Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Bu yaz internette seyredebileceğiniz 15 aile filmi
        • 6

          OTEL TRANSİLVANYA (2012)
          (Hotel Transylvania)

          Kızını insanlardan sonsuza kadar uzak tutmaya yemin etmiş baba Drakula'nın canavarlar için kurduğu lüks bir otelde geçiyor film. Envai çeşit mahlukatın cirit attığı ve seyirci için sürprizlerle dolu otelin ortasına düşen genç Jonathan, Drakula'nın 118 yaşındaki “gencecik” kızı başta olmak üzere canavarların içlerindeki insan nefretini sorgulamasına yol açıyor. Öykünün gelişimi çok ilginç ya da sürprizli olmasa da “Otel Transilvanya”, korku filmi kültürüne sahip yetişkin seyircileri yakalamakta zorlanmayan karanlık ve ironik bir mizaha sahip. Yılların karizmatik Drakula'sı ile “sırt çantalı fırlama” arasındaki hoş ve komik karşıtlık bir yana, film asıl olarak şirin canavarlarıyla güldürüyor bizi. Genndy Tartakovsky’nin yönettiği filmde çizgiler ve karakter tasarımları harika. Canavarların hepsi de sevimli, komik ve eğlenceli: Kalabalık kurt adam ailesi, Frankenstein, görünmez adam, mumyalar, bezgin zombiler, iskeletler, odaların kapısındaki geveze kesik başlar ve diğerleri. Hepsi birlikte oteli eğlenceli bir ‘korku sirki’ne çeviriyorlar. (Netflix)

        • 7

          MİNYONLAR (2015)
          (Minions)

          Minyonlarla ilk kez 2010’da “Çılgın Hırsız” (Despicable Me) filminde tanıştık. Filmin başarısında ciddi bir pay sahibiydiler. 3 yıl sonra seyrettiğimiz “Çılgın Hırsız 2”de rollerini artırarak filme damgalarını vurmuşlardı. İlk solo filmleri “Minyonlar”da ise artık “yıldız” statüsüne geçtikleri söylenebilir. Daha önceki iki “Çılgın Hırsız”a yönetmen olarak imza atan Pierre Coffin’in Kyle Balda ile yönettiği film, Minyonların gezegenimizdeki kökenlerine kadar götürüyor bizi. Tek hücreli organizmalar olarak su altında karşımıza çıkan Minyonlar, karaya çıkmalarıyla birlikte nedense hizmetine girecekleri güçlü bir canlı arayışına giriyorlar. Tarih boyunca yanında çalıştıkları patronlarının çoğunun ölümüne neden olduktan sonra kutuplarda kendi başlarına bir hayat kuruyor ama bir süre sonra yeniden efendi arayışına giriyorlar. Topluluktan üç Minyon’un 1968 yılında çıktıkları yolculuk New York’tan Londra’ya kadar uzanıyor. Brian Lynch imzalı senaryo, özellikle Londra bölümüyle birlikte serinin önceki filmlerinde olduğu gibi seyirciyi yine çılgın bir soygun planıyla baş başa bırakıyor. Daha çok küçük seyircilere seslenen filmin yetişkin seyircilere iki güzel hediyesi var: Animasyon tekniğinin sınırsız imkânlarıyla yaratılan bir 1968 atmosferi ve damakta nostaljik bir lezzet bırakan dönemin rock şarkıları... (Netflix)

        • 8

          KUNG FU PANDA (2008)

          Konuşan hayvanların yer aldığı, eski Çin’de geçen bir Uzakdoğu dövüş filmi… Huzur Vadisi’nde yaşayan panda Po, manevi babası kaz Mr. Ping’in erişte dükkanında çalışır. Tam bir Kung Fu fanatiğidir… Büyük Usta Oogway Ejderha Savaşçısı unvanını kime vereceğini belirlemek için kung fu turnuvası düzenlediğinde o da katılmak ister. Fazla kiloları ve beceriksizliği nedeniyle kimse ona şans vermez. Kaldı ki, bölgede ondan çok daha iyi kung fu dövüşçüleri vardır. Özellikle de Usta Shifu tarafından eğitilen Öfkeli Beşler… Ama olaylar sempatik panda Po’yu hiç beklemediği noktalara sürükleyecek, kendine inandığında neler yapabileceğini keşfedecektir. Mark Osburne ve John Stevenson’un yönettiği film, eleştirmen ve seyircilerin gönlünü kazanmakla kalmadı, filmler ve televizyon dizileriyle hâlâ ilgi gören bir aksiyon-animasyon serisine dönüştü. (Netflix)

        • 9

          ANGRY BIRDS (2016)
          (The Angry Birds Movie)

          Kısa sürede bir tür salgın haline gelen bilgisayar oyunlarından biriydi “Angry Birds”. Her şey yumurtalarını yeşil domuzlardan korumak isteyen kuşlarla ilgiliydi... Ne var ki film, kuşlarla domuzların henüz karşılaşmadığı bir dönemde başlıyor. Uçamayan kuşlar, cennet güzelliğindeki adalarında huzur içinde yaşarken bir gün gemileriyle güler yüzlü ve sevimli domuzlar çıkıp geliyor. Red, Chuck ve Bomba hariç bütün kuşlar domuzları çok seviyor. Domuzların gerçek niyeti anlaşıldığında ise ortalık karışıyor... Orijinal oyunda kuşlar konuşmaz; ayakları da yoktur. Filmde ise konuşuyor, yürüyor ve davranışlarıyla insanları andırıyorlar. Ama tüm değişikliklere rağmen orijinal Angry Birds’ün ruhu ve duygusu korunuyor. Film asıl olarak herkesin birbirine benzediği, uyumsuzların dışlandığı bir toplum fikrini eleştiriyor. Farklı ve zengin karakter tasarımları, özenli arka plan çalışmasıyla birinci sınıf, üç boyutlu bir bilgisayar animasyonu bekliyor sizi. Oyunu tanıyanların hiç yabancılık çekmeyeceği aksiyon sahnelerinin de çok iyi tasarlandığı kesin. (Netflix)

        • 10

          MEGAZEKÂ (2010)
          (Megamind)

          Uzak bir gezegenden dünyaya gönderilen iki bebek var. Biri, süper yeteneklerle doğmuş, kahraman olmaya mahkûm, yakışıklı Metro Man… Diğeri ise koca kafalı, mavi derili bir süper zekâ… Yetişme koşulları birini süper kahraman yaparken, diğerini Megazekâ adında bir “kötü adam” haline getiriyor. Megazeka ve Metro Man, temsil etmeye mecbur kaldıkları değerler çerçevesinde kıyasıya rekabet ederken bir gün her şey, Megazekâ’nın zaferiyle aniden bitiyor. Seyirci için de beklenmedik olan bu gelişmenin ardından öykü farklı biçimde ilerliyor. Megazekâ’nın, mutlak zafer ya da hâkimiyet istemediğini hissediyorsunuz. Metro Man gibi doğaüstü yeteneklere sahip olmayan Megazekâ ve can yoldaşı küçük balığın, fiziksel dezavantajlarını üstün zekâlarıyla aşmaları kayda değer bir nokta. Mühendisliklerini ve öncü teknolojilerini göstermek için, sürekli rekabete, yeni oyunlara ihtiyaç duyuyorlar. Klasik animasyonla hızlı tempolu aksiyon sinemasını birleştiren bir film. (Netflix)

        • 11

          THE BFG (2016)

          İngiliz yazar Roald Dahl’ın kitabından uyarlanan film, kötü devler arasında kalmış ufak tefek iyi bir devle ilgilidir. Diğer devler canavara benzerken o bir insana benzer. Güler yüzlü, şefkatli, “insanyemez” ve yalnız bir devdir. Kendisi gibi yetimhanede yalnızlık çeken Sophie’yi (Ruby Barnhill) kaçırdıktan sonra aralarında bir yakınlık kurulur. “The BFG” bir dostluk öyküsü gibi görünüyor ama devi insanlaştıran küçük bir kızın masalı aslında. Sophie, en baştan itibaren olgun, akıllı bir çocuk olarak çıkıyor karşımıza. Dev ise pısırık ve çekingen. Sophie devi daha cesur ve kendine güvenli olması için teşvik ederken onu uygarlığın bir parçası haline getirmek için çaba gösteriyor. Öykünün rüyalarla olan yakın akrabalığını da unutmamak gerekiyor. BFG’nin işi rüyaları yakalamak ve çocuklar için güzel rüyalar hazırlamak. Filmin yönetmen Steven Spielberg’in de bize bir rüya hazırladığı söylenebilir... Spielberg’in devi, Mark Rylance’ın dokunaklı yorumunun da katkısıyla daha hüzünlü ve acılı bir dev olarak geliyor karşımıza. (Netflix)

        • 12

          MARNIE ORADAYKEN (2014)
          (Omoide no Mânî – When Marnie Was There)

          İngiliz yazar Joan G. Robinson’un bir romanından sinemaya uyarlanan film, içe dönük, yalnız bir kız olan küçük Anna’nın hikâyesini anlatıyor. Kendisini evlatlık olarak alıp büyüten Yuriko’yu anne olarak kabul edemeyen Anna, astımı nedeniyle deniz kenarındaki bir köyde yaşayan akrabalarının yanına gönderilir. Anna ile sahildeki köşkte yaşayan Marnie arasında farklı bir yakınlık kurulur. Anna gibi yalnızlık çeken Marnie sadece akşamları ortaya çıkan gizemli bir kızdır. Marnie karakterinin finale kadar gizemini koruduğu film, usta sinemacı Hayao Miyazaki’nin kurucusu olduğu Ghibli stüdyosunun favori teması olan “bir çocuğun kendini keşfetme süreci” üzerine kurulu. Anna, kendini köksüz, güvensiz ve yalnız hissettiği için insanların dünyasına giremiyor. Ancak Marnie ile olan arkadaşlığı onu daha özgüvenli, sosyal biri yapmakla kalmıyor, kendi yeteneklerini keşfederek çevresindeki dünyayla daha sağlıklı ilişkiler kurmasını da sağlıyor. (Netflix)

        • 13

          FANTASTİK CANAVARLAR NELERDİR, NEREDE BULUNURLAR? (2016)
          (Fantastic Beasts and Where to Find Them)

          J.K. Rowling’in ‘Harry Potter’ serisinin geçtiği evrenden gelen başka bir hikâye. “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?” Hogwarts Büyücülük Okulu’nda okutulan “ders kitapları”ndan biri... Macera, 1926’da kitabın yazarı Newt Scamander’in New York’a geldiği dönemde geçiyor. Açılış sahnesinde gördüğümüz gazete manşetleri, dünyanın gergin bir dönemden geçtiğini haber veriyor. Büyücülerin dahi kontrol edemediği gizemli canavar New York’ta cirit atarken, birileri ısrarla büyücü-insan çatışmasını körüklüyor. El çantasıyla New York’a gelen Scamander’in amacı ise kıymetli canavarlarından birini Arizona çöllerine bırakıp dönmek. Ama Goldstein (Katherine Waterston) adlı işgüzar büyücü yüzünden kendini New York’ta yaşanan gerilimin orta yerinde buluyor. 1920’lerin New York’unun dekor olarak çok iyi kullanıldığı filmde büyücüler, Yeni Dünya’nın azınlık topluluklarından biri olarak gösteriliyor. (BluTV – Netflix)

        • 14

          BABALAR SAVAŞIYOR (2015)
          (Daddy’s Home)

          Will Ferrell filmde iki üvey çocuğunun sevgisini kazanmak ve kendini baba olarak kabul ettirmek için elinden geleni yapan iyi niyetli Brad Whitaker karakterini canlandırıyor. Tam çocuklarla bir bağ kurmaya başladığı sırada deri ceketli, motosikletli biyolojik baba Dusty Mayron (Mark Wahlberg) geliyor ve iki erkek arasında “Kim daha iyi baba?” rekabeti başlıyor. Çocukların annesi Sara’nın (Linda Cardellini) varlığı çekişmeyi daha da derinleştiriyor. Kişilik olarak birbirine zıt bu iki erkek arasındaki soğuk savaş, ilk karşılaşmalarından itibaren eğlenceli ve komik sahnelere vesile oluyor. Soğukkanlı Dusty, avantajlarını iyi değerlendirmesini ve rakibinin zaaflarından sinsice faydalanmasını biliyor. Saf, dürüst ve duygusal Brad ise özgüvensizliği nedeniyle sık sık kontrolünü kaybedip saçmalıyor. Özellikle de kaykay şovu ve motosiklet sahnesi, kahkahalar attıracak cinsten. 7 yaşın üstündekiler için uygun filmi 13 yaşına kadar olan çocukların ebeveynleriyle seyretmesi gerekiyor. (Amazon Prime Video)

        • 15

          MARLEY VE BEN (2008)
          (Marley & Me)

          Roman uyarlaması film, evli bir çift üzerine kurulu. Disipline edilemeyen ve bir türlü vazgeçilemeyen şirin bir köpek... Kariyer ve çocuk arasında kalmak... İdeallerle gerçek hayatın çatışması... Bebekli aile hayatının gerektirdiği özveri ve sorumluluk... Büyümek ve olgunlaşmak mecburiyeti... Çalışma hayatı sırasında hep elde olmayanı özlemek ve sahip olduklarının değerini bilmemek... Yani, çoğu ailenin yüzleştiği, yaşadığı sorunlar… Filmden çıkarken 'aile olmak' ve 'evcil bir köpekle yaşamak' üzerine iddiasız ama gerçekçi ve içten bir film seyretmiş olduğunuzu anlıyorsunuz. David Frankel’in yönettiği filmin başrollerinde Owen Wilson ve Jennifer Aniston oynuyor. (BluTV)

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa