Bu kadarı fazla! Yesh gvul!
Nihal Bengisu Karaca yazdı...
İSRAİL Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u kendisininkinden daha alçak bir koltuğa oturturken ve masada tek bir bayrak bulunmasına özen gösterirken, İbranice olarak gazetecilere bu tavrı bilerek seçtiklerini ifade ediyordu. Hazin ama gerçek, İsrail demek düne kadar bütün bir “Batı kamuoyu” demekti, halihazırda “kaygılı bir ABD” demek. İsrail demek halen bir korku imparatorluğu demek. Tam da bu yüzden “one minute” çıkışı vicdanları gerildikleri zemberekten boşalttı ya... Mesele “Arap” meselesi
değildi, basılıp çiğnenmiş, kamyonla üzerinden geçilmiş mazlum bir kalbin,
üzerinden yıllar geçtikten sonra yeniden atmasıydı “one minute”. Hastane
filmlerinde olduğu gibi, ekranda beliren bir “dııt” sesi. Yaşam belirtisi. “Ölmedik ulan” belirtisi. “Her şeyin bir sınırı var!” çığlığı.
“Her şeyin bir sınırı var.” Bunu kaydedin bir yere.
Ne demiş Başbakan Erdoğan? BM kararlarına uymayan İsrail... Daha
geçenlerde yine Gazze’yi bombalayan İsrail... Yalan mı? Bunlar “makul”
sınırları aşmayan tespitler. Cevap ise “Türkiye bu konuda bize vaaz verecek
son ülkedir” şeklinde geliyor ve İsrail ordusu “dünyanın en ahlaklı ordusu”
olarak tanımlanıyor, çocuksuluğun dip noktalarına savruluyor söylem.
İsrail ordusu için “dünyanın en ahlaklı ordusu” betimlemesi bizzat kendi
ordu mensupları tarafından yalanlanmış bir durumdur oysa. Ortada İsrail
ordusunun içinden çıkan, ordunun yapıp etmelerinden midesi bulanarak çareyi direnişte gören Yahudi askerlerinin örgütlenmesi var: YESH GVUL... Anlamı nedir biliyor musunuz? “Her şeyin bir sınırı var.”
1982’de İsrail’in, Ariel Şaron’un kararıyla başlattığı Lübnan işgali, bir
süredir Filistin topraklarında savaşan ve aslında vicdanlarıyla da savaşan birçok askerin canına tak ettirmişti. Bir komşu ülkeye saldırı planına “tekrar” alet oldukları düşüncesiyle “Bu kadarı fazla” demeye, “Her şeyin bir sınırı var”
demeye başladılar, bu huzursuz söylenmenin, fısıltının İbranice karşılığı
Yesh Gvul’du. Askerlerin seçici reddetme eylemleri sürdü ve “itaat etmeme” özgürlüğünü kullanan askerlerin baskı, yıldırma ve hapis gibi şartlarla mücadele etmek zorunda kalmasına rağmen hareket “Yesh Gvul” adı altında katlanarak büyüdü. 2003 yazında ise askerlik çağı gelmiş binlerce İsrailli genç “Filistin halkına yönelik baskı operasyonlarına”, bu kirli oyuna katılmayacaklarını deklare ediyordu, 600 asker ise göreve çağrıldıklarında
gitmeyeceklerine ant içiyorlardı. Bu askerler 1967 sınırları dışındaki herhangi bir işgal ve eylem için verilecek talimatlara uymamaya yemin ediyordu.
YA VİCDANINIZ YOK...
Defaatle hapis cezasına mahkûm edilen Sergio Yahni‘nin İsrail Savunma
Bakanı’na yazdığı ve “Suçunuza ortak olamam” diye başladığı mektubun son
cümlelerine birlikte göz atalım:
“...Bir Yahudi olarak ordu bile denemeyecek güruhun Filistin’de işlediği
suçlar beni tiksindiriyor. Böyle bir orduda yer almamak bir Yahudi ve bir
insan olarak görevimdir. Ben soykırım kurbanı bir halkın çocuğuyum; çılgın
politikalarınızın bir parçası olamam. Bir insan olarak, insanlık suçu işleyen
herhangi bir kurumda yer alamam.”
Yesh Gvul hareketinin “şanlı” askerlerinin cesaretini yürekten kutlamak gerekir. (Bu hareketi daha ayrıntılı incelemek isteyenler Peretz Kidron’un
“Başkaldıran İsrail Askerleri” adlı kitabına baksın.)
“İnsanlık suçu işleyen” İsrail ordusu için “dünyanın en ahlaklı ordusu” diye bahsedenin ise ya vicdanı yoktur ya da temyiz kudreti.