Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Bir İngiliz, bir Fransız, bir Alman, bir Türk...

        oluşan fıkraları duymuşsunuzdur.

        O fıkralar sizi ne kadar güldürür bilmem ama bu ara İngiliz, Fransız ya da

        Almanlara bakınca halimiz tam fıkra gibi.

        İngiltere, Kraliyet Akademisi'nin Yaradılış Teorisi fen derslerinde tartışılsın önerisini konuşuyor.

        Bu fikre karşı olanlar konunun din derslerinde ele alınması gerektiğini savunuyor.

        Fikre destek verenlerse bu sayede sıkıcı fen derslerinin canlanacağını öne sürüyor.

        Türkiye'de ise Sağlık Bakanlığı, yıllardır açık olan, hakkında onlarca değil

        yüzlerce haber yapılan bir zayıflama merkezinin ruhsatı olmadığını, ancak

        gencecik bir kızın ölümünden sonra fark ediyor.

        Fransa'da Papa'nın ziyareti ve Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin "Katolik köklerimiz" lafı ciddi bir laiklik tartışmasına yol açtı.

        Ne yüzde 53 ile seçilen Sarkozy'nin ağzından "Milli iradaye ram olmak" lazım lafı çıktı ne de Sosyalistler'den Sarkozy'nin partisi kapatılsın çağrısı geldi.

        Türkiye'de din ve laiklikle ilgili herkes konuşabildiği için Manavgat Müftüsü bikinili bir kadınla göz göze gelinirse ne olur, böyle bir durumda göz ne zaman başka tarafa çevrilmeli diye açıklamalar yaptı.

        İngiltere'de iktidarda bulunan İşçi Partisi'nin vekilleri Başbakan Brown'a kendini toparlaması,iyi bir parti kurultayı yapılması ve yerel seçimlerde yenilgiye uğranmaması için bir muhtıra verdi.

        Türkiye'de seçim barajı yüzde 10, Türkiye'nin en büyük "sol" partisi CHP'de aday olma barajı yüzde 20.

        İngilizler'de parti kurultayı demek izlenecek politikanın belirlenmesi, yapılan hataların konuşulması demek, bizde genel başkanın hazırladığı listenin delinmeyeceği seçim demek.

        Seçim kazanma meselesine gelince bildiğiniz gibi CHP seçim kazanamasa bile

        "son 7 seçimdir oylarını hep arttırıyor."

        Almanya çoğunluğu kendi vatandaşlarından toplanmasa ülkede yardım adı

        altında toplanan milyarlarca avronun peşine düşüyor, amaç dışı harcamaların

        sorumlularına kelepçe takıyor.

        Türkiye'de ise aynı isimli derneğin ne kadar yardım topladığını, bunu kimlere dağıttığını bilen,soruşturan kimse yok ama bu işin siyasi kavgası var...

        Bir İngiliz, bir Fransız, bir Alman ve bir Türk diye başlayan fıkralara gülmekte bir sakınca yok.

        Zaten ağlanacak halimize yıllardır gülüyoruz...

        ZEYTİN VS...

        Gitmekten çok görülmenin ya da oradaydım demenin önemli olduğu yerler vardır.

        Eskiden Bodrum böyle bir yerdi şimdi bu özellik Alaçatı ve Yunan Adaları'na geçti.

        Alaçatı benim için sadece güzellikleri değil, mübadele yıllarının öykülerini de barındırır.

        Mübadele yıllarına kadar Alaçatı şarap bağları,limandaki şarap fabrikası

        ve üzümleriyle ünlüydü.

        Sonra Rumlar gitti yerlerine Boşnaklar,Arnavutlar,Girit'ten ve Selanik'ten

        gelenler yerleştirildi.

        Bağcılığı hiç bilmeyen bu insanlara kimse yardım etmedi, onlar da en iyi

        bildikleri iş olan tütüncülük ve hayvancılık yapmaya başladılar.

        Çeşme ve Ilıca deniz sayesinde gelişip dururken Alaçatı onlarca yıl yerinde saydı, yoksullukla boğuştu.

        Sonra otomobil sporlarından tanıdığımız Ali Deveci, Alaçatı'nın güzelliklerini ve el değmemişliğini fark etti ve ardından bildik hikaye başladı.

        Alaçatı sokaklarında bana huzur veren iki yer vardır.

        Biri Mustafa Kemal ve İsmet İnönü büstlerinin yan yana olduğu alanın yanındaki meydan kahve, diğeri de mavi kapısından her girişimde mutlu olduğum Zeytin Vs...

        Zeytin Vs küçük bir dükkan ama içi tam bir zeytin krallığı...

        Zeyinler, zeytinyağları, doğal zeytinyağı sabunları, tütsüler, sonra onları süsleyen ve bir seramik atölyesinde yaptırılan seramik ürünler...

        Sonra köy tarhanası, Hacı Memiş Mahallesi'nde yaşayan kadınların tığla ördüğü lavanta keseleri ve vesaire...

        Reçelle hiç aram yoktur ama her seferinde durup etiketlerin üzerini okurum, bademli erik reçelini, cevizli elma reçeli ya da yenibahar ile armut reçelini yapmak kimin aklına geldi,kim nasıl yaptı...

        Dükkandan eli kolu dolu çıkan İstanbullu'ların her seferinde "neden bizim

        orada şube açmıyorsunuz?" sorusuna,çalışanların "internet satışımız var"

        cevabını dinlemekten yorulurum

        Öyle zamanlarda aklıma hep taş yerinde ağırdır lafı gelir...

        Mübadelenin bedelini ödemiş bir kasabaya şimdi de bir göç bedeli ödetmeye

        kimin ne hakkı var?

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa