Elif Şafak hezeyanları
Elif Şafak'a anlık bir mutsuzluk bile yaşatsa günlerce mutlu olacak bir sefil yazarlar güruhu var bu memleketin... Rasim Ozan Kütahyalı yazdı
Elif Şafak’ın ilk romanından itibaren 2007 yılına kadar ilginç biçimde sadece övgüyle karşılaşıyorsunuz. Hiç beklemediğiniz kesimlerin ittifakıyla, Türkiye entelektüel camiasının tüm ileri gelenleri Şafak’ın yazdıklarını, edebî ve entelektüel evrenini sürekli övüyor bu dönemde... Fakat özellikle son iki senedir Şafak’ın popülerleşmesi ve eserlerinin çok sayıda insan tarafından tutkuyla okunmaya başlanmasından sonra durumun ciddi ölçüde değiştiğini görüyorsunuz... Aslında aynı şey birebir Orhan Pamuk, Ahmet Altan ve Murathan Mungan’ın da başına gelmişti. Edebiyat dünyasına girişleriyle beraber, çok desteklenen, sırtı sıvazlanan bu edebiyatçılar, geniş kitlelere yayılan bir edebiyat fenomeni haline geldikçe “Küfür serbest!” pozisyonuna düşmüşlerdi... İstisna teşkil eden ciddi edebiyat adamları ve eleştirmenleri bir yanda tutulursa Türk edebiyat camiası bu kadar sığ, kof ve dandik işte...
Öte yandan Şafak’ın yazdıklarına, diline, edebî evrenine de yönelmiyor çoğunlukla bu “eleştiri”ler... Eserin dışında olan bitene dair efsaneler üzerinden türlü hezeyanlar sayıklanıyor... Elif Şafak, eserlerini, plan-proje dahilinde yazıyormuş, hesap-kitap ediyormuş, ünlü olmak, para kazanmak istiyormuş, çeşitli çevrelerle bağlantı kurarak bu derece tanınmış, eşi Eyüp Can vasıtasıyla bilmem neyi arkasına almış vs... Bunların hemen hepsi zırva. Fakat bunların hepsi doğru olsa dahi sonuç olarak yazarın yazdıklarına bakılır. Edebiyat tarihini moralite açısından incelerseniz çok az kişi sağlam çıkar. Para için yazan ve sonuç olarak ölümsüz klasikler üretmiş edebiyatçıların ismini saymaya bu köşe yetmez... Yazar, yazdıklarıyla, edebiyatıyla yargılanır. Yazarkenki motivasyonları ve kendisine dair yazılanlar ve söylenenler üzerinden değil... Bu memlekette yazılanlara değil, yazarların hayatına odaklanan acınası bir kültürel ortam olduğu için habire bunlar konuşuluyor... Bizim gazetede bile, böyle, tek derdi Şafak’ı üzmek olan kötücül yazılar yayımlandı...
Dahası Şafak’ın son romanı Aşk bağlamında söylenen plan-proje laflarının hepsi saçmalık... Elif Şafak’ın tasavvuf ve Mevlana Celaleddin Rumi ile gönül bağı çok eskilere dayanan bir olgu. Şafak’ın 97’den itibaren tüm söyleşilerinde bunu görmeyen ya kötü niyetli ya kördür. Tek bu romanda değil her romanında Şafak’ın gönül bağı kurduğu İslâm maneviyatının/ sufizmin büyük bilgelerinin izlerini görürsünüz. Pinhan’da, Mahrem’de ve hatta diğer romanlarının alt metinlerinde... Şafak’ın sufizmi kavrayışında problemler bulabilirsiniz. O kavrayış ve inanışın içeriğine külliyen karşı olabilirsiniz. Ama Şafak’ın sahici inancını görmemeniz imkânsızdır... Şafak’ın bırakın herhangi bir romanını, herhangi bir söyleşisini bile okuyan kalbi açık bir insan o sözlerin kalpten söylendiğini bilir, hisseder... Kalpten söylenen sözler de felsefi bağlamda yanlış bulunabilir. Fakat kalpten söylenen sözler kalbi olanları her zaman etkiler... İşte o yüzden Elif Şafak’ın Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Dindar-laik, liberal-sosyalist çok sayıda sahici okuru ve takipçisi vardır... Nitelikli bir İngiliz edebiyatı profesörüyle ilkokul mezunu bir ev hanımını Elif Şafak’ta birleştiren şey bu kalp sırrıdır... Hayatta hiçbir ilişkisini kalpten kurmamış olanlar elbette sürekli Şafak’a çemkirmeye çalışırlar. Maalesef Şafak öyle hassas bir insandır ki bu amaçlarına da ulaşıyorlar muhtemelen. Zaten o sebeple büyük bir kötücül iştahla bu dedikoduları yayıp duruyorlar. Bir şekilde duyar ve muhtemelen bu sebepten canı sıkılır, içi daralır diye... Elif Şafak’a anlık bir mutsuzluk bile yaşatsa günlerce mutlu olacak bir sefil yazarlar güruhu var bu memleketin... Pamuk’un, Altan’ın, Mungan’ın artık derisi kalın. Bunları iplemiyorlar... Ama Şafak hâlâ hassas bir insan. Ne kadar incinse de incitmeyen bir insan... Başkalarını incitme ihtimali olduğu anda büsbütün üzülen ve içe kapanan bir insan Elif Şafak...