Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya "Ruhat Mengi'nin yazısını okumadım"

        HABERTÜRK'ün Cumartesi akşamları ilgiyle izlenen programı “Yok Daha Neler”’in bu haftaki konuğu Vatan Gazetesi köşe yazarı Mutlu Tönbekici idi.

        Ayşe Özyılmazel: Son 2 yılda yazıların değişti. Şamata yapan bir kadından , daha siyasal ve sosyolojik yazılar yazan bir kadın oldun. Bunun deneyimi nasıl oldu üzerinde?

        Mutlu Tönbekici: Aslında şöyle bir şey var. Şimdi Tuğçe Baran’ı yazarken ben çok uzun zamanlar Mutlu Tönbekici diye yazmaya devam ettim. Bu hep unutuluyor. Çünkü hep eklerde ek yazarı genelde görünmez, bir skandal yapmadığı sürece. Ben kendi adıma konuşuyorum. Ben orada da yazardım. Siyasi değilse de toplumsal şeyler yazardım. Ve ciddi, güzel, derli toplu yazardım. Fakat işin kötüsü o ürün tutmadı, bu ürün tuttu.

        Ayşe Özyılmazel: Yine iyi yazıyorsun.

        Mutlu Tönbekici: Orada daha özeldi. Daha özenli yazıyordum. Sabahlara kadar oturup yazıyordum. Tuğçe Baran günlük, yani fırından ekmek gibi bir durumdu. Fakat tabi ne kadar, nereye kadar.

        Saba Tümer: O durumdan mı sıkıldın? Artık daha fazla ciddi yazılar yazmak isteyip ona kanalize olupda mı Tuğçe Baran’ı yok ettin?

        Mutlu Tönbekici: Yok. Yazıyorum işte. Ayşe’nin de dediği gibi son 2 yılda ara ara yazıyorum.

        Saba Tümer: Ara ara yazıyorsun ama

        Ayşe Özyılmazel: Ama insanlar beni tanımalılar. Yani insanlar ne oluyor bu kıza dediler. Halbuki vardı o kadın orda duruyordu.

        Mutlu Tönbekici: Evet, ve o yıllardır yazar. 13 yıldır yazan bir insanım ben. Fakat şu var o kadar değiştik ki son yıllarda. Son 2-3 yılda da. Türkiye’de evrim değil, devrim oldu. Her açıdan. Ve nasıl durabilirsin ki, nasıl dayanabilirsin ki yorum yapmadan.

        Oya Germen: Zaten bir röportajında söylemişsin. Ayşe Arman’la bir röportajında bu var.

        Mutlu Tönbekici: Yani hala nasıl safha yatıp, benim kulvarım bu ben hiçbir şeye bulaşmayayım diyemezsin. Yani diyemedim daha doğrusu ve iyi oldu.

        Ayşe Özyılmazel: Sarışınlar yazamaz gibi de bir durum doğdu galiba değil mi?

        Mutlu Tönbekici: Sarışınlar da yazıyor. Neden öyle düşünüyorsun ki. Ayşe çok güzel yazıyor, Ruhat hanım da çok güzel yazıyor.

        Oya Germen: Ben de Ayşe Arman olmak istiyorum demiş zaten.

        Mutlu Tönbekici: Olmak istiyorum değil. Tuğçe Baran öyle zaten. Yoksa ben değilim. O da hakikaten öyleydi. Ayşeciğimiz ve biz her zaman dört ayak üstüne konar, hani iyi güzel kocaları vardır güzel gezilere giderler.

        Oya Germen: Sen böyle diyorsun ama o da öyle değil diyor sana.

        Mutlu Tönbekici: Evet öyle diyor ama yani öyle değil midir bu işler? Halbuki Tuğçe Baran’ında başına her şey geliyor. Benim de başıma geliyor yani. Evet benim çorabım kaçar, ev bulamam benim param çok yok hala da yok yani. Deli danalar gibi para kazanmıyorum. Ama işte ev bulamıyorum, tesisatçılarla kavga ediyorum. Yani bir ben öyle değilim herhalde.

        Oya Germen: Aslında güzel bir de niyeti var bu işi yaparken yani bakkal, etraf vs gittiğin her yerde tanınmamak, hayatı yaşadığın her şeyi anlatabilmek için de böyle bir şey takma isim kullanmışsın. Bu da aslında bir yere kadar güzel.

        Mutlu Tönbekici: 1 ay içinde çözdüler kim olduğumu. "Sensin değil mi?" dediler.

        Ayşe Özyılmazel: O zaman değilim mi diyordun?

        Mutlu Tönbekici: Kim, tanımıyorum, bilmiyorum deyip sırıtıyorum.

        Ayşe Özyılmazel: Açıklandın artık. Biliyor insanlar. Mutlu olarak bilinmek nasıl bir şey?

        Mutlu Tönbekici: Bir hostes tanıdı şimdiye kadar. Sokaklarda daha tanıyan yok.

        Saba Tümer: Az önce Ruhat Mengi dedin. Son zamanlarda da bayağı damganızı vurdunuz Vatan gazetesine iki yazar olarak. Neler oldu? Biz izleyici olarak yok daha neler dedik. Aynı gazetede 2 başarılı kadının bu şekilde yazışması falan. Son gelinen noktada durum nedir?

        Mutlu Tönbekici: Ben yazımı yazdım gerisini okumadım. Ben cevabını bile bilmiyorum.

        Ayşe Özyılmazel: Okumaz mısın hakikaten?

        Mutlu Tönbekici: Yok okumayacağım da.

        Ayşe Özyılmazel: Neden? Niçin bu inat?

        Mutlu Tönbekici: Bilmek istemiyorum. Ben demek istediğimi söyledim. Rahatım. Gerisi beni ilgilendirmiyor. Ben gazeteye gitmiyorum, hep dışarıdan takıldığım için. Ama elbet biryerde karşılaşırız.

        Ayşe Özyılmazel: Duyum geliyor mu peki? İçeriden şöyle oldu böyle oldu diyen insanlar var mı?

        Mutlu Tönbekici: Var tabi.

        Oya Germen: Ben burada bir üzüntümü paylaşmak istiyorum. Ruhat Mengi hiç tanımam. Bir iki kere çok uzaktan gördüysem gördüm. Ama seni gayet iyi tanıyorum. Benim hayatımda dönüm noktası olmuş bir yazarsın. Çok da seviyorum seni. Ben şimdi bu olaya dışardan tamamen bir okur olarak ve bir kadın olarak baktığımda çok büyük üzüntü duydum bu yaşananlardan. Çünkü erkek köşe yazarların arasında bazen çok sert atışmalar oluyor, birbirlerine çok ağır şeyler söylüyorlar. Mahkemelik oluyorlar. Şimdi kadın dediğin zaman kadında daha farklı bir zarafet, daha farklı bir incelik görmek istiyor herkes. Kadın demek bu demek zaten. Şimdi burada sakın yanlış anlama Mutlu’cuğum ben şeye çok üzüldüm. Bu olaya bir bütün olarak bakıyorum, objektif olarak bakıyorum. Bir olay var sen o olaydan haklı olarak kuzeninin yaklaşımından, üzüntülerinden ve ailede yaşadığın şeylerden dolayı gerçekten yüreğin sızlıyor ve çok üzülüyorsun buna. Burada yüzde yüz sana katılıyorum. Benim burada altını çizmek istediğim konu şu o konunun dışına çıkarılarak birbirinize verdiğiniz cevaplardaki; yani bir konu var bu konuyu tartışalım, bu konuyla ilgili istediğimiz eleştiriyi yapalım. Ama şimdi eleştiriler öyle bir boyutta geliyor ki yani öbürünün okurunun aptallar olduğuna ancak beşinci sınıftaki insanların onun okuru olabileceğine, yok botokslu, o başa türlü bir şey söylüyor. Asla Mutlu’yu ya da Ruhat Hanım’ı suçlayarak söylemiyorum. Ama ben bir kadın olarak hele ki ülkemizin yaşadığı zor günlerde birbirimize daha çok kenetlenmemiz gereken günlerde…

        Mutlu Tönbekici: Kadın olarak kenetlenme diye bir şey yok. Bir kere ben kadın erkek ayrımı yapmıyorum. Genel olarak kavgayı, atışmayı sevmeyebiliriz. Böyle konuşalım ama kadına zarafet yakışır vs gibi şeylere girmiyorum. Ben öyle düşünmüyorum. Öyle bir mevzu varsa bu çeşitli yöntemlerle tartışılır veya tartışılmayacak bir duruma gelirse o zaman başka türlü yöntemler kullanılır. Burada bir kötü niyet söz konusu iyi niyet değil. Bir kere sabredersin, iki kere sabredersin ondan sonra üçüncüsünde de..

        Oya Germen: Mutlu’cuğum kötü niyet demiyorum ben zaten.

        Mutlu Tönbekici: Ama bu kadınlar zarif olmalıdır diye bir şey değil. Zarafet eğer gerekli bir şeyse erkek kadın ayrımı yapmıyorum. Herkes zarif olsun.

        Oya Germen: Ama erkekler çok kaba konuşuyorlar birbirleri hakkında kadınlar bunu yapmasınlar diyorum.

        Saba Tümer: Burada bence kadında olsa erkek de olsa bir takım değerler uğruna inandığı şeyleri söylemek durumunda kalabiliyor.

        Oya Germen: Bunun dışına çıkılarak başka şeylerin konuşulması güzel değil.

        Mutlu Tönbekici: Ben zarafetimi de ayrıca koruduğumu düşünüyorum.

        Ayşe Özyışmazel: Ben de bazen yaılarımda hoyrat olabiliyorum. Ve gün geliyor o hoyratlığım beni de vurabiliyor. Bunu mu yaşadın sen de?

        Mutlu Tönbekici: Zaman zaman hoyratlığımdan pişman oldum. Öfkeyle yazıp da pişman olduğum oldu. Ama bundan pişman değilim.

        Saba Tümer: Peki bu okunulurluk oranında herhangi bir artışa neden oldu mu? Sizin veya karşı tarafın.

        Mutlu Tönbekici: Saba’cığım ben açıkcası reytinglerle hiç ilgilenmem. Ben bir kere bile açıp bizim internet servisinden kim daha çok okunuyor, ne oluyor diye sormadım.

        Oya Germen: Bu belli oluyor mu?

        Mutlu Tönbekici: Bilmiyorum. Birileri biliyor. Tıklama sayısına göre. İnternet sayısındaki tıklama. Herkes gazete açtığında nereyi okuyor bilinmiyor.

        Oya Germen: yazılara gelen yorumalrla mı belli oluyor acaba?

        Mutlu Tönbekici: Yazarlara gelen yorumlar da bir süzgeçten geçiyor. Yetişilebiliyor mu yetişilemiyor mu her gazetede bir iki kişi vardır onarla bakan hepsi girmiyor otomatik olarak. Bir de yani yazarlara gelen yorumlar da çok acayip aslında iyiki de bu konuyu açtınız. Okurlar da bir acayip. O yorum yazma köşesini yazara ceza verme aygıtı olarak görüyor. He gazete bunu sevmiyor ki buna böyle bir imkan vermiş ben de buna çakayım durumu var. Halbuki bizim gazetede her yazarın altında yok o yorum yapma imkanı. Yani isterse yazar bunu kaldırabilir. Ben müsaade ediyorum fakat okur bunu cezalandırma aracı olarak görüyor. Ama olmuyor o zaman da.

        Ayşe Özyılmazel: Peki bu olaydan sonra bakış açında ne gibi değişiklikler oldu? Bundan sonra bir haber gördüğün zaman nasıl yaklaşırsın? Yazar mısın hemen yoksa düşünür müsün?

        Mutlu Tönbekici: Ben her zaman zaten hep biraz düşünürüm. Daha önceden de 4-5 tane yazım vardı o insanların yerinde de kendinizi koyun diye. Mesela çok iyi hatırlıyorum. Bu Mehmet Ali Erbil’in kayınvalidesi vardı İffet Erkovan’la ilgili ben bir yazı yazmıştım. Yani o adına yapılanlar bana çok üzücü gelmişti. Ben her zaman 3. sayfalara düşen insanlarla ilgili uluorta yazma hadisesine hep karşı çıkmışımdır. Bu konuda müsterihim. İstediğimi yazabilirim.

        Saba Tümer: Peki gazete yönetiminden siz veya karşı taraf uyarı aldı mı?

        Mutlu Tönbekici: Bilmiyorum.

        Saba Tümer: Size oldu mu?

        Mutlu Tönbekici: Yok.

        Oya Germen: Ruhat çok değerli bir yazar, Mutlu da öyle.

        Saba Tümer: Mutlu diyor ki “ Ben kendime bir yazı yazsaydım daha ağır yazardım.” Yani bayağı bir ateşli olay. Ne yazardın mesela?

        Mutlu Tönbekici: Hayır ben o olayla ilgili bir şey yazarım yazmazdım değil. Ben muhatabımın bana cevabının çok zayıf olduğunu söylüyorum. Yani ben kendime bu yazıya karşılık cevap verseydim çok başka şeyler yazardım. O zaman da işin tadı kaçıyor.

        Ayşe Özyılmazel: Peki bu olaya ne yazardın dışardan biri olarak?

        Mutlu Tönbekici: Başka şeyler yazardım. Ama bunu söyleyemem şimdi burada.

        Bir maç yapılıyor biri birine yumruk atıyor. Öbürü ona yumruğunu ıskalıyor bence. Ben kendime yumruk atsaydım ıskalamazdım. Saba Tümer: Acaba Ruhat Hanım değil de aynı gazetede yazmış olan biri değil de başka biri yazmış olsaydı yine aynı ifadeleri kullanırmıydın.

        Mutlu Tönbekici: Bu hadiseyi herkes yazdı zaten. Onların hiçbirine cevap vermedim. Sadece genel bir cevap verdim Bakın burada çoklar da var lütfen dedim. Herkes ondan sonra yazmayı kesti. Perihan Mağden, Pakize Suda ve bir sürü insan da biz bunu akıl edemedik hay Allah diye yazılar yazdı. Herkes bir ayar verdi kendine. Ama bir kişi vermedi. Ama bir süre sonra benim bir yazım çıktı. Ağlayarak yazdığım bir yazıydı. Halen de yeniden ağlayabilirim yani. Ama “had” diye bir şey var.

        Ayşe Özyılmazel: Peki sen hiç evlenmedin.

        Mutlu Tönbekici: Yok ben evlendim. Tuğçe Baran evlenmedi.

        Ayşe Özyılmazel: Yeğeninle yaşıyorsun. Nasıl birşey?

        Mutlu Tönbekici: Yeğenim 12 yaşında. Çok güzel bir şey. Bir süre ne yapacağını şaşırıyorsun bütün sorumluluk sende olduğu zaman. Bir de tam kritik bir yaşta yetişkinliğe doğru gidiyor. Bir de biz hep ayrı şehirlerde yaşadık öyle çat kapı giden teyzelerden değilim ben. Onun da etkisiyle yeniden tanıştık aslında.

        Ayşe Özyılmazel: Sen de bir çocuğun olsun ister misin?

        Mutlu Tönbekici: Bilmiyorum. Galiba istemiyorum.

        Saba Tümer: Hiç botoks yaptırdın mı?

        Mutlu Tönbekici: Tabiî ki yaptırdım. Ama başka sebeplerden dolayı. Terleme sorunu yüzünden ellerime yaptırdım. Hatta bir süre sonra anlaşıldı ki benim botoksa karşı bağışıklığım var.

        Saba Tümer: Son zamanalrda gündemi meşgul eden Ergenekon davası var. Halkın anlayacağı dilde anlatılamaması sence bilinçli bir şey mi?

        Mutlu Tönbekici: Tüyler ürpertici bir durumla karşı karşıyayız eğer gerçekse. Yok gerçek değilse o zaman sırtımızdaki sivilcenin de sebebi ergenekona kadar gider.

        Saba Tümer: Peki sen bununla ilgili bir yazı yazdın mı?

        Mutlu Tönbekici: Ne yazabilirim ki. Ben anlamıyorum. Dün gece bayağı geç saatlere kadar iddianameyi okuyayım dedim. Çünkü AKP’ninkini okumuştum. Gülünç bir iddianameydi. Bu gülünç değil, tüyler ürpetici. Fakat gerçek de olamayacak kadar acayip.

        Oya Germen: Bilhassa mı bu kadar karışık bir hale getiriryorlar? Bizler bile tam olarak anlayamıyorsak okuma yazma bilmeyen binlerce insan var.

        Mutlu Töbekici: 16 kollu ahtapot gibi bir şey.

        Oya Germen: Herkes Ergenekon diyor da Anadolu’da da söyleniyor.Ama kimse ne olduğunu tam olarak anlayamıyor.

        Saba Tümer: Peki iddianamayi okumaya çalıştım dedin ne oldu?

        Mutlu Tönbekici: 3-4 saat kadar okudum. Ne anladım? Karman çorman bir durum. Bir sürü oluşum aynı anda var. Bunların birbirleriyle bağlantıları var veya yok belli değil. Var gibi söyleniyor ama olması mümkün değil. Yani Hizbullah’ta mı Ergenekon’la alakalı bana o komple inandırıcılıktan uzak geldi.

        Ayşe Özyılmazel: İş mi diyorsun aşk mı diyorsun?

        Mutlu Tönbekici: Neden böyle bir tercih olmak zorunda? İkisi birden neden olamıyor Bu bana palavra geliyor. Aşk mı, tembellik mi; iş mi tembellik mi. Onun yerine aşk gidiyor. Açıkcası aşık oldum ama hepsi 5 parasızdı çünkü benim böyle bir yeteneğim vardır. Hiç pişman değilim hepsini sevdim ayrı. Ama yani çulsuz adama çok aşıksın ve işini bırakıyorsun nereye bırakıyorsun?

        Ayşe Özyılmazel: Bence aşk mani olmamalı hiçbirşeye.

        Mutlu Tönbekici: Aşık olmuş bir insan neden işini bırakır anlamıyorum ki.

        Oya Germen: Hani erkek çağırmasın isteyebilir?

        Saba Tümer: Mesela kadın manken diyelim. Adam ben senin podyumlara çıkmanı istemiyorum diyor ve bırakıyor. O bırakıyor, bırakabilir. Mankenlik zaten bir yere kadar yapılıyor. Ama diğer meslekler de var. Mesela kocan sana artık köşe yazısı yazmayacaksın dese?

        Mutlu Tönbekici: Bu iş mi aşk mı ikileminde çok terbiyesiz bir alt mana görüyorum. Sanki çalışmak ayıp evliliğe aykırı. Artı çalışan kadınların hepsine de ciddi bir hakarettir. Bu insanlar da namuslu kadınlar. Sen nasıl iş mi, aşk mı derken çalışan kadınları çöp kutusuna mı atıyorsun. Bir taraftan da aynı insanlar “kadınlarımızın haklarını koruması lazım, kocasının baskısı altına girmemesi lazım” derler. E neyle çalışmadan nasıl, bir yol var o da para. Paran varsa ister ailenden gelsin ister çevren ancak o zaman neyse sıkıntın kurtulabilirsin.

        Ayşe Özyılmazel: Evlenmek istiyor musun sen bir daha?

        Mutlu Tönbekici: Ben evlenmeyeceğim bir daha. Bir daha asla bana kimse nikah işlemleri yaptırmaz. Boşanması da dert. Ben daha yeni boşandım birinci evliğimden. Evlilik güzel bir kurum fakat çok ağır bir kurum. İki kişi evlenmiyor. En aşağı 10 kişi evleniyor.

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa