Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Atatürk'ün kapatmadığı tek tekke

        Özbekler Tekkesi'ni "bekleyen" İbrahim Ethem Özbekkangay ve kızı Eda Özbekkangay: "Cumhuriyetin kuruluşundan beri burada tekke faaliyeti yok. Binayı bir milli mücadele ve ebru müzesine dönüştürelim"

        Türkiye "Nerelisin, kimlerdensin?" ülkesi... Tarikatların, cemaatlerin, aşiretlerin, kimin seceresinin nereye uzandığıyla ölçülen bir "bizimkini kollama" geleneğinin ülkesi... Tabii ortak hedefler, benzer bakış açıları kesiştiği sürece... Şartlar uymadı mı "bizimki"ni, bizden olanı da her an karalamamız mümkün.

        Konumuz, 14 Aralık'ta kaybettiğimiz "bizden" bir Amerikalı, bir dünya vatandaşı, bir büyük müzik adamı olan Ahmet Ertegün ve ölümüyle birlikte gündeme gelen Özbekler Tekkesi.

        Bildiğiniz gibi konu hakkında bol miktarda yazıldı, çizildi. Gerçek bir Amerikan rüyası figürünün, yeri dolmayacak bir Rönesans adamının ardından; kimi Türkler onu "bizimki" diye göklere çıkardı, kimileri yerden yere vurmayı tercih etti. Gerçek bir Türk olup olmadığı sorgulandı, "Türkiye'ye ne faydası olmuş, bir Türk starı bile yaratmamış" diyenler oldu, aile ocağı olan Özbekler Tekkesi nedeniyle Sabetayist, mason ve Illuminati bağlantılı olabileceği yorumları yine komplocu zihniyetleri hayal gücünün dehlizlerine sürükledi.

        Fakat onca tartışmanın sonunda Ertuğrul Özkök'ün bir yazısında ifade ettiği şu sözler olayın özünü yansıtıyordu: "Ahmet Ertegün, büyük Amerikan vatandaşı, büyük Türk vatandaşı ana rahmine döndü." Özbekler Tekkesi'ne... Ahmet Ertegün nereliydi, kimlerdendi sorusunun cevabını arayanların bakması gereken yere...

        Biz de aynen öyle yaptık ve Özbekler Tekkesi'ne giderek tekkede yaşayan son kuşağın temsilcileri İbrahim Ethem Özbekkangay ve ebru sanatçısı kızı Eda Özbekkangay'la konuştuk. Ahmet Ertegün'le büyük dedeleri ortak olan baba-kız, Özbekler Tekkesi'nin bilinen ve bilinmeyenlerini anlattı...

        Yakınlarda kaybettiğimiz büyük müzik adamı Ahmet Ertegün'ün akrabasısınız. Nedir bağınız?

        İbrahim Ethem Özbekkangay: Eski Özbek şeyhlerinden İbrahim Ethem Efendi'nin dört çocuğundan biri olan Ayşe Hamide Hanım'ın oğlu, ilk ABD büyükelçimiz Münir Ertegün. Münir Bey'in oğulları ise Ahmet Ertegün ve Nasuhi Ertegün. Bir de Selma diye bir kız kardeşleri var. İbrahim Ethem Efendi'nin diğer bir çocuğu da Sadık Efendi. Ondan ise Ata Efendi ve benim babam Necmettin Efendi geliyor. Kardeş çocukları yani kuzenlerin çocukları oluyoruz biz. İkinci kuzeniz yani Ahmet Ertegün'le. Ata Efendi'nin torunu da reklamcı Ali Taran. O da çocuklarımla kuzen.

        Ertegün ailesi ve özellikle Ahmet Ertegün'le ilgili ilginç anılarınız var mı?

        İbrahim E.Ö.: Ertegün ailesi ismiyle hep arkamızda oldu. Ahmet Ertegün tekkeyi yeniden yaptırarak bizi kurtardı. Biz burada oturmuyorduk. O burayı restore ettirip bizi şahane bir eve geçirdi. Bu hatıralar hala canlı. 84 senesinde geçtik buraya. Cengiz Bektaş yaptı renovasyonu. Ahmet Bey'in manevi desteğini unutamayız.

        Eda Özbekkangay: Ben ebru sanatçısıyım. Geçen sene New York'ta Türk Haftası'nda Türk Evi'nde bir sergim oldu. Ahmet Ertegün'ün yanına gitmiştim. O hastanedeydi. Ama sergim onun desteğiyle oldu. O bizim için bir manevi baba.

        Ahmet Bey nasıl bir insandı? Çeşitli ırklara toleranslı bakışı acaba tekke kültüründen mi geliyordu? Ya da sanata bu kadar önem veren bir tekkeye mensup olup da dünyanın en önemli sanat adamlarından biri haline gelmesi tesadüf müydü acaba?

        İbrahim E.Ö.: Ahmet Ertegün burayla çok içli dışlı değildi. Baba ocağıydı burası onun için. Aile kabristanı var burada. Bir dönem Ahmet Ertegünler burada kalmışlar. Çok eskiden. 40'larda aile olarak burada yaşamışlar. Burası onlar için eski bir baba ana ocağı. Aile ocağı. Hem aile mezarı burada hem burayı kendilerinin gibi gördüler. O nedenle 500-600 bin dolar gibi bir parayla burayı sıfırdan yaptırdılar

        Ebru sanatı ve tasavvuf müziğinin icra edildiği bir sanat merkezi haline getirilebilir belki yenilenen tekke...

        İbrahim E.Ö.: Evet. Zaten tarihte de bu böyle. Büyük dedemiz İbrahim Ethem Efendi çok marifetli bir sanatçı ve mucitmiş aslında. Birçok sanatı başarıyla icra edebildiği için kendisine hezarfen denirmiş. Ebru sanatını da Osmanlı'ya getiren kişi kendisi. Şeyh Ata Efendi'den sonra şeyh olan babam Necmettin Efendi ise burayı bir müzisyenler merkezi haline getirdi. TRT İstanbul Radyosu'nun bütün sanatçıları burada toplanır ve tasavvuf musikisi icra ederler, Özbek pilavı yerlerdi. Gelen müzisyenler, Cüneyt Orhon, Süleyman Erguner, Niyazi Sayın, Kudsi Erguner (o çocuktu o zaman), Nezih Uzel gibi neyzenler. O tarz bir faaliyet hâlâ senede birkaç kere oluyor.

        İbrahim bey, Özbekler Tekkesi'nde yaşayan son kuşağın reisi olarak kısaca anlatır mısınız buranın hikayesini?

        İbrahim E.Ö.: Özbekler Tekkesi, Ahmet Yesevi'ye bağlı Nakşibendi tarikatı için açılmış bir dergah. 16'ncı yüzyılda Orta Asya'dan gelen Müslümanların hacca gitmeden önce İstanbul'u ziyaret etmeleri adettenmiş. Bu kişiler aynı zamanda halife olan padişaha saygılarını iletip hac için izin almaya gelirmiş. 18'inci yüzyılda dönemin Osmanlı padişahı, Sultantepe'de konaklayan Özbek hacı adaylarının çadırlarına rastlayıp kendisine gösterilen konukseverlikten etkilenmiş. Ve Nakşi şeyhine her yıl konakladıkları yerde bir tekke yaptıracağına söz vermiş. Böylece bir vakıf kurulmuş ve Özbek şeyhi vakfın başına atanmış.

        Bu tekke mensuplarının felsefesi, düşünce yapısı nedir?

        İbrahim E.Ö.: I. Dünya Savaşı'ndan evvel burada Nakşibendi tarikatının gelenekleri sürdürülüyormuş. Dualar edilirmiş. Hatm-i hacegan okunurmuş. Namaz kılınır ve Özbek pilavı pişirilirmiş. Sessiz zikir geleneği var. Yani oturuyorsun ve duanı kalbinden yapıyorsun. Ama ben bu konularda fazla bir şey bilmiyorum. Biz cumhuriyet çocuğuyuz, Atatürkçüyüz. Tarikat geleneklerini, inançlarını bilmeyiz. Onlar eskide kalmış.

        Peki cumhuriyet döneminden sonra neler oluyor dergahta?

        İbrahim E.Ö.: Cumhuriyet kurulmadan evvel burada süren tarikat faaliyetleri sonra çok yavaşlıyor. Bizim Ertegünlerle birlikte soyundan geldiğimiz Şeyh İbrahim Ethem Efendi'den sonra hukukçu ve modern bir kişi olan Ata Efendi şeyh oluyor. Onun zamanında burada milli mücadele başlıyor. Burası Kuvayi Milliye merkezi haline getiriliyor. Hastane ve posta merkezi vazifesi görüyor. Cephanelerin toplandığı, kaçırıldığı yer oluyor. Ve Halide Edip Adıvar, İsmet İnönü, Celalettin Arif gibi çok önemli şahsiyetler buraya sığınıyor. Kaçırılarak İstanbul'dan Anadolu'ya geçmeleri sağlanıyor. Bu nedenle bütün tekke ve zaviyeler 1925'te kapatılsa da buraya tolerans gösteriliyor.

        "Gerçekler için 'Nutuk'a başvurun"

        Soner Yalçın'ın "Efendi 2" kitabında tekke hakkında yazdıklarına ne diyorsunuz?

        İbrahim E.Ö.: Kendisi buraya gelip araştırma yapmadı. Buranın dışında bizim hakkımızda yapılan yayınlardan yararlanmış. Yazdıklarında hiç de doğru olmayan bölümler var. Mesela şeyh Ata Efendi Münir Ertegün'ün ağabeyi değil. Kendisi benim babam Necmettin Efendi'nin ağabeyi. Onun Illuminati ve masonlukla ilgisi olduğu konusunda yazılanlar içinse şunu söyleyebilirim: Tamamen çamur atma.

        Sabetayistlerle anılan Bülbüldere Mezarlığı'nın hemen yanınızda olduğunu yazmış ve onlarla bir alakanız olabileceği imasını yapmış Yalçın...

        İbrahim E.Ö.: Bülbüldere Mezarlığı'nın burayla alakası yok. Burası Özbekler Tekkesi. Bülbüldere yanımızda değil. Aramızda 2 km var. Eğer onlar Sabetayistse bile Özbeklerle hiçbir bağlantıları yok.

        Eda Ö.: Bu tekkeye Atatürk'ün "Nutuk"unda 13 sayfa ayrılmış. Atatürk'ün kapatmadığı tek tekke burası. Tekkenin milli mücadeledeki rolünden bahsediyor "Nutuk"ta. Münir bey Atatürk'ün hukuk danışmanıymış zaten. Gerçekler için "Nutuk"a başvurun.

        Milliyet / Aylin Varon

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa