Uyduruk kahramanlar
Meriç Müldür yazdı
Son dönemde gelen tepkiler üzerine bir daha belirtmem gerekiyor ki bu köşe kişisel fikirlerimi paylaştığım bir köşe. Bunun yanında içinde haber unsuru da barındıran bir köşe. Çünkü ben haberi seviyorum, haberciliği seviyorum. Mesleğim de gazetecilik. Öncelikli görevim haberi vermek. İyi haber, güzel haber, özel haber benim canıma can katar. Maalesef son yıllarda habercilik geri plana düşürüldü, her konuda ahkam kesmeye dayanan yorumculuk prim yapar oldu. Konuya hakim olmasanız da, araştırıp soruşturmasanız da nasıl olsa herkesin her konuda iki cümle lafı var.
Ve bu köşe tek bir kulübe endeksli değil, her kulüpten habere yer veren, her kulüp hakkında yorumda bulunan bir köşe. Benim doğrum bu. Böyle de sürecek. Ne körü körüne bir kulübe bağlı yazılar yazarım ne de her önüme gelen kulübe sallarım. Sallamak aslında moda. Sallamak aslında revaçta. Ama ben iyi biliyorum ki o kulüpleri yönetenler, bu çok bilenlerden kat be kat daha fazla Beşiktaşlı, Fenerbahçeli, Galatasaraylı.
Bir salgındır gidiyor. Birilerini kıskanan düşman kesiliyor. Herkes olmuş bir taraf. Taraf olmazsan bertaraf oluyorsun. Aynı fikirdeysen dostsun, karşı görüşteysen düşman! İnsanları bölüyorlar, cepheler açıyorlar, kaos ortamı yaratıyorlar.
Çünkü buralardan besleniyorlar. Her şey rant için, kişisel menfaat için.
Bazı uyanıklar da fırsattan istifade ediyor, uyduruk senaryolarla kahramanlığa soyunuyor, kendi PR’larını yapıyorlar.
Niye böyle bir giriş yaptığıma gelirsek... Fulya Davası ile ilgili iki yazı yazdım, olduk Beşiktaş düşmanı. “Twitter Beşiktaşlıları” dedim, hepsi ayaklandı. Yarası olan gocunur. Niye hepiniz üzerinize alınırsınız? Sonuçta bu benim fikrim. Ne siz benim gibi düşünmek zorundasınız ne de ben sizin gibi. Konuyu mahkemelere mi taşırsınız, Beşiktaş başkanlığına mı soyunursunuz, Fikret Orman’dan, Yıldırım Demirören’den hesap mı sorarsınız? Bana ne!
Ama işte öyle zavallılar var. Ki aralarında medyaya sızmış olanları da bulunuyor. Bizlerle aynı masada yemek yediği için çalışanının görevine son veren de var, gazete sayfalarındaki mevcudiyetini ne tür ilişkilerine borçlu olduğunu hepimizin bildiği yandan çarklılar da.
FİRARİ BAŞKANA HODRİ MEYDAN
Gelelim Galatasaray’a. Kulübün firar eden başkanı Sportürk yorumcularını, Fenerbahçe medya ekibi ve Galatasaray düşmanı olarak tanımlamış.
Ne yapmışız biz? Adnan Polat’ı program konuğu olarak almışız. Biz sormuşuz, Polat yanıtlamış. Hem de dobra dobra. İzleyici üç saat koltuğundan kalkamamış. Yani işimizi, gazeteciliği yapmışız. Ben kendimi de arkadaşlarımı da iyi tanıyorum. Hepsi iliklerine dek gazeteci. Hepimizin meslekte 25-30 yılı var. Pijamayla doğmamış, paraşütle gelmemişiz. Hiçbirimizin evine haram lokma girmemiş.
Peki siz firari başkan... Paraşütle geldiğiniz Galatasaray başkanlığını kaçarak terk etmişsiniz...
Kulübü borç batağına saplamışsınız... Polat’ın dediği gibi ‘ite kaka’ ibra edilirken döktüğünüz ecel terleri herkesin malumu...
Koltukta oturmuş, şampiyon olmuşsunuz da Galatasaraylılar’ın başkanı olamamışsınız.
Aslında aradaki fark o kadar açık ki... Polat yayında sizin için her defasında ‘sayın’ kelimesini kullanırken, siz yazılı açıklamanızda bile Galatasaray başkanından “kulübün ibra olmamış tek başkanı” diye bahsediyorsunuz. Başkanlık döneminizdeki tavrınızı devam ettirip, yandaşlarınızı arkanıza alıp ona buna çamur atıyorsunuz.
Çok mu delikanlısınız?
Buyrun gelin. Habertürk’ün ekranı herkese olduğu gibi size de açık. Gelin konuşun.
Çanak sorularla değil, yandaşlarınıza değil. Dobra dobra sorularla, milyonlara.
Cesaretiniz varsa.