Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi Bora Duran: Edebiyat adamını göstermek istedim

        HT CUMARTESİ / Sırma KARASU

        Bora Duran, nam-ı diğer “Bay, Gül Senin Tenin”. Söz yazarı ve aranjörlükten icraya transfer olanlardan... İnsan “Gül Senin Tenin”i Mahsun Kırmızıgül’ün maço yorumundan sonra Bora’nın samimi iç dünyasından dinleyince, şarkıyı sahibinin sesinden dinlemenin gerekliliğini daha iyi kavrıyor. “Stüdyodan sahneye neden geçilir” sorusuna cevap ararken, karşımda müzik işini son derece ciddiye alan ve üretmeden duramayan bir adam gördüm. Aralıkta yeni albümü “İnsan”ı yayınlayan Bora’yla; müzik kariyeri, şarkıları, gelecek planları ve edebiyat üzerine samimi bir sohbet yaptık.

        Yeni albümün çok iyi. Özellikle “O Ve Ben” parçasını çok sevdim!

        Eyvallah. Benim de favorilerimden.

        “İnsan”dan sonra hangi şarkına klip çekmeyi düşünüyorsun?

        Dinleyiciye bırakmayı düşünüyorum. Resmi internet sitemde ve Facebook grubunda anket yayınlamayı, eşten dosttan da fikir almayı planlıyorum.

        Son yıllarda fanlar bizim müzik sektöründe de dünyadaki kadar önemli bir dinamik haline geldi. Aranız nasıl? Gayet iyi. 300 bin kişilik bir Facebook grubumuz var. Her gün yüzlerce mesaj geliyor. Son albümle birlikte hikâye biraz daha iyi anlaşıldı. Yapmak ve anlatmak istediğim, popüler kültüre hizmet etmek değil aslında. Çıkış şarkısı olarak “İnsan” parçasını seçmemin sebebi de buydu. İnsan olmanın, var olmanın mücadelesini yani kendi mücadelemi anlatıyor. Herkes o şarkıyı dinlerken biraz hesaplaşsın, sorgulasın... Biraz da sıradan aşkmeşk şarkılarının dışında bir söylemi, edebiyatı olan adamı göstermek istedim.

        Peki bu edebiyat kimlerden besleniyor?

        Çok kişi. Can Yücel, Cemal Süreyya, Atilla İlhan... Sadece şiir değil tabii, kitaplar da var. Oğuz Atay ve Turgut Uyar... Başucu kitaplarım.

        ‘ÇALIP SÖYLEMEDİĞİM YER KALMADI’

        Hangi noktada “Ben artık sahnede olmak istiyorum” dedin?

        Zaten çıkış noktam sahneydi. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı’nda okurken ve sonrasında birçok grup kurdum, hepsinde de solisttim. İzmir’de hatta Ege Bölgesi’nde çalıp söylemediğim yer kalmadı. Kendi bestelerimi yapmaya başladıkça bar müzisyenliğinden de sıyrılmaya başladım.

        Atiye ve Işın Karaca gibi isimlere şarkı veren, film ve dizi müzikleri de yapan birisin aynı zamanda...

        İstanbul’a geldikten sonra Vedat Sakman’ın stüdyosunda ufak tefek demo kayıtlarına başladım. Kendi projeme girişene kadar tecrübe kazanmak için birçok stüdyoda faklı isimlerle çalıştım. O sıra aranjör kimliğim oluşmaya başladı. Aranjör Yıldıray Gürgen’in asistanlığını yaparken BKM’nin projelerinde çalıştım. Geçen sene “Dinle Sevgili” ve bu sene de “Gönül Hırsızı” dizilerinin müzikleri, benim de dahil olduğum Harems Prodüksiyon’a ait.

        Son yıllarda elektronik altyapılı pop müzikten kaçış oldu. Ancak bu türün sound’u iyice formül oldu, insana sürekli aynı şarkıyı dinlediği hissi veriyor. Şarkılarının sözleri bu türe uygun olarak aşk-meşkten öte mevzuları sorgulasa da müziksel olarak farklı. Bunu nasıl sağlıyorsun?

        Bir müzik tuttu diye ille onun üzerine gitmek değil derdim. Sürekli yeni müzikler dinleyip araştırıyorum, kendimi sürekli upgrade etmeye çalışıyorum. Sürekli bir yenilenme hali içindeyim. Öncelikle söylemimi, edebiyatımı güçlendirmeye çalışıyorum çünkü anlatmak istediğim, bana dair, hayatıma dair ve aslında hepimizin hayatına dair bir hikâye var. Klişeden, sloganlardan uzak şairane bir edebiyat kullanayım istiyorum. Müziği de hep bir üst seviyeye çıkartmaya çalışıyorum

        Şarkılarında sert gitar riflerinin yanı sıra çokça yerel tınılar duymak mümkün. Bu müzik Anadolu rock mı?

        Yaptığım müziği kesinlikle Anadolu rock olarak görmüyorum. Etnik müziği çok seviyorum, bu da yaptığım müziğe etnik öğelerin kullanımı olarak yansıyor.

        2014'ün telif kavgası Youtube'la

        Geçen pazartesi, Musiki Eser Sahipleri Grubu (MSG), bir yıldır süren görüşmelere rağmen bir uzlaşıya varılamayan Youtube’a karşı hukuki mücadeleye başlayacağını sitesinden duyurdu. Söz konusu meslek birlikleri ve hukuki süreçler olduğunda, telif hukuku ve dijital müzik üzerine aldığım eğitime rağmen müzik severliğim ve demokratik erişim hakkına inancım ağır basar ve meslek birliklerinin o an için yarattığı antagonist neyse onu tutarım. Ancak bu sefer değil...

        Zira Youtube 3-5 genç teknoloji meraklısının evlerinden yürüttüğü küçük bir proje değil, dünyanın en büyük internet arama motoru Google’ın markası. Uluslararası Fonografik Endüstrisi Federasyonu IFPI’nın 2010 rakamlarına göre Türk dinleyicisi, sadece 2010’da 425 milyon izleme oranıyla müziği en fazla video olarak tüketmiş. Youtube için acayip bir pazar. Geçen yıl Youtube İngiltere, Almanya, Fransa ve birçok Avrupa ülkesinde aktif olan videolara reklam alma özelliğini Türkiye’de de devreye sokarak, sıfır maliyetle sineğin yağını çıkarma mevzusunu bir üst boyuta taşıdı. MÜYAP ve sanatçıların resmi kanallarında yayınlanan videolarda reklam olmasa da, kullanıcılar tarafından yüklenen resimli ve şarkı sözlü parçalarda, dizi ve skeçlerde reklam mevcut.

        TV ve sinema için hazırlanan içeriklerin müziğini yapanların telif hakkını hiçe sayarak, servis verdiği ülkelerin yaratıcı gücünü hammadde haline getiren Youtube, dolayısıyla Google; eser sahibi, yorumcu ve yapımcıların haklarını ödemeyi madem masa başında kendine yediremedi, dilerim mahkemede kabullenir. Bizim meslek birlikleri de talep ettiği astronomik meblağlarla ünlü Alman meslek birliği GEMA gibi absürt ücretler talep etmeye devam ederse, müzisyenler hukuki mücadele boyunca haklarını alamadıkları gibi biz dinleyiciler de sanırım bir süre Youtube’suz günlere döneceğiz. Umarım öpüşüp barışırlar!

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa