Mutlu sona inanmayan kadın
Mutlu sona inanmayan Nurgül Yeşilçay, hikâyenin sonunu başından biliyor
ABONE OLHT PAZAR / Elif KEY
Yakından tanımıyorum, ama yakınından geçmişliğim var. Geçtiğimiz yaz İstanbul’un yandığı bir gün, şehirde Bebek Şenliği var, meteoroloji “Evden çıkmayın” uyarısı geçse de gidiyorum. Ama ne Bebek’i, ne şenliği; kendimi meydandaki restoranlardan birine atıyorum. Mönüye değil de önümden geçen Cem Özer’e bakıyorum. Tek başına ve suratından düşen binlerce parça. Olabilir. Gülerek geçse “Kendi kendine gülüyor, delirmiş” deriz çünkü! Aradan yarım saat geçiyor, bu kez önümden Nurgül Yeşilçay geçiyor. O da yalnız ve suratında aynı parçalı bulutlar. Islak saçları gelişigüzel toplanmış, elindeki kitaba saçlarından sular damlıyor. Arka arkaya iki mutsuzluk karesi, pek de rol kesmiyorlar gibi... Aç iPhone’u, gir Twitter’a yaz, “Ohoo bu iş bitmiş” diye... Ama bu yazılmaz, o mutsuzluğu gören kimse edebiyat parçalayamaz. Halbuki flashback’lerde bu kadar karanlık sahneler yok. Görmediğimiz karelerde Nurgül Yeşilçay; üç kardeşi, anne babasıyla Afyon’da. Mutlu bir aile. 1998’deki karede biz de varız, Balat’tayız. İkinci Bahar dizisi, sokaklarda insan bırakmayan cinsten bir drama ve Nurgül Yeşilçay, Türkan Şoray’ın kızını canlandırıyor üzerinde “Genç Türkan” etiketiyle. Eskişehir’de okuyor o günlerde, evinde televizyon yok, diziyi zaman zaman aşağıdaki Vestel bayiinde izliyor. O günleri “Dükkân sahibiyle birlikte geçiyorduk ekranın karşısına...” diye anlatıyor.