Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar Tablolar üzerine iki hikâye

        Paulo COELHO / HT PAZAR

        DÜNYAYI ARINDIRMAK

        1476 yılında iki adam bir kilisede konuşuyorlardı. İki meleğin el ele bir şehrin üzerine alçaldığını resmeden bir tablonun önünde durdular. "Hıyarcıklı veba kâbusunu yaşıyoruz" dedi biri, "İnsanlar ölüyor; melek resimleri görmek istemiyorum."

        "Bu resim zaten veba hakkında" dedi diğeri. "Bu Altın Efsane'nin bir anlatımı. Kırmızılı melek Lucifer, yani Şeytan. Dikkat edersen beline bağlanmış bir kese var: O kesenin içinde bizim ve ailelerimizin hayatlarını mahveden salgın hastalık var."

        Diğer adam resme dikkatle baktı. Gerçekten de Lucifer küçük bir kese taşıyordu, ancak onun elinden tutmuş diğer melek dingin, sakin ve aydınlık bir görüntüye sahipti.

        "Eğer Şeytan veba hastalığını getiriyorsa, onun elinden tutup yol gösteren diğer melek kim?"

        "O Tanrı'nın baş meleği, iyiliğin temsilcisi. Onun izni olmadan Şeytan amacını gerçekleştiremezdi." "Peki o ne yapıyor?"

        "O, şeytana, insanlığın bir trajedi aracılığıyla arınacağı yeri gösteriyor."

        DA VİNCİ MODELLERİNİ ARIYOR

        Efsaneye göre Leonardo da Vinci ünlü duvar resmi “Son Yemek”i yaparken büyük bir zorlukla yüz yüze gelmiş: İsa’nın görüntüsünde iyiliği ve Yehuda’nın görüntüsünde kötülüğü resmetmesi gerekiyormuş. Bir gün kilise korosunu dinlerken, korodaki genç bir delikanlının yüzünde İsa için aradığı ideal görüntüyü görmüş. Delikanlıyı atölyesine davet etmiş, çeşitli eskizler çizip çalışarak istediği görüntüyü elde etmiş. Delikanlı gitmeden önce Da Vinci ona yapmakta olduğu resmi göstermiş ve İsa’nın yüzüne ilham kaynağı olduğunu söyleyerek onu övmüş. Aradan üç yıl geçmiş. Şehrin en ünlü kiliselerinden biri için yapılan duvar resmi “Son Yemek” neredeyse bitmek üzereymiş. Ancak Da Vinci Yehuda’nın yüzü için aradığı ideal görüntüyü hâlâ bulamamış. Kiliseden sorumlu kardinal, Da Vinci’ye resmini artık bitirmesi yönünde baskılar yapmaya başlamış.,

        Günlerce aradıktan sonra ünlü ressam sokakta genç bir adam görmüş, yüzü erkenden çökmüş, üstü başı darmadağın, sarhoş bir halde bir çukurun içinde yatıyormuş. Bu görüntü karşısında şaşkına dönen Da Vinci, yardımcılarına bu adamı alıp hemen kiliseye getirmelerini söylemiş, zira artık atölyede eskizler çizmeye vakti yokmuş.

        Dilenci kılıklı bu genç adam, ne olduğunu anlamadan kendini kilisede bulmuş; yardımcıları onu ayakta tutmaya çalışırken, Da Vinci genç adamın acımasızlık, günah ve bencilliğin tüm hatlarına yansıdığı yüzünü hemen resmetmiş.

        İşleri bittiğinde biraz kendine gelmiş olan dilenci gözlerini açmış ve önündeki duvar resmini fark etmiş. Şaşkınlık ve üzüntüyle şöyle demiş: “Ben bu resmi daha önce görmüştüm!” “Ne zaman?” diye sormuş Da Vinci şaşırarak. “Üç yıl önce, her şeyimi kaybetmeden hemen önce” demiş genç adam: “O zamanlar bir koroda şarkı söylüyordum ve bir ressam benden İsa’nın yüzü olarak poz vermemi istemişti.”

        GERÇEK

        Edmund Hillary dünyanın en yüksek dağı Everest’e tırmanan ilk kişiydi. Zirveye ulaştığı tarih Kraliçe Elizabeth’in tahta çıkışına denk geldiğinden bu zaferini ona ithaf etmiş ve kraliçe de ona “Sör” unvanı vermişti. Hillary yakınlarda Everest’e tırmanmayı yine denemiş ama tamamen başarısız olmuştu. Yine de İngilizler bu çabasını takdir etmiş ve konuşmacı olarak pek çok yere çağırılmış. Ancak anlatılanlara göre Hillary, yaşadığı zorlukları anlattığı bu konuşmalarda insanlar onu alkışlarken kendini hayal kırıklığına uğramış ve başarısız olmuş hissediyormuş. Sonunda bir konuşmasında mikrofonun başından ayrılıp Everest’e tırmanış rotasını gösteren büyük resmin önüne gelip bağırmış: “Everest Dağı, ilk seferinde sen beni yendin. Ama gelecek sefer ben seni yeneceğim. Sebebi basit: Sen en yüksek noktana çoktan ulaştın, bense tırmanmaya devam ediyorum!”

        Çeviren: Mine AKVERDİ DENKTAŞ

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa