Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ne verdiysek verdik sen sonuca bak
"Polis ve askerin kalkanla müdahalesi etmesi yeterli değil. Artık ne gerekiyorsa onu yapacaklar"
Karadeniz Teknik Üniversitesi'nin 2014-2015 Akademik Yılının açılış töreninde konuşan Erdoğan Kobani eylemlerine ilişkin, "Bölücü terör örgütü bu işin baş sorumlusudur. Polisimizi şehit edenler ortada. Kusura bakmayın kimse akıl vermesin. Polis ve askerin kalkanla müdahalesi etmesi yeterli değil. Artık ne gerekiyorsa onu yapacaklar." dedi.
49 rehinenin kurtarılmasına ilişkin de kısa bir değerlendirmede bulunan Erdoğan, " 49 rehine olayında soğukkanlı davranmamız gerekiyordu. 102 günün sonunda vatandaşlarımızı kurtardık. 49 kişiyi nasıl kurtardınız diyorlar. Ne verdiniz de kurtardınız diyorlar. Ne verdiysek verdik işi bitirdik mi sen ona bak." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, KTÜ Osman Turan Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 2014-2015 Akademik Yıl Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmasına, Bingöl'de dün silahlı saldırı sonucu şehit olan emniyet mensuplarına Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar dileyerek başladı.
Başbakanlığı döneminde Türkiye'deki üniversite sayısını 76'dan, 175'e çıkardıklarını, bazı çevrelerin bunu eleştirdiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Eleştirenlerin haklı yanları yok mu? Doğru, ama biz istiyorduk ki artık şu göç dalgalarını durduralım. Bugün Hakkari'deki bir genç üniversite okumak için illa da Ankara'ya veya komşu bir ile veya İstanbul'a gitmek durumunda kalmasın. Bizim görevimiz nedir? Eğitim kurumlarını onların ayağına getirmektir. Öğrenciyi alıp farklı illere çekmek değil. Göçün önemli nedenlerinden bir tanesi de budur, biz bu adımı attık" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'de sadece üniversitelerin değil, yakın tarihe bakıldığında birçok kurumun asli vazifelerin dışında faaliyet gösterdiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir çok kurumun enerjisini ne yazık ki asli vazifelerinin dışında sarf ettiğini ya da sarf etmek zorunda kaldığını görürsünüz. Siyaset kurumu çok uzun yıllar enerjisini Türkiye'nin ilerlemesine, kalkınmasına, huzur ve istikrarın pekişmesine değil, kendi ayakları üzerinde durabilmeye maalesef teşrif etmiştir. Bürokrasi kendisine hizmeti, kendi varlığını güvence altına almayı çok uzun yıllar millete hizmetin önüne koymuş, enerjisini milletten ziyade kendisi için sarf etmeyi tercih etmiştir. Adalet kurumları milletle kucaklaşma yerine, hızlı ve tatmin edici adalet dağıtmak yerine enerjisini siyaseti kısıtlamaya harcamıştır. Güvenlik birimleri milletin çıkarlarını öncelikle korumak, demokrasiye ve siyasete güvenli alan açmak yerine statükoyu korumayı öne çıkarmış, enerjisini buna sarf etmiştir. Devlet enerjisini milletle kucaklaşmak, milletiyle el ele verip ileri hamle yapmak yerine milletiyle arasına mesafeler açmak için seferber etmiştir. 2000'li yılların başına kadar Türkiye'nin son derece gereksiz, sanal üstelik ülkede ağır tahribata yol açan kimi yapay sorunlarla sürekli enerji kaybettiğini görürüz. 1945 sonrası Avrupa ülkelerine bakın, ABD'ye, Japonya'ya bakın. İkinci Dünya Savaşı'na katılmış ve ağır zayiatlar vermiş bu ülkelere bakın. Bu ülkeler enerjilerini kalkınma için, ilerleme, demokrasi, eşitlik, adalet, insan hakları için çok yoğun şekilde seferber ederken, Türkiye 10 yılda bir darbelerle, kısır siyasi tartışmalarla, anlamsız yasaklarla, kısıtlamalarla, kimi zaman iç çatışmalarla, kimi zaman terörle mücadeleyle maalesef kendi içine kapanmıştır. Türkiye'de çok partili siyasi dönemde 16 ayda bir hükümet değişti. Bu ülkede istikrar, kalkınma olabilir mi? İstikrarın yakalandığı dönem 2002 sonrası şu ana kadar gelen dönemdir. Bu da Türkiye'yi zaten sıçratmıştır ve hiçbir askeri darbe Türkiye'ye kazanç sağlamamıştır. Tam tersine Türkiye'ye çok ağır bedeller yaşatmıştır. Hiçbir yasak, hiçbir kısıtlama Türkiye'yi ileriye taşımamıştır. Siyasetin faaliyet alanının daraltılması demokrasiye hiçbir fayda getirmemiş, tam tersine demokrasiyi kırılgan hale getirmiştir, ürkek bir hale getirmiştir. Sorunlu bir muhalefet sergilenmediği için hizmeti öne çıkaran iktidar anlayışı yerleşmediği için, koalisyon ve sık tekrarlanan seçimler nedeniyle istikrar tesis edilemediği için Türkiye uzun yıllar önünü göremeyen bir ülke konumunda kalmıştır."
"ESAD'I KORUMAK İÇİN Mİ BUNU YAPIYORSUN?"
Muhalefeti de eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Eski Türkiye'de belli zümreler kazanırken millet hep kaybediyordu. Yeni Türkiye'de millet kazanırken kaos lobisi, faiz lobisi, kan lobisi kan kaybetmektedir. Son günlerdeki şiddettin nedeni asla ve asla Kobani değildir, eski Türkiye'yi diriltme çabasıdır. Son BM Genel Kurulu'ndaki konuşmamda da söyledim. Orada da bu işi çok açık ve net gündeme getirdim. Fakat bizim bu söylediklerimiz öyle zannediyorum ki bir kulaktan giriyor, bir kulaktan çıkıyor. Bizim sınırımız Irak, Suriye'de 1300 kilometre. Burada tehdit altında olan her an biziz. Şu anda 1,5 milyon mülteciye ev sahipliği yaparken Avrupa'nın tamamında 130 bin mülteci var. Amerika vesaire oradan var mı? Yok. İşte ben sadece havadan bombalarım. Bunu söyledik, ‘havadan bombalamakla çözemezsiniz' dedik. Siz havadan bombalıyorsunuz, o ise tanklarıyla toplarıyla yürüyor. Silahlar ABD'nin tankı topu. Kime vermişti bunu? Maliki'ye. Maliki Musul'u bırakıp kaçtı ve bütün ağır silahlar IŞİD'e kaldı. Şimdi IŞİD Amerika'nın ağır silahlarıyla oradaki halkı ne yazık ki vuruyor. Türkiye'deki bazı siyasi partiler şunu söylüyor; 'sadece kobani'ye yönelik tezkere yapabiliriz.' Yahu insaf, Kobani'den 200 bin insan Türkiye'de. Ama sen 200 bin insanı öldüren Esed'i korumak için mi bunu yapıyorsun? Suriye'de devlet terörü var. Katil Esed, bunu görmediğin sürece siyasette yeni bir gözlüğe ihtiyacın var demektir."
"KALKANLA BU İŞİN ÖNÜNE GEÇİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL"
Erdoğan son olaylara da değinerek şunları söyledi: "Bütün bunlarla beraber soruyorum; şehirlerimizi yangın yerine çevirmek için eylem yapanlar kimler? Bunları bilmek için ordinaryüs olmaya, profesör olmaya da gerek yok. Her şey ortada. Bölücü terör örgütü baş sorumludur. Çocukların eline taş verenler, silahı verenler, polislerimizi şehit edenler ortada. Bütün bunlara karşı polisimiz ne yapacak? Hala kalkan mı tutacak? Kusura bakmasınlar, kimsede bu konuda bize akıl vermesin. Artık ne polisimizin ne askerimizin kalkanla bu işin önüne geçmesi mümkün değil. Gereği neyse askerimiz de polisimiz de onu yapacaktır. Büyük devlet sokaktaki şiddet eylemlerine, yağmacılığa, şımarıklığa teslim olan devlet değildir. Açık açık ifade ediyorum, içerde de dışarıda da politikalarımızı biz belirleriz. Dünyada hiçbir ülke belirleyemez. Artık bunu yapmak durumundayız. Kamu binalarını yakacaklar, hastaneleri yakıyorlar, kamu araçlarını, bindiği otobüsü yakıyor. Oradaki Kürt vatandaşlarımızın, onların da araçlarını yakıyorlar. Üniversitelerin içinde terör estirmeye çalışıyorlar."
"NE DEDİN SEN?"
"Bakıyorsunuz, onların başını çeken siyasi de çıkıyor, ‘ben şiddet yapın demedim' diyor. Yahu ne dedin sen? Dediklerin ortada. Sokaklara dökülmeyi teşvik ettiniz, şimdi de söylediklerimi nasıl geri alabilirim bunun gayreti içindesin. Yapılması gereken neyse devlet olarak bunları bütün kurumlarımızla şu anda yapmanın kararlılığı içindeyiz. Bedeli ne olursa olsun, anladıkları dil neyse o dille onlara yaklaşacağız, konuşacağız. Bende bir Cumhurbaşkanı sıfatıyla böyle konuşmak istemezdim. Ama 31 kişinin bu şekilde ölmesi bizi bu noktaya sevk etmiştir. Malum siyasi parti, bir kez daha kendi iradesini ayaklar altına almış, demokratik meşru biz mücadele vermek yerine eski Türkiye aktörlerinin oyuncağı haline gelmiştir"
"NE VERDİYSEK VERDİK"
Musul'un IŞİD tarafından işgal edildiğinde sesini çıkarmayanların şimdi konuşmaya başladığını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: "Adını verdiğim siyasi parti o dönemde sesini çıkarmadı. Başkonsolosumuz ve çalışanları rehin alındığında, bazı partiler, ‘hükümet niye Irak'a Suriye'ye girmiyor?' dediler. Yahu biz onların kusura bakmayın, argo olacak ama, onların dolduruşuna gelmiş olsaydık şu anda 49 vatandaşımız olmayabilirdi. Bunlarda her şey canice. Bizim soğukkanlı davranmamız gerekiyordu. 102 gün sabrettik, sağ salim bunları kurtarmamız gerekiyor onun için hassasız. Bunların sırtında yumurta küfesi yok. Biz öyle değiliz. 102 günün sonunda 49 kardeşimizi oradan kurtarmış olduk. Efendim nasıl kurtardınız? Ne verdiniz? Ne verdiysek verdik. İşi bitirdik mi, sen ona bak. Hiç kimsenin tehditlerine, tahriklerine, sokakta kullandığı şımarık piyonlarına boyun eğmeyiz. Türkiye IŞİD'le de mücadele eder, PKK'yla da eder, ediyor, Kobani için de mücadele eder, ediyor. Tabi bizim kardeşliğimiz farklı. Biz bu kardeşliğimizi çok iyi korumamız lazım. Birliğimiz beraberliğimiz çok önemli. Bilesiniz ki biz bize faydalıyız."
Akademisyenlere de birlik ve beraberlik konusunda dikkat etmelerini isteyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Hele hele üniversitelerimizin içerisine ayrımcılık tohumunu atanlara, değerli hocalarım sizlerin çok dikkat etmesi lazım. Bu işin ihyası da, inşası da sizlerin elindedir. Bizim medeniyetimiz malum. Hocasına önem veren, ona en yüksek irtifayı özellikle tahsis eden bir medeniyettir. Onun için ‘Bana bir harf öğretenin kölesi olurum' diyen bir medeniyetin çocuklarıyız biz. Sizlerin yetiştirdiği ve yetiştireceği nesil inanıyorum ki bu hassasiyeti hisseden bir nesil olacaktır. Başbakanlığım, genel başkanlığım esnasında 77 milyonun kardeşliği için bir çözüm süreci başlattık, kararlılıkla sürdürdük. Bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz. 2023 hedefleri 2071 hedefleri hayal değildir" diye konuştu.
Konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Rektör Prof. Dr. Süleyman Baykal tarafından KTÜ Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Raif Kalyoncu'nun yaptığı tablo hediye edildi. Kalyoncu, tablo ile Trabzon'u en iyi şekilde anlatmaya çalıştığını söyledi. Erdoğan, ardından günün anısına Rektör Baykal'a bir plaket verdi.
DHA