan', 'Black Widow' gibi iddialı aksiyon filmleri ise sırada bekliyor. O filmler vizyona girene kadar türün en iyi örneklerini keşfetmek ya da yeniden seyretmek isteyenler için sinema yazarı Mehmet Açar, Netflix Türkiye'deki en iyi 30 aksiyon filmini seçti…
- 22
MAD MAX FURY ROAD (2015)
Kıyamet sonrasının çöllerinde geçen filmde Max (Tom Hardy), “yalnız kovboy” misali takılırken Ölümsüz Joe'nun yönettiği yarı vahşi bir toplumun avcıları tarafından yakalanır. Daha sonra kendini, Ölümsüz Joe’nun haremiyle birlikte Yeşil Diyar’a kaçmaya çalışan Furiosa (Charlize Theron) ve onu takip edenler arasındaki kanlı bir kaçma kovalamacanın orta yerinde bulur. İktidardakiler, kadınları ve savaşçıları sömüren hastalıklı, çirkin, deforme erkeklerden oluşur. Fiziksel deformasyon ve hastalık, sembolik olarak hem iktidarı hem toplumu sarmış durumdadır. Toplum, dini fanatizm ve militarizmle ayakta tutulur. Furiosa’nın kaçırmaya çalıştığı genç, güzel ve sağlıklı kadınlar ise kıyametin orta yerinde insanlığın umudu ve geleceğini temsil ederler. Max’i etkileyen, kadınların iktidara baş kaldırma cesareti ve geleceğe duydukları inançtır. Filme asıl ruhunu veren ise muhteşem aksiyon duygusu ve görsel atmosfer… “Mad Max: Fury Road’, Junkie XL imzalı müziklerin katkısıyla çölde geçen vahşi bir rock operası tadı veriyor... Aksiyonu ve görsel atmosferiyle seyirciyi mest eden bir film.
- 23
KOD ADI: U.N.C.L.E. (2015)
(The Man from U.N.C.L.E.)
ABD’de 1965–1968 arasında yayınlanan aynı adlı TV dizisinin serbest bir uyarlaması… Amerikalı Napoleon Solo (Henry Cavill) ile Rus ajan Ilya Kuryakin (Armie Hammer), yanlarına bir bilim adamının kızını (Alicia Vikander) da alarak nükleer bomba yapmaya çalışan bir İtalyan çiftin peşine düşüyor; dünyayı kurtarmaktan ziyade Soğuk Savaş’ın güç dengelerini ayakta tutmaya çalışıyorlar. Senaryoyu Lionel Wigram ile yazan yönetmen Guy Ritchie, iki ajanın nefretiyle başlayan zoraki iş birliğine odaklanıyor. Ritchie öyküyü sadece bir ‘iskelet’ olarak alıyor, karakterler arası ilişkileri, çatışmaları derinleştirmiyor. Belli ki asıl amacı, 1960’ların ajan filmleri türü üzerinden serbest bir biçim alıştırması yapmak.
Daniel Pemberton imzalı müzikleri ve harika bir 1960’lar dekoru sunan prodüksiyon tasarımıyla filmin keyifli bir seyir vaat ettiği inkâr edilemez. Ritchie’nin ‘yaratıcı yönetmenlik numaraları’nın hakkını yemeyelim. Ritchie bazı bölümlerde müziği adeta bir yabancılaştırma öğesi gibi kullanıyor. Sonuç olarak, ortaya 1960’lar nostaljisiyle dolu son derece biçimci, şık bir ajan filmi çıkıyor. - 24
ÖRÜMCEK-ADAM: EVE DÖNÜŞ (2017)
(Spider-Man: Homecoming)
Lise öğrencisi Peter Parker, Örümcek-Adam kişiliğine bürünüp Yenilmezler ekibine katılmayı her şeyden çok ister ve boyundan büyük işlere girişir. Iron Man’den beklediği çağrı gelmeyince işgüzar bir kahraman haline gelir. Öyle ki süper kahramancılık oynayan bir çocuktan farkı kalmaz ve çevreye yarardan ziyade zararı dokunur. Bu ilk bölüm filmin en eğlenceli sahnelerini içeriyor. Özellikle yakın arkadaşı Ned’le (Jacob Batalon) muhabbetleri...
Jon Watts’ın yönettiği “Örümcek- Adam: Eve Dönüş”ün en başından itibaren derin ve karanlık bir film olmaya niyeti olmadığı da kesin. Lise filmi tadında hafif ve eğlenceli bir film. Aksiyon sahneleri genelde Örümcek-Adam’ın dövüş becerileri konusundaki marifetlerine odaklanırken çarpışma sahneleri diyaloglu sahnelere göre zayıf kalıyor. Filmin en iyi sahnesi, Örümcek-Adam’ın kulenin tepesine çıkıp asansörde kalan arkadaşlarını kurtarmaya çalıştığı bölüm. Öyle iyi çekilmiş ki yükseklik korkusu olanların seyretmesi zor... -
- 25
KONG: KAFATASI ADASI (2017)
(Kong: Skull Island)
Her şey iki düşman pilotun, 2. Dünya Savaşı sırasında, Pasifik’te ıssız adaya düşmesiyle başlıyor. 1945’ten sonra dünyada olup bitenleri “haber filmi” görüntüleriyle hızla anlatan film, 1973’te duruyor ve Vietnam Savaşı’ndan dönen askerler, bürokratlar ve bilim insanlarını devletin çıkarlarını ilgilendiren bir keşif görevinde buluşturuyor.
Film açık bir militarizm eleştirisini eksen alıyor. ABD’nin Kong’un adasını asker, sismik bomba ve silahla “keşfetmeye” gelmesi bu tavrın bir yansıması. Film boyunca militarizmin “düşman ve savaş yaratma” stratejisi de kurcalanıyor. Kong’u yok etmek isterken, adanın ekolojik dengesinin bozulması ve daha kötü düşmanların uyandırılması, çevreci içeriğin yansıması. İlk başta şuursuz dev bir canavar hissiyatı veren Kong, daha sonra ABD militarizmine karşı adadaki doğal yaşamı koruyan bir süper kahramana dönüşüyor. Canlı çekimlerle bilgisayar animasyonlarının birleşimi, “yüksek çözünürlüklü” bir gerçekçilik vaat ediyor. Teknik açıdan çok özenli ve sağlam bir iş… Çekimlerin yönetmen Jordan Vogt Roberts tarafından kâğıt üzerinde de yaratıcı bir şekilde planlandığı kesin. - 26
WONDER WOMAN (2017)
Gal Gadot’un canlandırdığı Amazon prensesi Diana, I. Dünya Savaşı’nı bitirmek amacıyla yaşadığı cennet adayı terk ederek Almanların geliştirdiği kimyasal silahın peşine düşüyor… Filme, Diana ya da Wonder Woman’ın hayat hikâyesi olarak bakılabilir. Wonder Woman resimli romanlardaki gibi bir Amazon prensesi ve kökenleri Yunan mitolojisine kadar giden bir yarı tanrıça.... Diana’nın büyüdüğü ada, uygarlık dışı bir mekân. Bir gizli cennet... İngilizler adına çalışan Amerikan casusu Steve Trevor’un (Chris Pine) uçağının ada açıklarında düştüğü sahne, öyküyü yakın tarihe bağlasa da mitolojiden hiç kopmuyoruz. Almanlar, Osmanlılar, İngilizler ve kimyasal silahlar bir yana her şey, Savaş Tanrısı Ares’le Diana arasındaki çatışmayla ilgili...
Erkek yönetmenlerin egemen olduğu bir türde Patty Jenkins, teknik ve estetik anlamda gayet iyi iş çıkarıyor. Çektiği en güzel aksiyon sahnesi, Amazonlu kadınlarla Alman ordusunun plajdaki savaşı... Üniformalı erkeklerin ateşli silahlarına karşı kadınlar ok, mızrak ve kılıçların yanı sıra fiziksel güçleri ve akrobatik yetenekleriyle savaşıyorlar. Görsel anlamda keskin kontrastlara dayalı bir tür medeniyetler ve cinsiyetler savaşı bu.... Son yılların en çok seyredilen aksiyon filmlerinden biri. - 27
THE NIGHT COMES FOR US (2018)
Dövüş filmlerinde son yıllarda bir Endonezya ekolünden söz etmek mümkün. Türün hayranlarının Endonezya’dan gelen filmlere duyduğu ilginin kökeninde hiç kuşkusuz gerçekçi dövüş sahneleri var. Hollywood’daki güvenlik önlemlerinin Endonezya’da uygulanmaması, bu sahneleri çok daha sert, vahşi ve sahici kılabiliyor… Kendi adıma Endonezya usulü dövüş filmlerini çok sevdiğimi söyleyemem ama ‘The Night Comes For Us’ın Netflix’te yayınlanır yayınlanmaz, küresel ölçekte ilgi gördüğünü belirtmem gerek. ‘Killers’ ve ‘Headshot’ gibi filmleriyle tanınan Time Tjahanto’nun yazıp yönettiği film, dövüş filmi türünün son birkaç yıldaki en iyi örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Başrollerinde ‘Baskın’ serisinden tanıdığımız Iko Uwais ve Joe Taslim’i izlediğimiz film, Jakarta’da suç çeteleri arasında geçen bir hikâye anlatıyor. Sadece türün meraklılarına hitap ettiğini bir kez daha belirtelim.
-
- 28
TRIPLE FRONTIER (2019)
‘Oyunun Sonu’ (Margin Call), ‘Sona Doğru’ (All is Lost), ‘A Most Violent Year’ gibi senaryosunu kendi yazdığı filmlerle tanınan yönetmen J.C. Chandor, bu kez Mark Boal’un neredeyse 10 yıldır Hollywood’un gündeminde olan senaryosuyla geliyor karşımıza… Film, Güney Amerikalı uyuşturucu baronunu soymaya çalışan bir grup eski özel kuvvet askerinin öyküsünü anlatıyor. Oscar Isaac, Ben Affleck, Charlie Hunnam, Garrett Hedlund ve Pedro Pascal gibi oyuncuları bir araya getiren ‘Triple Frontier’, özellikle aksiyon ve gerilim açısından tatmin edici bir film… Chandor’un önceki işlerine göre karakterlerin yeterince iyi ele alınamadığı film, Türkiye dahil birçok ülkede salonlarda gösterime girmeden, Netflix üzerinden seyircilerle buluşmuştu. Netflix’in orijnal içerikleri arasındaki en iyi aksiyonlardan biri…
- 29
GÖREVİMİZ TEHLİKE-YANSIMALAR (2018)
(Mission: Impossible-Fallout)
Ethan Hunt (Tom Cruise), bu filmde sadece kötülerle değil masum insanların hayatını önemsemeyen istihbarat örgütlerinin zihniyetiyle de savaşıyor. “Yansımalar” serinin ilk filmden beri sürüp giden temel fikrine yeniden dönüyor: Dünyayı gizli servisler, derin devlet operasyonları ya da karanlık güç stratejileri değil, Ethan Hunt gibi otoriteye karşı çıkmasını ve gerektiğinde bağımsız hareket etmesini bilen insanlar kurtarır... İşte bu yüzden, devlet otoritesine karşı bireyi savunan, politik bir alt metni var filmin.
İşin aksiyon kısmı ise mükemmel. Helikopter takibi çekimleri mesela... Dört sahneden oluşan ve filmin son bölümüne damgasını vuran çok uzun bir sekans bu… Özellikle iki helikopterin dağa düşmesiyle başlayan sahne, sıkı bir gerilim vaat ediyor. Ama Paris’te geçen ve peş peşe gelen o nefes kesici takip sahneleri öylesine iyi ki filmdeki diğer her şey biraz gölgede kalıyor. Paris’in meydanları, caddeleri ve sokaklarıyla göz alıcı bir arka fon oluşturduğu, yönetmen Christopher McQuarrie’nin çok iyi iş çıkardığı sıkı bir aksiyon sekansı bu... Tom Cruise’un çekimler sırasında sağ bacağını sakatladığı Londra’daki atlamalı, koşmalı takip sahnesi de serinin en iyi çekimlerinden... - 30
DA FIVE BLOODS (2020)
Yıllar sonra Vietnam’a dönen 4 eski Amerikan askeri, sadece savaşta kaybettikleri arkadaşlarının cenazesini değil toprağın altına gömdükleri altın dolu sandığı da ararlar. Geçip giden yıllar her birini farklı şekilde etkilese de savaş hiçbirinin zihninde tam olarak bitmemiştir… Altına kavuşma arzusu onları beklemedikleri başka bir savaşa doğru sürükler… Savaş ve aksiyon filmi olarak seyircilerin beklentilerine yanıt vermeyi bilen filmin, politik altmetinleri itibarıyla Vietnam Savaşı ve ABD’deki ırk ayrımcılığı üzerine bir metaforlar dizisi olduğu söylenebilir. Usta yönetmen Spike Lee’nin film boyunca araya girdiği belgesel çekimler ve fotoğraflar, Vietnam Savaşı’nın somut gerçekliğini sürekli aklımızda tutmamızı sağlıyor. Lee, Vietnam Savaşı’nda geçen geçmişe dönüş sahnelerinde ise 1970’lerden kalma bir film izlediğimiz duygusunu vermek için özel bir teknik kullanıyor. Flash-back sahnelerde gerçeklik hissini kıran en yadırgatıcı uygulama ise filmin dört ana karakterinin yaşlılık halleriyle karşımıza gelmesi… Spike Lee, günümüzde geçen savaş sahnelerinde ise gerçekçi bir tarzdan ziyade video oyunlarındaki grafik estetikten esinleniyor.
-