Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya Ufuk Abi biliyor musun seninki kaç ömür eder?

        Bunda olman gerekmezdi.

        Ne yaptın Ufuk Abi?

        İşte bunu anlayamadım.

        Daha öncekileri birbir anlamıştım oysa.

        Bazıları sonra bile

        Olsa da.

        Ufuk Güldemir’i, 80 İhtilalinin bastığı karabasanı kovalamaya çalışanlarının saf tuttuğu ön cephelerinden birinde tanıdım. Korkusuzluğu, kendine güveni, ele avuca gelmezliği, zekası ve kıvraklığı ile... Türkiye, seçime gidiyordu. En kuvvetli adam, “müstakbel başbakan” MDP lideri Turgut Sunalp’ti!

        İhtilalin hala devam ettiği o günlerde, o günün şartlarında yanına yaklaşılamayan Sunalp Paşa’ya resim sergisi gezerken, “Paşam, bu resme ne diyorsunuz, nasıl başarılı mı sizce” diye sorabilecek kadar cesurdu.

        Sunalp Paşa da ona; “Sen benim anlamadığımı sanıyorsun herhalde, gel evime de göstereyim” cevabını vererek, onun aslında neyi sorduğunu ve kendisi nezdinde aslında ihtilal ile dalga geçtiğini anladığını göstermişti.

        Herkesin önünde geçen bu diyalogda bu muhtemelen son cümle olurdu, konuşma biter, gazeteci kaderini beklerdi.

        Ama Ufuk susmadı, devam etti:

        -Eve gidince ne göstereceksiniz Paşam?

        Cesurdu. Bu cevabı hemen verebilecek, zor vaziyeti böyle çevirerek herkesi kahkalara boğabilecek kıvrak bir zekanın sahibiydi.

        Bu onun gazeteciliğe ve televizyonculuğa (sadece televizyon haberciliği değil) neden katkıda bulunduğunu açıklar.

        Zekayla ve hayatla süzülmüş bir entellektüel birikim.

        Ufuk’u ilk elde dinleyen ve ondan etkilenenler, ciddi bir entellektüel birikimi olmadan o “analizleri” yaptığını sanırlar ve şaşırırlardı. Oysa, “entellektüelizm, elitizm” nefret derecesinde uzak durduğu değerler olmakla birlikte, sıkı bir entellektüel, tüm pozitif yüküyle “elitistti”... Gazeteciliğin elitiydi o.

        80’li yılların Cumhuriyet Ankara Bürosu’nda hatırımda kaldığı kadarıyla Ece Ayhan gibi entellektüellerin işaret ettiği “yeni gazeteci, yeni uslupla yazan gazetecilerden” bir tanesiydi. İhtilal Türkiyesi’ndeki o küçücük bürodaki sayıları da zaten fazla değildi. İki üç kişiydiler, bugün hepsi bir yerlerde, onlar Ufuk gibi kendilerini biliyorlar. Mesela Sedat Ergin...

        İyi yazıyorlardı, değişik yazıyorlardı, okutturuyorlardı, okunuyorlardı.

        Yazmakla yetinmiyor, çevrelerine hayat ve yaşama önderliği de yapıyorlardı.

        Hasan Cemal onu çok sever.

        Hep sever.

        Sanki oğluymuş gibi, canını yaksa da...

        Uğur Mumcu da onu çok severdi.

        Ona toz kondurmazdı, o ayrı ve bir taneydi.

        Ona, diğerleri gibi bakılamazdı ki!

        Ufuk Güldemir, Ufuk Abi tabii ki, gazetecilik, hayat, televizyon o kadar çok şey öğrettik ki,

        Onu sevdiren de işte budur.

        Tanıyan, tanımış olan herkese.

        Ama gazetecilikten televizyonculuğa geçerken yaptığı tam anlamıyla bir devrimdir. İyisiyle, kötüsünün vebali ise yapanların boynunadır.

        Gazeteciler, ilk kez onun önderliğinde televizyonculuk ile televizyon haberciliği ile buluştular. Haberciliğin, gazetecilerin işi olduğunu tüm televizyonculara öğretti. Öğretti çünkü bunun böyle olduğunu bizzat ispat etti.

        Gazete kökenli televizyon habercileri ilk kez adamdan sayılmaya, para kazanmaya (bazıları ilerde genel müdür dahi oldu) onun sayesinde başladılar.

        Ama esas yaptığı bu değildi, bu “side effect” sayılır.

        Gazete haberi nasıl okunmak için yazılırsa (bu Cumhuriyet bazında gazetecilik için de bir devrimdi, pay sahiplerinden Hasan Cemal’in kulağı çınlasın), televizyon haberi de izlenmek için yapılırdı.

        TELEVİZYON HABERİ İZLENMELİYDİ....

        Nasıl satılmasın, alınmasın diye kundura fabrikası kurulmazsa, okunmasın diye haber yazılmaz, montajlanmazdı.

        Televizyonlarda harıl harıl haber montajlayan, bizim gözümüzü ayırmadan seyretmemezi sağlayan “prodüktörler” onun buluşudur.

        Türk televizyonlarında bu kişilere hala “prodüktör” denilir ve yabancı televizyoncular hala garip garip bakarlar.

        İzlettiren televizyon haberi Ufuk Abi’nin buluşuydu.

        Hepimiz bir yanından tutmuştuk. Daha doğrusu üçümüz, dördümüz. En başında ona “teslim olan” tam üç kişiydik. Hiç yanından ayrılmayan, sağını solunu dolduran, hepimiz bir yere dağıldık...Ufuk Abi, Star’da başlayarak hemen ardından Genel Yayın Yönetmeni olduğu Show’da Televizyon Haberciliği’nin “kitabını yazdı, kurallarını koydu, olmazsa olmazlarını belirledi”, Milliyet’e gitti.

        Ondan sonra televizyonlarda her ne yapıldıysa (kendisi dahil) o zaman yaptıklarının tekrarı ya da dejenere edilmiş halleridir.

        Gerisi ona atılan, üzerinde durmayacak, üzerine asla yapışmayacak, hiç bir zaman istemediği, aslında kalbinin topyekün reddettikleridir.

        Yaptıklarının bazılarını sonradan anladım demem biraz bundan.

        Ve bir gün bana

        Konu açılınca bana:

        -Galiba bir gün hepimiz ilk çıktığımız, dağıldığımız mekana dönersek rahatlayacağız oğlum, belki de sırf bunun için, bunu yapmak için uğraşıyoruz.

        Demesi bundandı.

        -Ufuk Güldemir şöyle böyle, ahh onunla ben yanyana gelecektik ki

        Diye hala kendilerine elbise biçenler;

        Genel Yayın Yönetmenliği yapmadığı medya kuruluşunun neredeyse kalmadığı yıllarda, Hasan Cemal’e, “abi başımıza geçsen, yine eskisi gibi, emrinde çalışsak” dediğini, diyebileceğini nereden, kaç kişi bilebilir ki?

        Biliyorum, bazen hoşlanır, bazen de hoşlanmazdın ama yine diyeceğim işte:

        Ufuk Abi...

        O kadar yoğun, o kadar hızlı yaşadın ki

        Seninki aslına bakarsan en az iki ömür eder...

        Ben bilebildiğim kadarını, yaşayabildiğim kadarını yazıyorum, daha da etraflısını, bilene bilmeyene, çok bilmişe, az bilmişe daha da anlatacağım!..

        Belli oldu ki, sen çok yaşadın, çok yaşayacaksın.

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa