Yandım Ali'nin tekkeci subayı
"Yandım Ali filminde Atatürk'e Samsun vizesi veren İngiliz yüzbaşıyı gerçek hayatında tanımıştım"
Ben, Yandım Ali filmindeki Mustafa Kemal ve arkadaşlarına Samsun vizesi veren İngiliz yüzbaşıyı gerçek hayatında tanımıştım. John Godolphin Bennett adındaki yüzbaşı sonraki yıllarda tasavvufa merak salmış ve Londra yakınlarındaki bir şatoyu tekke haline getirmişti.
Yandım Ali'deki İngiliz subay, Mustafa Kemal'e Samsun vizesi verip derviş olmuştu
Bir milyon seyirci sınırına dayanan "Son Osmanlı-Yandım Ali" filmini hafta içinde ben de seyrettim ve filmin bir sahnesi, Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarının Samsun'a gidişleri öncesinde İstanbul'daki İngiliz makamlarından aldıkları vizenin gösterilmesi, beni bundan 35 sene öncesine götürdü. Zira, hem filmde vizeyi verirken görünen genç subayı gerçek hayatından tanıyordum, hem de vizelerin asıllarını görmüş, hattâ yayınlamıştım. İşte, Yandım Ali'nin Samsun vizesi sahnesindeki genç İngiliz subayının, yani John Godolphin Bennett'in maceralarla dolu hayatının kısa öyküsü....
Suat Yalaz'ın çizgi romanından uyarlanan Son Osmanlı-Yandım Ali filmi, bir milyon seyirci sınırına dayandı. Filmi hafta içinde ben de seyrettim ve açık söylemem gerekirse şaşırdım, zira senelerden buyana Türk filmi görmemiştim ve filimciliğimizin bu derece geliştiğinden haberdar değildim. Çekim tekniği son derece ilerlemişti ve eski filimlerdeki alaturkalıklardan artık eser yoktu. Ama, bu şaşırtan gelişmeye rağmen, seslendirme maalesef hâlâ yerinde sayıyordu. Konuşmalar kesik kesik ve gereksiz duraksamalarla doluydu, ifadedeki üslup yapmacık, sıkıcı ve acemi bir tiyatro seviyesindeydi. Son Osmanlı'daki bir sahne, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun'a gidişleri öncesinde İstanbul'daki İngiliz makamlarından aldıkları vizenin gösterildiği bölüm beni bundan 35 sene öncesine, 1970'lerin başına, ilk gençlik senelerime götürdü. Zira, hem filimde vizeyi verirken görünen genç subayı gerçek hayatından tanıyordum, hem de vizelerin asıllarını görmüş, hattâ yayınlamıştım.
MÜZİKTEN MESTOLDU
1970'lerin İstanbul'unda, eski bir gelenek hâlâ devam ediyordu: Ev fasılları... Türk Müziği'nin profesyonel olmamalarına rağmen müzisyenlikte profesyonel seviyede olan mensupları akşamları bazı evlerde, genellikle de musiki üstadlarının evlerinde biraraya gelir ve saatler boyunca fasıl icra ederlerdi. Bu evlerden biri, tanbur üstâdı Dr. Selâhaddin Tanur'un Bomonti'deki dairesiydi. Orada her cuma akşamı saat sekizde toplanılır, geceyarısına kadar musiki yapılır, bendeniz de henüz lise talebesi genç bir tanburi adayı olarak, fasılda üstadlara refakate, daha doğrusu onları taklide çalışırdım. İşte, bu fasıllı gecelerden birinde, musikiyi dinlemek için gelmelerine izin verilen az sayıdaki misafir arasındauzun saçlı, zayıf ve yaşlı bir ecnebi dikkatimi çekti. Etrafla pek alâkadar olmuyor, gömüldüğü kadife koltukta gözleri kapalı vaziyette sadece dinliyor ve nağmeleri kendinden geçmiş gibi, daha derinlerden takibe çalışıyordu. Misafirin kim olduğunu merak edip üstâd Selâhaddin Bey'e sordum, "Meşhûûûr İşkenceci Benet" dedi, o kadar. Ama, bu üç kelimelik cevap, misafirin kim olduğunu anlamama kâfi gelmişti. Benet adı, o günlerde okuduğum bir kitapta, Hüsamettin Ertürk'ün Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarını anlattığı "İki Devrin Perde Arkası" isimli hatıralarında çok sık geçiyordu. Koltukta kendinden geçercesine musiki dinleyen kişi, İstanbul'un Birinci Dünya Savaşı sonrasında uğradığı işgale katılan İngiliz birliklerinin istihbarat subayı olan ve o dönemi anlatan kitaplarda Yüzbaşı Benet yahut İşkenceci Benet diye bahsedilen John Bennett idi. Beni, fasıl sonrasında Bennett ile tanıştırıp "Bu çocuk meraklıdır" dediler. Hafif aksanı vardı ama eski İstanbul üslubuyla ve mükemmel bir Türkçe konuşuyordu. Bir ara şehrin çok değişmiş olduğunu, gitmek istediği bazı yerleri bulmakta zorluk çektiğini ve iki günlüğüne kendisine bir refakatçi aradığını söyleyince hemen talip oldum. Ertesi sabah buluştuk, gideceği yerlere beraberce gittik, sonra eski dostlarını buldu ve Bennett'i gazeteci Nezih Uzel ile arkadaşları devraldı. Yüzbaşı Bennett'i bir daha göremeyecek, bir yahut iki sene sonra İngiltere'de öldüğünü öğrenecektim. Bennett'in o iki gün boyunca anlattıklarından hafızamda en fazla kalan cümle, "Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a benim verdiğim vizeyle gitmişti"sözüydü ama açık söylemem gerekirse "Galiba karıştıyor" diye düşünmüş ve yaşlılığına vermiştim. İngiliz işgal kuvvetlerinin istihbarat subayının aslında doğru söylediğini, yani vize hadisesinin gerçek olduğunu, Bennett'in ölümünden sadece birkaç hafta önce yayınladığı hatıralarını seneler sonra okurken öğrendim. Bennett, "Witness", yani "Tanık" adını verdiği otobiyografisinde Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarının Samsun'a gidişleri konusunun bilinmeyen taraflarını anlatıyordu. Derken aradan yine seneler geçti ve talihin cilvesi mi, kader mi bilemeyeceğim ama, yolum Bennett ile yeniden buluştu.
KUMANDANIN ARŞİVİ
1990'lı senelerde Şahbaba'yı, yani Sultan Vahideddin'in hayatını yazıyordum ve bazı belgeler bulabilme ihtimalini düşünerek, İstiklâl Savaşı'nın çok önemli ve meşhur bir kumandanının ailesini ziyaret etmiştim. Söz döndü, dolaştı, Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarının Samsun'a gitmeleri konusuna geldi ve İstiklâl Savaşı'nın bu çok önemli kumandanının aile mensupları, "Bunlar belki işinize yararlar" diyerek bana bir dosya uzattılar. Dosyanın kapağını açınca, tüylerimin nasıl diken diken olduğunu bugün hâlâ hatırlarım. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun öncesi ve hemen sonrası yazışmaları elimde duruyordu, seneler boyunca işittiğim vize söylentileri gerçekti, zira Paşa'nın Samsun vizelerinin asılları bu dosyadaydı ve vizelerin altında John Bennett'in imzası vardı. Önceki gün seyrettiğim Son Osmanlı- Yandım Ali filmi, bana işte 35 sene öncesine uzanan bir hatıralar zincirini yeniden hatırlattı. sonra, Yüzbaşı Bennett'in, yahut tam adıyla John Godolphin Bennett'in filimlere bile rahmet okutacak derecedeki maceralı hayatından enstantaneleri, bu sayfada sizlere de anlatmak istedim.
Paşa, Samsun'a 48 kişiyle çıkmıştı
JOHN Bennett'in, ilk baskısı 1974'te yapılan ve yakın tarihimizle ilgili son derece önemli bilgilerin yeraldığı Witness yani, Tanık isimli otobiyografisi Türkçe'de ancak 33 sene sonra, Çiçek Öztek'in rahat ve anlaşılabilir tercümesiyle geçtiğimiz haftalarda yayınlanabildi. Bennett, hatıralarında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının 16 Mayıs günü Bandırma Vapuru ile Samsun'a doğru yola çıkmalarından önce verdiği vizelerin öyküsünü de anlatıyor. Karadeniz, o günlerde fiilen İngiliz donanmasının işgali altında bulunduğu için Boğazlar'dan çıkabilmek için İngiliz vizesi gerekmekteydi. Mustafa Kemal Paşa'nın hazırladığı ve 23 karargâh mensubu ile 25 erden oluşan 48 kişilik liste Harbiye Nezareti, yani Savaş Bakanlığı tarafından İstanbul'daki İngiliz Kumandanlığı'na gönderilmiş, İrtibat Kumandanı Binbaşı Millingen, 15 Mayıs günü listeyi tasdik etmiş ve Yüzbaşı John Godolphin Bennett de, 16 Mayıs sabahı isimlerin yazılı olduğu kâğıtların arka sayfasına vize damgalarını basmıştı. Yüzbaşı Bennett, hatıralarında vize konusunu şöyle anlatıyor: "...Günün birinde, farketmeden kaderin vasıtası oldum. 15 Mayıs'ta Yunan kuvvetleri İzmir'e çıkmış ve beklenmedik direnişle karşılaşmıştık. Sultan, başında Gelibolu kahramanı Mustafa Kemal Paşa'nın bulunduğu bir heyetin Türk ordusunun ihtilâfın dışında kalmasını sağlamak maksadıyla gönderilmesi konusunda Müttefikler'in Yüksek Komiserleri'yle anlaşmaya varmıştı. 22. doğum günümde garip bir rastlantı olarak bir Türk subayı odama geldi ve Mustafa Kemal Paşa ile maiyetindekiler için vize istedi. Listeyi okuyunca Türk Ordusu'nun en faal 35 generaliyle albayının isimlerinin yazılı olduğunu gördüm. Vizeleri vermek istemedim. Binbaşı van M., her zaman olduğu gibi özel işleri için dışarıdaydı. Listeyi karargâha götürüp talimat istemeye karar verdim. Görevli subaya "Bu liste bende barış heyetinden ziyade savaş heyeti intibaı uyandırıyor" dedim. Yüksek Komiserliğe danışılacağını söyleyip beklememi istediler. Yaklaşık bir saat sonra çağırıldım ve vizeleri verme talimatı aldım. Bana 'Mustafa Kemal Paşa, Sultan'ın güvenine tam olarak sahiptir' dendi"
İstihbaratçıydı, hapse girince tasavvufçu oldu
JOHN Godolphin Bennett, hatıralarını yayınlamasından sadece birkaç hafta sonra, 1974'ün 13 Aralığında öldüğünde 77 yaşındaydı... Henüz 20'lerinde genç bir yedeksubay iken önce Avrupa'daki cephelere gönderilmiş, sonra İstanbul'a tayin edilmiş ve İngiliz birliklerinin istihbarat subayı olmuştu. Karargâhı Kroker Oteli'nde idi, şehirde neler olup bittiğini izlemekte, meselâ Kuvâ-yı Milliyeciler'i takip etmekte, hattâ siyasi meselelere bile müdahalede bulunmaktaydı. O zamanki adı Meclis-i Mebusan olan Osmanlı Parlamentosu'nun İngiliz birlikleri tarafından basılıp tutuklanan İttihadçı milletvekillerin Malta Adası'na gönderilmeleri operasyonunun başında da Bennett vardı. Bennett, savaştan sonra ordudan ayrıldı ve maceralarla dolu yepyeni bir hayata başladı. Önce, miras ve petrol işine merak saldı. Türkiye artık cumhuriyet olmuş, hanedan sürgüne yollanmış, Osmanlı mallarına el konmuştu. Bennett'e göre Türkiye'deki hanedan mallarından ümit yoktu ama eskiden İmparatorluğun sınırları içinde olan memleketlerdeki, meselâ Yunanistan'daki yahut Arabistan'daki mallar kurtarılabilir gibiydi. Bazı hanedan mensuplarından vekâletler aldı ve şirketler kurdu. Kendi memleketinden, yani İngiltere'den Musul petrollerindeki Sultan Abdülhamid hissesini kurtarmaya çalışıyor ve Balkanlar'daki madenlerle üzerinde uğraşıyordu. Tapularda tahrifat yaptığı iddiasıyla Yunanistan'da tutuklanıp hapsedilince bu işe tövbe etti ve İstanbul'da defalarca gittiği Mevlevi tekkelerinin etkisiyle kendine bambaşka bir meşgale buldu: Batı'nın sufizm dediği tasavvuf benzeri akımlara merak saldı. Önce, Hint gurularının peşine takıldı. Bir ara Avrupalı sufilerin en meşhurlarından birinin, Uspenski'nin yanında göründü; derken bir başka sufinin, Gürciyef'in müridi oldu. Dünyayı dolaştı ama vatanı olan İngiltere'de karar kıldı ve Londra civarındaki Sherborne Şatosu'nda kurduğu tekke benzeri mekânda bir çeşit şeyh oldu. Artık sufizm konusunda kitaplar yazıyor, nâdir de olsa İstanbul'a gelip şeyhefendiler ile görüşüyordu. John Bennett bugün Avrupa'da, özellikle de İngiltere'de modern sufi düşüncesinin son devirdeki önemli isimlerinden biri olarak tanınıyor ve kurduğu düşünce sisteminin birçok takipçisi bulunuyor.