Sarah Jessica Parker: Maggie tüm yalnız annelere benziyor
Sarah Jessica Parker romantik komediyle yıllar sonra beyazperdede olacak
GİZEM SEVİNÇ SELVİ / GAZETE HABERTÜRK-PAZAR
Sex and the City’nin Carrie’si, tüm dünyada milyonlarca kadının idolü Sarah Jessica Parker, bu kez demode ötesi ama inanılmaz eğlenceli bir romantik komediyle huzurlarınızda.
Kendini çocuğuna adayan, bir yandan da kariyer yapmaya çalışan, yalnız ve güzel bir kadının hikâyesiyle... Bu kez hikâye New York’ta değil Roma’da geçiyor, yanında Big değil Raoul Bova var.
Hiçbir zaman efsane bir güzel değildi belki ama ojesiz tırnaklarıyla Manhattan’daki dairesinin camından dumanını üflerken muhteşem görünüyordu. Hayat verdiği Carrie Bradshaw bir ikon, her ayrılığımızın üstüne ‘Sex and the City’le bir bardak su içirten, o bar senin bu sokak benim Mr. Big’imizi aratan bir idol.
Bu arada biraz yaşlandı, hatta Instagram’da 50. yaşını kutladığını duyduğumda etrafta kadeh aramamak elde değildi. İşte Amerikalı oyuncu ve tasarımcı Sarah Jessica Parker böyle bir kadın.
Ve şimdi, müthiş bir romantik komediyle yıllar sonra beyazperdede olacak. Üstelik bu kez yanında Big değil ama Ferzan Özpetek’in Karşı Pencere’sinden çok iyi hatırladığımız, yakışıklılığıyla İtalyan erkeğinin medar-ı iftiharı olan Raoul Bova var ve birlikte hiç fena görünmüyorlar.
‘Roma’da Aşk Başkadır’ çok klasik, sevimli bir romantik komedi olmuş. Filmde sizi cezbeden ne oldu?
Birçok farklı sebep sayabilirim ama dürüst olmam gerekirse en önemlisi yönetmen Ella Lemhagen’la çalışmaktı çünkü onu çok iyi tanıyordum, yaptığı işlerden haberdardım. İsveç sineması için yaptıklarını bugüne kadar hep hayranlıkla takip ettim. Özellikle de 2008’de yaptığı ‘Patrik 1.5’ müthiş bir işti. İnanılmaz ama ilk seferinde telefonla konuştuk ve 40 yıldır tanışıyor gibi sohbet ettik. Hikâyeyi ve senaryoyu müthiş çekici buldum.
Film çekmek için Roma’dan daha müthiş bir yer düşünemiyorum, adeta bir cennet. Çekimler nasıldı?
Gerçekten inanılmazdı. Bilirsiniz, sadece etrafta dolaşan bir Raoul Bova izlemek bile inanılmaz bir zevk. (Gülüyor.) Tabii muhteşem Claudia Cardinale’den söz etmiyorum bile, ona hayatım boyunca hayran oldum, hep de öyle kalacağım. Ve filmde kızım Summer’a hayat veren, Rosie Day’e öyle çabuk alıştım ki, çekimlere başladıktan hemen sonra bana taşındı. (Kahkahalar.)
Biraz karakteriniz Maggie’den söz eder misiniz? Nasıl yaklaştınız ona, nasıl hazırlandınız?
Maggie’nin son derece normal biri olduğunu söyleyebilirim.Yani ortada özellikle kahraman bir kadın ya da çok renkli bir kadın falan yok. Bana sorarsanız birçok açıdan tüm diğer yalnız annelere benziyor. Bilirsiniz; usturuplu olmaya çalışan, hem akıllı hem sevgi doluyken bir yandan kariyerini sürdürmeye çalışan annelerden biri. Ama gün geliyor, Maggie de hayat mücadelesinde kendini kaybettiğini hissediyor. Bir yandan annelik rolüne öyle kaptırmış ki, onun dışında kalan hayatında bir kadın olarak özgüven sorunları yaşamaya başlıyor. Ve birçoğumuz gibi, hayatı giderek daha karmaşık hale gelirken geçmişine yoğun duygularla bağlı.
Başrolü paylaştığınız Raoul Bova’dan söz ettiniz zaten. Daha önceki işlerine aşina mıydınız?
Aslında bir markanın kampanyası için birlikte çalışmıştık. Raoul İtalya’da büyük, etkili bir star. İnsanlar onun için deliriyor. Şöyle söyleyeyim, çekim yaptığımız yerlerde insanlar onu bir an olsun görebilmek için sıraya diziliyordu. İtalya’da tahmin edebileceğinizden de çok sayıda hayranı var. Bunun yanında son derece cana yakın ve birlikte çalışmanın keyifli olduğu biri. Bu söylediklerim sıkıcı görünebilir ama onu gerçekten sevdim!
Siz hem ekranda hem de günlük hayatınızdaki tarzınızla moda dünyasında etkili bir kadınsınız. ‘Roma’da Aşk Başkadır’a bu anlamda bir katkınız oldu mu?
Hem ben hem de diğer aktörlerin kostüm tasarımına katkıları oldu tabii ki. Ama bunun tam anlamıyla bir “moda” konsepti olduğunu sanmıyorum, yani bu hikâye anlatımının bir parçası benim için. Kariyerimin başlarında, yani Sex and the City’den de çok önce ve muhtemelen tiyatro geçmişimin etkisiyle bir karakteri bütünüyle yaratmanın ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Tabii sürecin kostüm kısmını ekstra sevdiğimi söyleyebilirim. Elbette işin sadece bu kısmını önemsiyorum demek değil bu, ama gerçekten çok gerekli görüyorum. Her şeyle tek tek ilgileniyorum, müthiş detaycıyım. Ve bu durum gösterişten ziyade gerçek bir karakter yaratma isteğiyle alakalı. Hâlâ bu konuda yapacak çok şeyim var.
Peki filmde işler nasıl gelişti?
Ella Lemhagen’ın kız kardeşi Moa (Moa Li Lemhagen Schalin) filmin kostüm tasarımcısıydı. Ella’nın İsveç’te yaptığı çoğu filmde birlikte çalışmışlar. Günün sonunda onunla çalışmak son derece eğlenceliydi. Bu arada kısıtlı bir bütçemiz olduğunu belirtmeliyim, dolayısıyla stratejik, düşünceli ve çok akıllı davranmalıydık. Bu elbette karaktere de bağlı. Biliyorsunuz, Maggie çok parası olan ya da modayla falan ilgilenen biri değil. Hayatına uygun olduğunu düşündüğü şekilde giyinen, sıradan bir kadın o.
‘ESKİ MODEL BİR ROMANTİK KOMEDİ'
İtalya’da bulunduğunuz süre içerisinde İtalyanca öğrendiniz mi hiç? En azından denedim, mesela “Lütfen” diyebiliyorum. Ah bir de haftanın günlerini öğrendim, ertesi gün sete çağrıldığımda kaçırmıyordum böylece. (Kahkahalar.)
İtalya’yı ne kadar görebildiniz bu arada?
Maalesef çok fazla değil. Aslında çekimler Roma’dan ziyade Roma çevresinde ve Perugia’da yapıldı. Trenle kuzeye 2 saat mesafedeki Viterbo adında bir yerde konakladık, dolayısıyla geri dönme ya da Roma’nın ilerisine gitme şansımız olmadı. Yine de çok enteresandı. Bir aileyle tanışıp onların otelinde kaldım, harikulade insanlardı. Sonra internet üzerinden Roma’da bir daire bulup kiraladım, orada kaldığımız süreyi düşündüğünüzde yeterince güzel görünüyordu. Öyle şaşaalı bir yer değil ama La Maddalena adındaki müthiş kiliseyi görüyordu ve çok merkeziydi. Dolayısıyla hafta sonları her yere yürüyerek gidebiliyordum. Özellikle hafta sonları çok keyifli geçti yani.
Roma’da Aşk Başkadır’ı çekerken yaşadığınız en büyük zorluk ne oldu?
Sanırım en büyük mesele anlaşmaktı. (Gülüyor.) Ne olursa olsun arada bir dil bariyeri var ve çevirmenimiz yoktu. O açıdan biraz karmaşık bir süreç oldu yani. Ama sonuçta hepimiz yetişkiniz ve problemleri bir şekilde çözebiliyoruz işte.
Filmin bitmiş halini ilk gördüğünüzde nasıl hissettiniz?
Bu konuda söyleyebileceğim tek şey şu; kendimi izlemekten gerçekten hiç hoşlanmıyorum! Ama sanırım son derece tatlı, basit, eski model bir romantik komedi çekmeyi başardık.
‘SEX AND THE CİTY TAMAMEN BİTTİ' DİYEMEM
Sizi bulmuşken efsane “Sex and the City”den söz etmemek mümkün değil. Sık sık seriye yeni bir film ekleneceği söylentileri çıkıyor. Böyle bir plan var mı yoksa “Sex and the City” defterini tamamen kapattınız mı?
Şu an gündemimde böyle bir plan yok ama bu ileride olmayacağı anlamına gelmiyor. Daha önce de söylediğim gibi, hikâyenin ne olduğunu biliyorum ama gizemini korusak daha iyi. Orada çalıştığım kişilerle yollarımızın ayrıldığını hayal bile edemiyorum ama tam olarak ne olacağını da bilmiyorum. Ve biliyorsunuz, şu an müthiş yoğun günler geçiriyorum. HBO için hem oynadığım hem de yapımcısı olduğum yeni bir dizi çekiyoruz ve bu iş zamanımın çok büyük bir kısmını alacak gibi görünüyor. Dolayısıyla 2016, kızlarla yeniden bir araya geleceğimiz yıl gibi durmuyor pek.
HBO projesi nasıl gidiyor, adı ‘Divorce’ değil mi?
Ah, evet. Çekimlerin bitmesine 5-6 hafta kaldı. Benim için son derece heyecan verici bir deneyim, bir tür meydan okuma oldu bu. Işin yazma kısmını da çok sevdiğimi fark ettim. HBO’yla tekrar çalışmak benim için evime dönmek gibi oldu, bunun için ayrıca mutluyum. Yani her türlü biraz gergin bir süreç olsa da çok mutluyum.