30 unutulmaz kadın filmi
8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle kadınların ana karakter olduğu, feminist alt metinlere sahip, gösterime girdikleri dönemde çok ses getirmiş yabancı filmlerden bir seçki hazırladık. Habertürk film eleştirmeni Mehmet Açar'ın yazısı...
- 32
Zaten Samuel için canavar korkusu babasızlığın bir simgesi. Amelia ise Babadook’un karşısına annelik içgüdüsü ve iradesiyle çıkıyor. Hikâyesini sembolik bir alt metin üzerine inşa eden Jennifer Kent, yönetmen olarak gerilimin hakkını çok iyi veriyor; erkek bakışının hâkim olduğu gerilim türüne, ilgiye değer bir kadın dokunuşu getiriyor.
- 33
Prenses Mononoke 1997
(Mononoke-Hime) Yönetmen: Hayao MiyazakiJaponya’nın geçmişinden gelen bu fantastik hikâye, köyünü kötü bir varlığa karşı korurken sağ kolu lanetlenen Prens Ashitaka’nın macerasını anlatıyor. Lanet ona insanüstü güçler verse de içten içe yiyip bitiriyor. Ashitaka, laneti kaldırmak için batıya doğru yola çıkıyor... Animasyon ustası Japon yönetmen Hayao Miyazaki’nin yazıp yönettiği film, Japon halk hikâyeleriyle fantazi öğelerini çevreci temalarla bir araya getiriyor.
- 34
Filmin dönüm noktası, hayvanların lideri olan ve kurtlar tarafından yetiştirilen Prenses Mononoke’yle karşılaşması ve ona âşık olması. Mononoke'nin doğal dünyayı insanlığın aç gözlülüğünden kurtarmak için verdiği mücadele, sadece Ashitaka'yı değil, bizi de etkiliyor. Feminist alt metinlere sahip film, doğa ve hayvan sevgisini fantezi ve macerayla birleştiriyor. Gösterime girdiği yıl, Japonya’da gişelerde “Titanic”i dahi geçen bir film olmuştu.
-
- 35
Wonder Woman 2017
Yönetmen: Patty JenkinsGal Gadot’un canlandırdığı Amazon prensesi Diana, I. Dünya Savaşı’nı bitirmek amacıyla yaşadığı cennet adayı terk ederek Almanların geliştirdiği kimyasal silahın peşine düşer. Resimli romanlarda kadınların, genellikle “arzu nesnesi” olarak yer aldığı bir dönemde Wonder Woman güçlü kadın imgesinin temsilcilerindendi. Sinemada da aynı imgenin hakkını veriyor. Diana’nın büyüdüğü ada, kadınların yönettiği uygarlık dışı bir mekân... Filmde Diana’nın saflığı üzerinden bir uygarlık eleştirisi var. Özellikle Londra bölümünde kadının meclisten ve ordudan dışlandığı bölümlerde feminist eleştiri ağır basıyor.
- 36
Diana savunduğu barış idealiyle idealist bir kahraman. Sadece fiziksel olarak değil, vicdani anlamda da insanüstü özelliklere sahip. Her anlamda bu dünyaya ait olmayan erdemli ve güzel bir kadın. Yönetmen Patty Jenkins, Amazonlu kadınlarla Alman ordusunun plajdaki savaşında harika bir iş çıkarıyor... Üniformalı erkeklerin ateşli silahlarına karşı kadınlar ok, mızrak ve kılıçların yanı sıra fiziksel güçleri ve akrobatik yetenekleriyle savaşıyorlar. Görsel anlamda keskin kontrastlara dayalı bir tür medeniyetler ve cinsiyetler savaşı bu...
- 37
Kızarmış Yeşil Domatesler 1991
(Fried Green Tomatoes) Yönetmen: Jon AvnetEvliliğiyle ilgili sorunlar yaşayan Evelyn (Kathy Bates), ziyarete gittiği bakımevinde Ninny (Jessica Tandy) ile karşılaşır. Ninny, ona 50 yıl önce ABD’nin güneyinde yaşayan ve çevrelerindeki toplumsal baskıya, hoşgörüsüzlüğe karşı direnen iki genç kadının öyküsünü anlatır. Evelyn, öyküyü dinledikçe hayatına farklı gözlerle bakmaya başlar... Irkçılığa, bağnazlığa, erkek baskısına, aile içi şiddete, tacize karşı kadın dayanışmasını öneren gerçekçi ve iyimser bir film...
-
- 38
Farklı kuşaklardan kadınların öykülerini anlatan film, erkek egemen dünyaya karşı dostluğu ve dayanışmayı adeta kutsuyor. Fannie Flagg'ın romanından uyarlanan filmde Mary Stuart Masterson ve Mary-Louise Parker da oynamıştı.
- 39
Fargo 1996
Yönetmenler: Joel ve Ethan CoenBu filmden 18 yıl sonra “Fargo” polisiye bir dizi olarak karşımıza geldiğinde “Fargo kafası”nın ne olduğunu bir kez daha hatırladık... “Fargo” kadınlığın gücünü yansıtan bir filmdir. Minnesota'nın sert ve amansız kışında geçer olaylar... İnatçı ve zengin kayınpederinden para sızdırmak için eşinin kaçırılmasını organize eden Jerry (William H. Macy), şehir dışından iki suçluyla anlaşır... Suçluların şehre gelmesiyle birlikte olaylar kontrolden çıkar... Erkeklerin inatçı, acımasız, merhametsiz, çıkarcı, bencil ve kibirli olduğu bir dünyada, karnı burnunda hamile polis şefi Marge (Frances McDormand) mütevazı ve sakin tarzıyla filmin en aklı başında, olgun kişisidir.
- 40
Ve gerçekten çok iyi bir polistir... Coen kardeşler, Hollywood'un güçlü erkek dedektif imgesini, kadınlığın en doğal haliyle yer değiştirirler. Filmde bir insan olarak tutunabileceğimiz yegane değer, Marge'ın varlığıdır...
-
- 41
Diren: Zamanı Geldi 2015
(Suffragette) Yönetmen: Sarah Gavronİngiltere “demokrasinin beşiği” olarak anılsa da kadınlara oy hakkı tanınması konusunda hayli geç kalan ülkelerden biri. Söz konusu dönemlerde iktidarı elinde tutan erkekler için kuşkusuz utanç verici bir durum... Öte yandan, 1912 yılında geçen “Diren: Zamanı Geldi”yi seyrettikten sonra, İngiltere tarihinin feminist mücadele açısından iftihar edilecek sayfalarla dolu olduğunu da görüyorsunuz. Film dönemin kadın hareketine ve Emmeline Pankhurst (Meryl Streep) gibi önderlerine işçi sınıfından genç bir kadının, Maud Watts’ın (Carey Mulligan) gözünden bakıyor. Çamaşırhanelerdeki ağır ve sağlıksız koşullar, erkeklerin tacizi, baskısı, alaycı yaklaşımları sıklıkla vurgulanıyor.
- 42
Maud’nun da dahil olduğu yasal mücadeleye parlamentonun kayıtsız kalması ve polisin orantısız güç gösterisinin ardından feministlerin yasa dışı eylemleri başlıyor... Film bütün bu süreçte Maud’nun yaşadığı değişime ve bunun karşılığında ödediği bedele odaklanıyor. Farklı sınıftan ve kültürden gelen İngiliz kadınların erkek egemen sisteme isyanları ve direnişleri gerçekten etkileyici...
- 43
Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız 2014
(A Girl Walks Home Alone at Night) Yönetmen: Ana Lily AmirpourABD’de çekilen film, İran taşrasında geçen bir vampir hikâyesi anlatıyor. Arzularını tesettürün altında saklayan vampir kız (Sheila Vand), kadınlığın ve cinselliğin özgürlüğünü simgeliyor. O ve spor otomobil tutkunu Arash (Arash Marandi), özgürlük peşindeki gençliği temsil ediyorlar. Uyuşturucu müptelası Hüseyin (Marshall Manesh) ise sanki önceki neslin hastalığını, pasifliğini yansıtıyor. “Kötü adam”ın rejimi simgeleyen biri değil de, uyuşturucu tüccarı olmasını unutmayalım. Amirpour, uyuşturucularla rüyalara dalmayı gerçeklerden kaçış olarak görüyor. Kötülere karşı harekete geçmekten ve herkesin özgürce kendi hayatını yaşamasından yana.
-
- 44
Petrol kuyuları, tekinsiz sokakları ve ölülerin atıldığı dere yatağıyla kent, bazen western filmlerindeki kasabaları, bazense dışavurumcu sanat filmlerini hatırlatıyor. Amirpour, filmin yer yer video klip tadında ilerlemesinden de çekinmiyor. İsmiyle dahi İranlı kadınların özgürlük meselesine gönderme yapan genç, enerjik ve tutkulu bir film... Amirpour'un kadınları mağdur ve kurban olarak göstermemesinin de altını çizelim.
- 45
Persepolis 2007
Yönetmen: Vincent Paronnaud, Marjane SatrapiMarjane Satrapi’nin 1969’da doğduğu İran, modern bir ülkeydi. İran halkı şahı devirmeyi başardı ama devrim kısa sürede mollaların kontrolüne girdi ve İran, vatandaşlarının yaşam tarzlarını zorla değiştiren bir ülkeye dönüştü. İran artık Satrapi’nin çocukluğunu geçirdiği ve çok sevdiği o ülke değildi...
- 46
“Persepolis” bütün bu süreci sade ve gösterişsiz bir üslupta, siyah beyaz bir animasyonla anlatıyor. İllüstratör Marjane Satrapi, kendi resimli romanını güçlü bir animasyona dönüştürürken feminist perspektifini hiç kaybetmiyor. İçten gelen kadınsı bir isyanı, keskin bir mizah duygusu ve güçlü bir grafik dille birleştiriyor.
-
- 47
Girlfight 2000
Yönetmen: Karyn KusamaCinsiyetçilik bazen “kadın işi”, “erkek işi” demekle başlar. Toplum cinsiyetler için önceden alanları çizmiş; mesela boks, erkek sporu olarak kodlanmıştır... Boks filmi deyince de aklımıza kaslı erkekler gelir. Karyn Kusama'nın yazıp yönettiği “Girlfight”, kafamızdaki klişeleri ters yüz ediyor. Genç bir kızın boks tutkusunu ve ringlerdeki yükselişini anlatarak dolaysız yoldan feminist bir söylem tutturuyor. Diana (Michelle Rodriguez), liseden kovulmak üzere olan, 18 yaşında, kavgacı ve öfkeli bir kızdır...
- 48
Erkek kardeşini almak için gittiği spor salonunda, babasından gizli olarak boks eğitimi almaya karar verir. Kısa sürede boksa büyük bir yeteneği olduğu ortaya çıkar... “Girlfight” iyi bir boks filmi olmanın ötesinde karakterlerini derinlemesine ele almayı başaran sağlam bir dram. Film, Cannes'da Gençlik Ödülü'nü, Sundance'te ise en iyi yönetmen ödülünü kazanmıştı. Michelle Rodriguez, ilk filminde, Diana rolünde harika bir performans çıkarıyor.
- 49
Bagdad Cafe 1987
Yönetmen: Percy AdlonOrta yaşlı bir Alman kadını olan Jasmin (Marianne Sagebrecht), eşiyle yaptığı kavganın ardından otomobilin kapısını çarpar ve iner. Elinde valiziyle ABD’nin orta yerinde bir çölde tek başınadır. Bulduğu ilk mola yerine girer ve oda ister... Bu, onun için yeni bir hayatın başlangıcıdır. Otel sahibi Brenda’nın (CCH Pounder) desteğiyle Jasmin, yeni heyecanlar yaşar; kadınlığını keşfeder ve hatta kendine yeni bir iş bulur.
-
- 50
Jasmin, sınırlarını erkeklerin çizdiği eski hayatından çıktığında, kadın dayanışmasının yardımıyla her şeyden keyif alan, kadınlığın güzelliğini yaşayan birine dönüşür. Artık özgür bir kadındır. Filmin senaryosunu yönetmen Percy Adlon ve Eleonore Adlon birlikte yazmıştı.
- 51
Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar 1988
(Mujeres al borde de un ataque de nervios) Yönetmen: Pedro AlmodovarYabancı filmlere dublaj yapan, reklamlarda oynayan Pepa (Carmen Mauro), Madrid'de teraslı bir evde yaşar... Kümes hayvanlarının dolaştığı, çiçeklerle, bitkilerle dolu, rengarenk hayat dolu bu ev, sevgilisi Ivan'la (Fernando Guillen) birlikte onun için bir adadır... Pepa, kendisini aniden terk eden Ivan'a ulaşmak, onunla yüz yüze konuşmak için elinden geleni yapar... Pepa bu süre içinde Ivan'ın kendisini başka bir kadın için terk ettiğini keşfeder; Ivan'ın psikolojik sorunlar yaşayan ilk eşiyle tanışır.
- 52
Bu arada, aşk uğruna teröristlere evini açan Candela (Maria Barranco), Pepa'nın evine sığınır... Tümüyle bir tesadüf eseri, Ivan'ın oğlu Carlos (Antonio Banderas) ve onun mutsuz sevgilisi Marisa (Rossy de Palma) da Pepa'nın hayatına dahil olurlar... Seyri son derece keyifli, yüzünüzde gülümsemelerle seyredeceğiniz bu Almodovar klasiği, kadınların bir araya gelince, acılarla çok daha iyi baş edeceklerini söylüyor.
-
- 53
Erin Brockovich 2000
Yönetmen: Steven SoderberghErin Brockovich (Julia Roberts), işsiz ve yalnız bir annedir. Bir avukatlık bürosunda çalışmaya başladığında kimse onu ciddiye almaz. Giyim kuşamını beğenmez, halini tavrını küçümserler. Ama o başkalarının düşüncelerini çok da önemsemez, patronundan aldığı bir dosyayı kendi çabalarıyla araştırır. Araştırmalarını derinleştirdikçe Pacific Gaz ve Elektrik Şirketi’nin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararları kanıtlayacak belgeler bulmaya başlar...
- 54
Çocuk yetiştiren bir anne olarak mesele onun için giderek daha önem kazanır. Hayatın içinden gelen, fevri ve açık sözlü bir kadın olan Erin, ilk bakışta bir kahraman gibi görünmese de yaptıklarıyla ABD’nin gönlünü fetheder. Julia Roberts'ın Erin Brockovich ile Oscar kazandığı film, kadınların gücünü ve yaratacakları farklılıkları anlatıyor... Gösterime girdiği yılın en çok konuşulan filmlerinden biriydi.
- 55
Nedimeler 2011
(Bridesmaids) Yönetmen: Paul FeigHollywood tarzı duygusal kadın filmlerine gerçekçi ve eğlenceli bir alternatif... Annie, Lillian’ın baş nedimeliğini yapacağım derken yanlış tercihleri ve sorumsuzluklarıyla her şeyi yüzüne gözüne bulaştırır...
-
- 56
Gösterişe dönüşmüş evlilik ritüellerine hınzır bir gözle bakan “Nedimeler”, kadınların sinir krizlerine, çıkardıkları rezilliklere bir tür isyan ve kurtuluş gözüyle bakıyor. Öyle ki filmde her şey, ancak iyice parçalanıp dağıldıktan sonra doğru yola giriyor...
- 57
Sanık 1988
(The Accused) Yönetmen: Jonathan KaplanSarah Tobias (Jodie Foster) bir barda eğlenirken üç erkeğin cinsel saldırısına uğrar... Savcı Kathryn Murphy (Kelly McGillis), tecavüzcülerin yanı sıra onları cesaretlendiren ve alkışlayanları da adaletin karşısına çıkarmak ister...
- 58
Senaryosunu Tom Topor'un yazdığı film, erkek egemen toplumun kadınlar konusundaki çifte standartlarını açığa çıkarmakta çok başarılı... Film, güzel çekici bir kadının tek başına eğlenme hakkına kadar uzanan bir toplumsal baskının izlerini sürüyor. Tecavüz olaylarından sonra kadınların her davranışını hafifletici neden olarak göstermeye çalışan zihniyeti sorgulamamızı sağlıyor... Başta Türkiye olmak üzere anlam ve önemini hiçbir zaman yitirmeyecek bir film...
-
- 59
Roma 2018
Yönetmen: Alfonso CuaronFilmdeki kadınların arasında sınıfsal, etnik konumları aşan bir sevgi ve dayanışma bağı var. Birbirlerine ihtiyaç duyduklarını biliyorlar... Kocası tarafından terk edilen dört çocuk annesi biyokimyager Sofia (Marina de Tavira), mükemmel biri olmaya çalışmıyor. Zaaflarına, zayıflıklarına rağmen film ilerledikçe ondaki gücü hissediyorsunuz. Anneliğin, kadınlığın getirdiği bir güç bu... Biliyorsunuz ki bu güç, o çocukları, o çatı altında sevgiyle yetiştirecek... Aynı güç evin hizmetçisi Cleo'da (Yalitza Aparicio) da var. Cleo da mükemmel değil. Doğru erkeği seçemiyor ve yaptığı hataların trajik sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyor.
- 60
Öte yandan, Cleo çocuğunuzu gönül rahatlığıyla emanet edeceğiniz biri. Çünkü onda kadınlığın hayat veren enerjisi var. Yüzlerce dövüşçü erkeğin yapmayı beceremediği hareketi kusursuz şekilde yaptığı sahne hikâyenin çözüm anahtarı gibi... Cleo aslında olağanüstü biri ama bunu sadece Sofia ve çocuklar biliyor. Bir de biz... “Roma” anneliği, kadınlığı kutsayan bir film...