Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Sağlık ÇARPICI ARAŞTIRMA! Doktorlar seyirci, sosyal medya uzman - Güncel haberler

        Action Teens, Türkiye’nin de içinde olduğu 10 ülkede obeziteyle etkili mücadelenin önündeki engelleri irdeleyen bir araştırma. Hedef, bu sorunu yaşayan ergenler, ebeveynler ve bu ergenlerin tedavilerini yürüten sağlık çalışanlarının (ağırlıklı olarak doktorların) tutum ve davranışlarını ölçüp değerlendirmek.

        Araştırma kapsamında 10 ülkeden 5 bin 275 obezitesi olan 10-18 yaş arası ergen ve onlara bakım veren 5 bin 389 ebeveynle görüşülüyor. Değişik alanlarda yöneltilen sorulara çarpıcı yanıtlar alınan çalışma seçilmiş bir grup üzerinde gerçekleştirilmiyor ve tek kriterin, obezitesi olan ergenler olduğuna dikkat çekiliyor.

        OBEZİTE ÇOCUKLUKTA ÖNLENMELİ

        Uzmanlara göre obezitenin ortaya çıkışını çocukluk çağından başlayarak önlemek gerekiyor. Bu nedenle bu sürecin anaokulundan başlatılması gerektiğine dikkat çekiliyor. Action Teens Global Çalışması Türkiye Yürütme Kurulu Üyesi - Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Bereket, “Bunun nedeni vücut kitle indeksindeki ilk yükselişin 4 -5 yaştan itibaren başlamasıdır. O yükseliş ne kadar erken başlarsa çocuğun gelecekte obezitesi olan bir yetişkin olma olasılığı o derece yüksek olacaktır. Damak tadı ve beslenme alışkanlıklarının sağlıklı şekilde oluşturulması ise o çocuğun normal kiloda olmasını sağlayacaktır. Obezite çocuklarda biyolojik temeli olan bir hastalık da olsa beslenme şekli ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kiloyu belli oranda tutma şansımız var” diyor.

        TÜM KANSER TÜRLERİ 3 KAT FAZLA GÖRÜLÜYOR

        Çalışmalarda oranlar değişmekle birlikte genel olarak ergenlik çağına obez olarak giren erkeklerin %30 kızların ise %80'i erişkin yaşamlarını da obezitesi olan bireyler olarak sürdürüyorlar. [AB1] Bu çocuk ve gençler sadece bu sorunu yaşamakla kalmayıp kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması ile psikiyatrik bozukluklar açısından da risk altında yaşıyor. Obezitesi olan bireylerde obezitesi olmayanlara göre tüm kanser türlerinin 3 kat fazla görülmesi de dikkate alınması gereken bilimsel gerçekler arasında değerlendiriliyor. Tip 2 diyabette son 20 yılda 10 kat artışın temel nedeninin de obezite artışı olduğu belirtiliyor. Bu artışın nedeni genetik olarak obeziteye yatkın (dezavantajlı) bireylerde yaşam tarzı değişikliği olarak görülüyor.

        AİLELER FARKINDA DEĞİL

        Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) raporlarında, Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde erişkinlerde obezitenin en çok görüldüğü ülke olarak ilk sırada yer alıyor. Prof. Dr. Abdullah Bereket, “Çocuklarda 11. sıradayız ama burada da bir yükseliş söz konusu. Obezite riski bulunan ve obezitesi olan çocuk ve ergenler özelinde ifade edersek her 4 çocuktan 1’i bu riski taşıyor” diyor ve devam ediyor; “Şişmanlık zaman içinde artış gösteriyor. Çocuklar doğaları gereği daha aktif olmalarına karşın fast food türü beslenme şekli, şekerli içecekler, kahvaltıda ekmek üzerine sürülen şekerli gıdalar ve benzeri alışkanlıkları yüzünden bu tehlikenin artmasına neden oluyorlar. Buradaki en büyük sorun çocukların ailelelerinin de bunun farkında olmamaları. Obezitesi olan bir çocuğun annesi doğrusunun bu olduğunu düşünerek, eve gazlı içecek sokmadığını, bunun yerine doğal olduğunu düşündüğü meyve suyu, buzlu çay içeceği veya kendi yaptığı meyve kompostosunu tercih ettiğini söylüyor. ‘Ne kadar şeker koyuyorsunuz’ sorumuza ise ‘asitli içeceklerde bulunandan daha az’ cümlesiyle, hazırladığı gıdanın doğal ve kalorisiz olduğuna dair doğru olmayan bilgiye inandığını gösteriyor” diyor.

        REKLAM

        BASİT ŞEKER TÜKETMENİN TEHLİKELERİ

        Prof. Dr. Abdullah Bereket, “Gazlı içeceklerde olan sorun taze sıkılmış meyve suları için de geçerli. Meyve, doğal ve sağlıklı bir gıda olmasına karşın meyve suyu en obezojenik gıdalardan biridir ve sanıldığı kadar iyi bir şey değildir. 2-3 ay süreyle her gün meyve suyu içerseniz karaciğeriniz yağlanır. Buna karşı meyveyi posasıyla tüketmek meyvenin suyunu içmekle aynı değildir. Meyveyi bütün olarak yediğinizde meyvedeki şeker, yine meyvede bulunan posa ve lifler nedeniyle barsaklardan yavaş emilir. Kana yavaş karıştığı için de şekeri daha az yükseltir ve insülin yanıtını uyarmaz. Meyve suyu ise hızla emildiği için kan şekeri hızlı yükselir ve buna cevap olarak insülin de hızla yükselerek pik yapar. İnsülinin görevi şekeri hücre içine sokmaktır. Hücre içine giren şeker glikojen ve yağ olarak depolanır. Şeker hücre içine girince kan şekeri düştüğü için kişi 1 saat sonra yeniden acıkıp yemek yeme ihtiyacı duyar. Basit şekerler böyle bir soruna neden oldukları için tüketmekten kaçınmak gerekir” diyor. Bereket, Aileler beslenmeyle ilgili bu temel bilgilerin farkında olmadığında ve bunun biyolojik temelli bir hastalık olduğu gerçeği atlandığında içinden çıkılmaz bir sorunlar yumağı ile karşılaşıldığına dikkat çekerek devam ediyor; “Çocukların davranış ve alışkanlıklarında anne babaların çok büyük etkisi olduğu bir gerçektir. Aileler obezitesi olan çocuklarına yardım etmek istiyorlarsa bu çok önemli temel bilgilerin farkında olmak zorundadırlar. Bu yapılmazsa mücadelede istediğimiz noktaya gelmemiz mümkün değildir” diyor.

        Prof. Dr. Abdullah Bereket
        Prof. Dr. Abdullah Bereket

        20 YIL SONRA NÜFUSA 100 BİN BY PASS’LI GENÇ EKLENECEK

        Prof. Dr. Abdullah Bereket, bu hızla gidilirse, Türkiye’nin başa çıkılamaz bir kalp - damar hastalığı ve diyabet yüküyle karşı karşıya kalacağına dikkat çekiyor. Buna ülkenin sağlık bütçesinin bile yetmeyeceğini söyleyen Bereket’e göre bu noktada ileri görüşlü olmak ve geleceği düşünmek şart. Obezite hastalığıyla mücadelenin birçok ayağı olduğunu ve bunlardan birinin eksik kalması halinde başarılı olunamayacağını söyleyen Bereket, “Bu yükselişi durduramazsak 20 yıl sonra nüfusumuza 100 bin by pass yapılmış veya kalbine stent takılmış genç insan eklenecek” diyor. Uzun süreli gözlemsel çalışmalar 5 yaşında bir çocuğun bugünkü kilosuna bakarak gelecekte kalp krizi geçirme riskinin öngörülebileceğine işaret ediyor.

        REKLAM

        ERGENLERİN ÇOĞU DOKTORA ZORLA GÖTÜRÜLÜYOR

        Obezitesi olan bir ergen, eğer obeziteden kurtulma kararı vermiş ve “Ben bu sorunu aşacağım” diye düşünüyorsa hem doktoru ve tedavisinde görevli sağlık ekibiyle hem de ailesiyle işbirliği yapıyor. Buna karşın doktora, anne babasının ısrarı veya zoruyla giden ergenlerin tedavi sonuçlarının başarılı olmadığı görülüyor. Çoğu ergenin doktora zorla götürüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Abdullah Bereket, bu çocuk ve gençlerin kendilerine güvenmediklerini, ve sıklıkla “iştahımı kontrol edemiyorum” dediklerini söyleyerek devam ediyor, “Bu araştırmadan çıkan en önemli sonuçlardan biri de çocuklara ‘kilo vermenizin önündeki en büyük engel nedir?’ sorusu sorulduğunda da aynı yanıtın alınmasıydı. Bunun nedeni bu çocuklarda var olan ‘tutumlu genler’ ve doygunluk sinyalinin beyindeki iştah merkezine daha geç gitmesidir. Çocuklar bu bilimsel gerçekleri öğrenip bunun bir hastalık olduğunu fark ettikten sonra beyinlerindeki obezite algısı tamamen değişiyor” diyor.

        YÜZDE 65’İ “BENİM HATAM” DİYOR

        Bunu fark etmeden önce obezitesi olan ergenlerin yüzde 65’inin bu soruna “benim hatam” gözüyle baktıkları belirtiliyor. Soruna yol açan bilimsel gerçekleri öğrenen ergende bu psikolojik yük azalıyor. Bunun hata kaynaklı olmaktan çok nedenleri olan bir hastalık olması rahatlama hissi yaratıp yükten kurtarıyor. Arkadaşının da kendisi kadar yemek yemesine rağmen kilo almamasının altında yatan nedeni öğrenen ergen, bu sorunla ilgili olarak kendisini suçlamaktan vazgeçiyor. Bunun sonucunda gelinen nokta obezitesi olan ergeni vicdani yük ve travmadan uzaklaştırıyor. Prof. Dr. Abdullah Bereket, “O yaştaki bir çocuğa ‘bu senin hatan’ demek ve suçlu hissettirmek yanlış ve işe yaramayan bir tutumdur. Bundan kaçınılması gerekir” diyor ve devam ediyor, “Zayıflamak için bize başvuran çocuk ve ergenlere yıllarca, “Daha az ye! Daha çok hareket et’ dedik. Anne babalar da bizi destekleyerek çocuğuna ‘Bak duydun mu bunlar hep senin hatan! Bundan sonra daha dikkatli ol’ diye onayladı. Oysa bu kimsenin hatası değil. Bu soruna yol açan ve biyolojik yapından kaynaklanan problemi birlikte çözebiliriz “ mesajı vermenin çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bu noktada çocuktan alınan psikolojik yükün sonrasında bu mücadelede yalnız olmadığını hissetme duygusu çocuğun özgüvenini ve sorunu yönetip çözebileceğine olan inancını artırıyor. Bu da yaşam boyu sürecek olan sağlıklı beslenme ve aktif bir yaşam sürme konusuna odaklanmalarını sağlıyor.

        REKLAM

        BİLGİYİ DOKTORLARDAN DEĞİL SOSYAL MEDYADAN ALIYORLAR

        Novo Nordisk’in katkılarıyla gerçekleşen araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de obeziteyle yaşayan ergenlerin yüzde 58’sinin kilo kaybetme konusunda bilgi almak için sosyal medyaya başvurması. Ergenlerin yüzde 31’inin bilgiyi Youtube’dan yüzde 27 sinin ise sosyal medya sitelerinden aldığı belirtiliyor. Başvuru kaynağı olarak doktora gitmek yerine sosyal medyanın tercih edilmesi çözümsüzlük ve kısır döngü kaynağı olabiliyor. Prof. Dr. Abdullah Bereket, “Sosyal medyada denetim söz konusu değil. Burada isteyen istediği şeyi yazıp söyleyebiliyor. Sosyal medyada doğru bilgi veren kaynaklar da olmakla birlikte çoğunlukla bilimsel temeli olmayan öneri ve reklamlar içeren bazı yanlış kaynaklar tehlike ve umutsuzluk yaratıyor. En basit örnekle her gün düzenli içilen lahana çorbasının zayıflattığı yolundaki haberler buna umut bağlayan bir ergende hem zaman kaybına hem de işe yaramayan yöntemler nedeniyle umutsuzluğa düşüp mücadeleden vazgeçmeye neden oluyor. Başarısız denemeler ve mucize vaat eden yöntemlerin çok yıkıcı sonuçları olduğunu unutmamalıyız” diyor.

        KIZ ÇOCUKLARININ OBEZİTESİ DAHA ÇOK ÖNEMSENİYOR

        Action Teens çalışmasında, obeziteyle yaşayan ergen kızların bu konudaki kaygı ve etkilenme düzeylerinin daha fazla olduğuna dikkat çekiliyor. Bunun sadece Türkiye’de değil dünyada da böyle olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Abdullah Bereket, “Bu hastalık kızlarda sadece sağlık değil aynı zamanda estetik bir sorun olarak algılanırken erkeklerde durum böyle değil. Erkekler dış görünüşlerini kızlar kadar önemsemiyor. Obezitesi olan ergen kızlara ‘Sizi ne motive eder’ sorusu yöneltildiğinde alınan cevabın ‘Zayıf arkadaşlarım gibi görünmek istiyorum’ olması bunun kanıtı” diyor. Ailelerin oğullarından çok kızlarının kiloları konusunda endişe duymaları da araştırmadan çıkan çarpıcı sonuçlar arasında yer alıyor.

        EBEVEYNLERİN YÜZDE 37’Sİ “ÇOCUĞUN SORUMLULUĞU” DİYOR

        Araştırma sağlık çalışanlarının davranış ve hasta yaklaşımları konusunda da önemli fikirler veriyor. Buna göre çok sayıda sağlık çalışanı “çocuk rencide olur” inanışıyla obeziteyi görmezden geliyor ve bu konu hakkında çocukla veya ebeveynleriyle konuşmaktan çekiniyor. Aynı inanışın ebeveynlerde de olduğu belirtiliyor. Ebeveynlerin yüzde 34’ü çocuğu kilolu olduğu halde bunu normal görürken, yüzde 37’si “kilo verememek çocuğun sorumluluğu” diyor.

        KİM EN BAŞARILI?

        Peki obeziteyle yaşayan bir ergenin kilo vermesindeki en önemli unsur ne? Bu sorunda en başarılı olanlar bunu nasıl yapıyorlar? Prof. Dr. Abdullah Bereket bu soruya, “Bu, ortaklık gerektiren bir süreçtir. Biz çocuk ve ergenlerin tedavilerinde başarılı olmak için anne ya da babadan (biri veya her ikisi de kiloluysa) bu süreçte çocuklarıyla ortak hareket etmelerini istiyoruz. Bunu başaranlarda anne ve babanın kilo verme oranıyla çocuğunki birebir orantılı çıkıyor” diyor ve devam ediyor; “Aile ortamını, yaşam alışkanlıklarını değiştirdiğimiz ve bu konuda tüm aile fertleri arasında gönüllü işbirliği oluşturduğumuz zaman sorun karşısında çok daha başarılı oluyoruz. Mutfak değişiyor, yaşam tarzı değişiyor, hareket artıyor ve alınan sonuç herkesi mutlu ediyor.” Bunu başaranların oranının yüksek olmadığını belirten Bereket, “Bu yüzde 10 -15’i geçmez. Hedefimiz bu oranın artmasını sağlamak olmalı. Anne ya da babanın sorunu umursamadığı durumlarda başarıya ulaşılması mümkün olmadığı için bu noktada çocuğu yalnız bırakmak ve tek başına sorumluluk yüklemek en büyük yanlış” diyor.

        OBEZİTE TEDAVİSİNDE İLAÇLARIN YERİ

        Obezitedeki artışa rağmen umutlu olduğu konular da bulunduğunu söyleyen Bereket, bu umudun nedenlerinden birinin de ilaçlarla ilgili yapılan yeni keşifler olduğuna dikkat çekerek “Bu konuda son 5 yılda mide bağırsak sisteminden salgılanıp beyne doygunluk sinyali gönderen hormonların kullanımıyla ilgili önemli gelişmeler var. Bunu sağlayan ilaçların oldukça etkin olduğu görüldü. İştah üzerine etkili ve farklı mekanizmalarla işleyen ilaçlar da söz konusu. 12 yaş sonrası ergen ve yetişkinlerin doktor önerisi ile uygulayabilecekleri bu ilaçların çoğu günlük veya haftalık enjeksiyon gerektiriyor. Bunlar kas altı enjeksiyonlar olup insüline benzer şekilde vücudun değişik bölgelerine yapılabiliyor. Bu ilaçların kullanımı bütün sorunların mucizevi şekilde sona ermesi anlamına gelmiyor. İlaç bırakıldıktan sonra vücut yine o kiloya çıkmaya yönelik bir eğilim gösterebiliyor. Şunu söylemeliyim ki obezite ile yaşayan ve sağlık sorunları olan bireylerde ilaç tedavisi kaçınılmaz olsa da bu mücadelenin sadece ilaçla gerçekleşemeyeceğini unutmamak gerekiyor. Obezitenin tedavisi önlemektir. Şu an için herkeste işe yarayıp obeziteyi yok eden bir ilaç olmadığı gibi inanışıma göre gelecekte de olmayacaktır. Buna karşın bazı ilaçlardan yararlanarak obezitenin derecesini azaltabileceğimizi düşünüyorum. Tam da bu nedenle odak noktamız obeziteyi önlemek olmalıdır. Bu ise ancak çocukluk çağından başlayacak önlemlerle mümkündür.

        [AB1]Bu oran bu çalışma ile ilgili değil

        Ergenler o hastalık için kendilerini suçluyor
        Haberi Görüntüle
        ÖNERİLEN VİDEO
        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa