Rusya'nın Suriye'nin İdlib şehrine düzenlediği hava saldırısı sonrası tüm dünyanın gözleri bölgeye çevrildi. Gelişmeleri köşelerinde değerlendiren köşe yazıları şunları yazdı...

SERDAR TURGUT: AMERİKA'NIN İDLİB OYUN PLANI

İdlib’de bir şekilde sona yaklaşılırken ve üç ana oyuncu, Türkiye, İran ve Rusya, arasındaki perde arkası trafiği çok hızlanmışken, Washington’un İdlib konusunda neler yapmakta olduğunun da iyi anlaşılması gerekiyor.

Şunu baştan söylemek mümkün ABD’nin şu anda her yönüyle düşünülmüş tutarlı bir stratejisi bulunmuyor. Washington’da bazı birimlerde Suriye‘de iplerin elden Rusya’ya kaçırıldığını bile söylüyorlar. Ancak buna rağmen başkan Trump’ın daha önce söylediği " ABD askeri çekilecek" lafının artık geçerli olmadığı ve Suriye’nin siyasi geleceğini belirlemekte Amerika’nın da etkin, belirleyici, rolü olsun diye askerlerin o aşamaya kadar tutulacağı da söyleniyor Washington’da.

ASTANA ÜÇLÜSÜ ARASINDA ANLAŞMAZLIK

Washington’daki birimler İdlib hakkında çözüm üretmeye çalışan Türkiye ile İran ve Rusya’nın anlaşmazlığa düşmesini ve Amerika’nın da bu anlaşmazlık üzerine bir oyun planı kurmasını düşünüyorlar. Amerika'da böyle bir anlaşmazlığın boyutu büyüdüğü takdirde bunun Türkiye’yi, Rusya ve özellikle İran ile karşı karşıya getirmesinin kendilerine bir avantaj sağlayacağını düşünüyorlar.

Bu yüzden Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve ulusal güvenlik danışmanı John Bolton, Rusya ve Suriye rejiminin yapacağı bir askeri harekata destek verirken, durmadan Amerika’nın buna karşı olduğunu açıklayarak kendilerine Türkiye’nin almış olduğu pozisyona yakın bir pozisyon oluşturmaya çalışıyorlar. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 23 Ağustos’ta Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesinde, ABD’nin tavrını tekrar vurguladığı belirtiliyor burada.

Washington özellikle üç ülke liderinin, 7 Eylül’de İran’da yapılacak zirvesinin sonuçlarını merakla bekliyor ve o zirvede Türkiye ile diğerlerinin yaklaşımlarındaki farklılığın boyutlarının bir büyük anlaşmazlığa dönüşmesini umuyor.

ANLAŞMA ZOR GÖZÜKÜYOR

Washington’daki kaynaklar Astana üçlüsünün arasında İdlib konusunda bir anlaşma olabilmesinin çok zor olduğunu vurguluyorlar.

Esas sorun İdlib’de konuşlanmış muhalif güçler içinde, kimin terörist kimin gerçek muhalif olduğunun net tanımlanmasında. Washington bu konuda ortada net bir kriter olmadığını ve Türkiye’nin her ne kadar adil bir çözüm getirmek için uğraşsa da terörist tanımının İran ve Rusya’nınkinden farklı olduğunu görüyor; oyun planını kurarken de bu farklılığı çıkış noktası yapıyor.

Türkiye, diğerlerinin tanımından yola çıkılıp İdlib’e bir harekat yapıldığında bunun sonucunun bir felaket olacağını ve masum canların kaybının yaşanacağını devamlı vurguluyor. Amerika buna hak vermekle birlikte böyle bir gelişmeyi önlemek için somut bir adım da atmıyor. Çünkü bu sürece girildiğinde Türkiye’nin tepki vereceğini hesaplıyor ve bunu da kendi oyun planı doğrultusunda kullanma çalışması var.

GÜVENLİK DANIŞMANLARI ZİRVESİ

Ulusal güvenlik danışmanı John Bolton, Rus mevkidaşı Niikolay Patrushev ile Suriye üzerine yüzyüze konuştu ama İdlib konusunda özel bir somut adım planı çıkarılmadı.

Amerika, Türkiye’nin amaçladığı gibi tüm gerçek muhalifleri teröristlerden ayıkladıktan sonra Özgür Suriye Ordusu altında toplayıp birleştirmeyi başardığı takdirde Türkiye’nin elinin Suriye’de çok daha güçleneceğini ve ülkenin geleceğini Rusya ile Türkiye’nin ABD'yi tamamen dışlayarak birlikte belirleyeceğinden korkuyor.

PROVAKASYONLARA AÇIK DURUM

Burada sürekli görüştüğüm ulusal güvenlik konusundaki uzman yazarlar Amerika’nın bu yaklaşımının sahada provokasyonlara çok açık bir ortam yarattığını ve küçük bir provokasyonun bile durumun kontrolden tamamen çıkmasına yol açacağını belirtiyorlar.

Washinton’daki birimler bir çatışma çıkması durumunda Türkiye sınırına doğru 2.5 milyon insanın hareketleneceğini hesaplıyorlar. Ulusal güvenlik yazarı arkadaşlarım, Türkiye’yi zor duruma düşürmek isteyebileceklerin provokasyonlar düzenleyip çatışmayı tetiklemeleri endişelerinden bahsediyorlar.

50 İHA SALDIRISI

Amerikan kaynakları muhaliflerin bulunduğu bölgelerden Rus askeri tesislerine bugüne kadar 50 insansız hava aracı saldırı girişimi olduğunu tespit etmişler.

Pentagon kaynakları olası bir çatışmaya karşı Karadeniz'den gelen Rus donamasından 10 savaş gemisinin ve iki de denizaltının Suriye kıyısına yakın beklemekte olduğunu, bunların Amerika’ya gözdağı olsun diye 2 Ağustos’ta donanma tatbikatına da başlamış oldukları tespitini yaptı.

Türkiye’nin son olarak Heyet Tahrir El Şam’ı (HTŞ) terör örgütleri listesine almasını Washington, Türkiye’nin teröristleri gerçek muhaliflerden ayırma çabalarının bir parçası olarak görüyor. Ancak bu adıma rağmen Türkiye’nin işinin zor olduğu düşüncesinde Washington. Bir defa HTŞ, İdlib’de kontrolü elinde tutuyor ve direnmeye kararlı olduğu, tünel ve derin siper kazımı çalışmaları sürdürdüğü istihbaratı Washington’a geldi.

Washington, Türkiye eğer Rusya ile anlaşıp kuzeye doğru bir yol açabilirse İdlid’deki masum halkı Fırat Kalkanı bölgesine taşımak isteyebileceğini de düşünüyor. Amerikan tarafı buna Suriye rejiminin de karşı olduğunu ve bunun olmaması için hem Rusya hem de İran üzerine baskı yaptığını da görüyorlar. Pentagon'da bir grup Türkiye’nin eğer İdlib’ten bir göç olursa bunları Fırat’ın doğusuna da yerleştimek isteyebileceğini düşünüyor. Bu konuda pentagon ile sürekli temasta olan YPG’nin sürekli alarm verdiği de belirtiliyor Washington’da.

Anlayacağınız bir sona yaklışıyor olsa da şu anda İdlib'de nelerin olacağını göremiyor Washinton. Türkiye’nin atacağı her adım da çok yakından takip ediliyor yönetim birimlerinde.

KASIM SÜLEYMANİ

Bu arada Amerikan istihbarat kaynakları, General Kasım Süleymani ile Hizbullah yönetiminin arasının açıldığını, İsrail kaynaklı olarak öğrendiklerini de söylüyorlar. Bunu Suriye rejiminin İdlib’e planladığı harekatı etkileyecek boyutta bir anlaşmazlık olup olmadığını da takip ediyor Amerikan kaynakları.

 

 

MUHARREM SARIKAYA: DÖRT EVRELİ İDLİB OYUNU

Suriye iç savaşının konsantre edilmiş hali diye tanımlayabiliriz...

Çünkü 7 yıllık savaşın tüm kötülükleri küçücük İdlib’e sığmayı başardı.

Rusya da “7 Eylül Tahran Zirvesi’nden önce olmaz” beklentilerini boşa çıkarıp, operasyonun düğmesine dün bastı.

Bunun için de 4 Haziran 2011’de Suriye iç savaşının fitilinin ateşlendiği Cisr eş-Şuğur’u seçti.

Uygur’u Pekin’den kurtarmayı amaçlayan El Nusra odaklı Türkistan İslam Partisi, bölgedeki aşırı muhalif gruplarla birlikte bombalanan bölgeyi elinde tutuyordu.

AMAÇ BASKIYI ARTTIRMAK

Cisr Eş-Şuğur, Müslümanlar ile Bizans’ı ayıran Roma Köprüsü nedeniyle Arapça’da “Sınırlar Köprüsü” anlamına geliyor.

Adının anlamını bu dönemde de koruyor…

Çünkü Rusya sadece bu kentle kalmadı, El Nusra odaklı güçlerin yerleştiği İdlib’in güney bölgelerinin hepsini vurdu.

Oysa beklenti Cuma günü Tahran’da yapılacak Türkiye-Rusya-İran devlet başkanları zirvesine kadar bir harekatın olmayacağı yönündeydi.

Rusya’nın beklemeden vurması “Operasyona direnenlere karşı baskıyı arttırma çabası” olarak okunabilir.

Yani karar alınsın veya alınmasın hedefinden vazgeçmeyeceğini göstermek istedi.

Kremlin Sözcüsü Peskov da dün üstelerine saldırı düzenleyenlere saldırının kaçınılmaz olduğunu söylemesi açık ilanıydı.

Şimdi soru şu:

ABD’nin birlikte hareket ettiği Fransa ve İngiltere’nin hoşlanmadığı; İran’ın ise İdlib’in Kuzey doğusunda hareketlendiği operasyon ne sonuç doğurur?

Defalarca belirttim; Moskova ve Şam terör örgütlerini diğer bölgelerden pazarlıkla taşıyarak İdlib operasyonu için gerekçe yaptı.

 

DÖRT FAZLI OPERASYON

Bölgeyi zaman zaman yerine de giderek gözlemleyen ORSAM’dan Oytun Orhan’ın da desteklediği görüşe göre Moskova ve Şam yeni bir aşamaya geçti ve 4 fazlı İdlib planının ilk kapağını açtı...

İran’ın da desteklediği ilk iki fazdaki hedef İdlib’in güney bölgesinin ele geçirilmesi…

Astana sürecine tabi ülkeler arasında bu konuda bir mutabakatın varlığı seziliyor.

Hedef, M-4 otoyolunun güneyinde kalan alanı Nusra güçlerinin kontrolünden çıkarıp, Şam’a teslim etmek...

Moskova böylece üslerinin olduğu Lazkiye’de sırtını sağlama dayama amacında.

İkinci faz, Yayladağı’nın güneydoğusunda kalan Rusya’nın dün bombaladığı Cisr Eş-Şuğur ile kuzey batısı…

Üçüncü faz için öngörülen ise İdlib’in Halep’e doğru uzanan kuzeydoğu bölgesi…

İran milis güçlerinin hakim olduğu Zahara bölgesinin güneyinde kalan bölge aşırı uçlardan arındırılacak.

Dördüncü aşamada ise İdlib kent merkezinin olduğu alanda Şam güçlerinin hakimiyeti sağlanacak.

 

ABD’NİN YPG KAYGISI

Türkiye meydana gelebilecek göçü İdlib’in kuzeyi ve Cinderes’in altında oluşturduğu yeni kamp alanlarında durdurma çabasında.

Sınıra tanklar birlikleri dahil yığınak yaparken, sığınmacı da olsa teröre iyice bulaşık hale gelmiş 3 milyon insanı içeriye almak istemiyor.

Bu konudaki hazırlıklarını yapmış bekliyor…

Bununla birlikte İdlib operasyonu en çok ABD’yi kaygılandırıyor…

Nedeni de bu bölgede toplanmış El Nusra güçlerinin operasyon ile etrafa saçılması; YPG bölgesinde yeni çatışmaya yol açması.

Devamında Şam rejiminin İdlib’de yaptığı gibi “teröristlere karşı mücadele” adı altında YPG bölgesine yönelmesi…

ABD, Şam rejimine İdlib’de sınır çekmek için, Başkan Trump’ın alevlendirdiği ateşi düşürerek Ankara ile çözüm üretmenin yolunu arıyor.

İdlib, süper güçlerin Doğu Akdeniz sahasındaki güç oyununun en önemli parçası haline gelmiş bulunuyor…

 

NİHAL BENGİSU KARACA: TÜRKİYE'NİN MUHALEFETİ NASIL ESAD MUHİBBİ OLDU?

Pazar günü yayınlanan yazımda İdlib’teki sıkışmanın anlamını ve bu sıkışmayı rahatlatmayı amaçlayan Türkiye’nin taraftar olduğu çözüm planını yazdım diye yine bir ‘kesimin’ saldırı oklarına maruz kaldım. 

Sadece o yazımda değil, daha önceki Suriye yazılarımda da şu tabloyu netleştirmeye çalışıyorum: 

- Esad eli kanlı bir katildir ve kendisine biat etmeyen Sünnilerin evini başına yıkmış sonra dönüp dünyaya ‘ben sadece teröristleri öldürüyorum’ yalanını pazarlamış ve konjonktürel nedenlerle bu pazarlamaya müşteri de bulmuştur. Suriye’nin ‘normalleşmesi’ ihtimalinde hesap vermesi kaçınılmazdır ve tam da bu nedenle sürekli savaş fazında kalmaktan yana tutum sergilemektedir. 

- Sürekli savaş temposu İran desteklidir. Zira İran Irak’a ve Lübnan’a uzanan egemenliğini korumak için dikkatinizi çekerim: Suriye rejimine değil, Esad ailesine ihtiyaç duymaktadır. Önce Türkiye ve ABD’nin, sonra ABD ve Rusya’nın, daha sonra Türkiye ve Rusya’nın mutabık kaldığı ‘rejim değişikliği içermeyen Esad’sız geçiş’ önerilerinin gerçekleşmemesinin nedeni İran’dır. Bütün Batılı aktörler ve ABD, Suriye işi tamam olsa da inşa etmeye başlasak, para kazansak diye sıraya girmiş durumdadır ve hiçbirinin oradaki insan kaybı ile zerre kadar derdi yoktur doğru, ama Suriye’deki kanın durmamasının başlıca sebebi İran ve Esad’tır. ABD’nin İran’a yaptığı ve yapacağını iddia ettiği kötülükler İran’ın Suriye meselesini kangrene çevirmiş olduğu gerçeğini hükümden düşürmez. İlkine karşı durmak nasıl bir yükümlülük ise, ikinci durumu akıldan çıkarmamak zorunluluktur. 

 

- Bazı CHP’liler, bazı solcular ve özellikle Perinçek tayfasından ya da onlara yakın ulusalcılar israrla Türkiye’nin Suriye’de Esad’la uzlaşması gerektiği fikrini pompalıyor. Öyle ki, hem İdlib’e müdahele edilirse oluşacak mülteci akınından duydukları endişeyi Erdoğan’a ve hükümete yönelik bir ‘eleştiri’ye tahvil etmekte geri kalmıyorlar, hem de İdlip meselesini Esad’ın meselesi olarak görmek gerektiğini savunuyorlar. Oysa bu, balkabağı büyüklüğünde kocaman bir çelişki, hatta iki yüzlülük. Çünkü İdlib silahlı gruplardan oluşmadığı gibi silahlı grupların tamamı da uluslararası terör listelerinde filan değil. Dahası 4 milyonluk kentin 3 milyon 930 bini normal, sıradan sivillerden oluşuyor.

*

Pazar günü yayınlanan yazımda bu tablodan yola çıkarak şunu sormuştum:  Hem ‘Aman yeni bir mülteci akını olmasın’ diyor, hem de ‘İdlib’in Suriye devletinin, Esad’ın meselesi olduğunu, Esad’la uzlaşıp ‘bu işleri’ onun halletmesine rıza göstermek gerektiğini’ savunuyorsunuz.  Bu ikisini nasıl aynı kapta karıştırabiliyorsunuz? Zira Esad’ın İdlib’te yapmak istediğinin taş üstünde taş bırakmamak olduğu sır değil. Bunu sonucunun o korkulan mülteci akını olacağı da. O zaman gerçekte ne istiyorsunuz? Size göre ideal çözüm Esad’ın geride mülteci filan kalmayana kadar ağır bir soykırım yapması mıdır? Bunu yapabileceğini bildiğiniz biriyle masaya oturulması gerektiğini savunurken neye güveniyorsunuz? 

Gelen tepkilerden bir kez daha anladım ki, Suriye meselesi Türkiye’deki kutuplaşmanın önemli dinamiklerinden biri haline getirilmiş. Yazımda bir kez bile ‘alevi’ sözcüğü ya da iması geçmediği, herhangi bir mezhebin olumlu ya da olumsuz vurgusu yapılmadığı mezhepçilik yapmakla itham edilmem bir garabetse, İdlib’te insani çözüm peşinde olmanın ‘siyasal İslamcılık yapmak’ yaftası yemesi ayrı bir garabet. 

Konu Suriye olduğunda artık Nusayri, alevi gibi ifadeler kullanmanız gerekmiyor, insani çözümü savunmanız ve metnin bir yerinde ‘sünni’ ifadesinin geçmesi hakarete uğramanız için yeterli. Kamuoyunun karşısına çıkarken beyefendi bir yüz takınarak ‘İdlib Suriye Devletinin işi, bizim tarafsız kalmamız Esad’la komşuluk hukuku gözetmemiz lazım’  diyenlerin Suriye meselesini nasıl içselleştirdiklerini ve aslında nasıl da  ‘taraf’ olduklarını anlamak mı istiyorsunuz? ‘Herşey normalleştiğinde Esad yargılanacaktır’ demeniz kâfi.

 

NAGEHAN ALÇI: İDLİB'TE NEDEN KİLİT ÜLKE TÜRKİYE?

İdlib’e bir saldırı olasılığı günlerdir konuşuluyordu. Her ne kadar ABD, BM ve Türkiye böyle bir saldırının insani felaketlere yol açacağı uyarısı yapsa da Rusya ve kenti çevirmiş Esad güçleri beklemedeydi. Ancak Tahran’da Rusya-İran-Türkiye arasında bu cuma yapılacak 3’lü zirve öncesi herhangi bir gelişme yaşanması açıkçası beklenmiyordu. Rusya tahminlerin aksine İdlib’i vurdu.

Zirve öncesi gerçekleşen bu saldırı, Rusya’nın ABD’ye tam da Trump olası bir operasyona karşı twit atmışken ‘sen Suriye yönetiminin planlarını engelleyemezsin’ mesajı olarak yorumlanabilir. Yalnızca ABD’ye de değil, bu saldırı Türkiye’ye de bir mesaj. Moskova Tahran Zirvesi öncesi Ankara’ya pozisyonunu netleştir, diyor. Yani ‘İdlib konusunda bizim ve rejimin yanında mısın, yoksa ABD’nin yanında mı?’

 

Şüphesiz Türkiye için kolay bir tablo değil. Herşeyden önce kendisini çok etkileyecek sonuçları olan bir operasyondan bahsediyoruz. Bu nedenle sınıra tanklar konuşlandı bile. Büyük bir dalga Türkiye’ye akın ederse ne olacak? Yalnızca kendi ile ilgili boyut değil, 7 yıldır süren insanlık dramı İdlib’teki olası bir operasyonla nasıl bir şekil alacak? 3 milyondan fazla sivilin bulunduğu bir alanda bu siviller terör unsurlarından nasıl ayırt edilecek? Üstelik unutmayalım ki bu unsurlar artık gidecek hiç bir yeri kalmamış, muhaliflerin son kalesi olan İdlib’e sıkışmış ve kaybedecek hiç bir şeyleri olmayan unsurlar!

Bu tablo Tahran’daki zirveyi giderek daha önemli kılıyor. Türkiye, Suriye masasında hem ABD hem de Rusya ile müzakere edebilen, kendi çıkarları doğrultusunda farklı politikalar geliştirebilen bir ülke olarak oturuyor. İdlib’de yaşanabilecek büyük kayıpları önlemek, topyekün bir saldırıyı durdurmak için de gözler Ankara’ya dönmüş vaziyette. BM Tahran’daki zirvede Türkiye’nin ikna kabiliyetine bel bağlamış durumda. Kısacası Suriye’de çemberin son halkası olan İdlib’de Türkiye’ye çok ciddi bir rol düşüyor. Bir yandan kendini korumak, diğer yandan büyük sonuçları olacak bir insanlık faciasını önleyici tavır almak, aynı zamanda farklı kutuplarla masada müzakere ederek köprü kurmak durumunda…

 

ABDÜLKADİR SELVİ: İDLİB'DE TÜRKİYE'NİN TECRÜBESİNE BAKIN

Hürriyet'ten Abdülkadir Selvi, "Fırat Kalkanı ile Cerablus’ta, El Bab’da DEAŞ’ı, Zeytin dalı operasyonu ile Afrin’de PKK-YPG’yi başarısızlığa uğratan Türkiye, aylarca süren operasyonlara rağmen tek bir sivilin burnu kanamadan başarılı oldu. İstendiği taktirde Türkiye’nin tecrübelerinden yararlanarak, benzer bir operasyon İdlib’de gerçekleştirilebilir" uyarısında bulundu.

MEHMET BARLAS: TÜRKİYE VE İDLİB

Sabah yazarı Mehmet Barlas, Rusya'nın İdlib'i vurmasının ardından kaleme aldığı yazısında, "Olay doğrudan çeşitli açılardan Türkiye'yi ilgilendiriyor. Geçmişte olduğu gibi şimdi de, ölümden kaçmaya çalışan yüzbinlerce Suriyeli sığınmacı konumunda, sınırlarımıza dayanabilir" dedi. 

GÜNERİ CİVAOĞLU: İDLİB YARASI

Güneri Civaoğlu Milliyet'teki yazısında, "İdlib’in içine girildikçe “at izi it izine karışıyor.” Bölge net parsellerle “Şurada sadece HTŞ ve diğer terörist örgütler var” diye kesin çizgilerle ayrılmış değil. Ayrıca... Sivil halk da bunlar arasında yaşıyor. “Rehin durumdalar” denebilir. Rus jetleri ve onların yanındaki az sayıda Suriye jeti havadan vurmaya başladığında en az bir milyonu çocuk olan sivil halk ne olacak?" diye yazdı.

VERDA ÖZER: İDLİB OPERASYONU

Milliyet yazarı Verda Özer, İdlib'i konu alan yazısında, "Ankara’nın yıllardır desteklediği muhaliflerin Suriye’de siyasi denkleme katılmalarını, yeni düzende temsil edilmelerini istemesi doğal. Ancak bunu Şam rejimiyle müzakere ederek gerçekleştirmesi Türkiye’nin elini özellikle YPG konusunda rahatlatır. Hem de rejimle diyalog Rusya-İran cephesiyle iş birliğinin önünü neredeyse tamamen açar. Artık orta vadeye odaklanmanın vakti" ifadelerini kullandı.

ÖZLEM ALBAYRAK: BİŞKEK'TEN İDLİB'E

Yeni Şafak yazarı Özlem Albayrak da İdlib konusunu kaleme alırken yazısında, "Rusya’nın İdlib zirvesinden iki gün önce yaptığı bu saldırı, zamanlaması başta olmak üzere pek çok açıdan sorgulanabilir ve amacı da çeşitli gerekçelerle açıklanabilir. Ama Türkiye’yle bir ittifak ilişkisini, güven faktörünü içermediği herhalde ortada. Bir dönem “ABD’ye karşı Rusyacıyız” diye ortalığı ayağa kaldıranlar ne der bu duruma bilmiyorum; bildiğim İran ziyareti şimdi daha da önemli. Bakalım neler olacak?" dedi.

 

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

BU EKRANI KAPATMAK İÇİN TIKLAYIN!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!(0)
* Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!