Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam Kadın Evlen(il)meyecek Kadınlar

        IŞIL CİNMEN- HABERTURK.COM (ÖZEL HABER)

        icinmen@haberturk.com

        -Sayın 30 yaşındaki kadın, toplumun tüm baskılarına, kendi içsel korkularınıza, annenizin bitmek bilmeyen “ne zaman?” sorularına, kendi değerini partneri üzerinden ölçen arkadaşlarınızın bakışlarına... iyi günde ve kötü günde, tek başınıza göğüs germeyi kabul ediyor musunuz?

        -Evet.

        -Öyleyse ben de, 21. yüzyılın sosyolojik değişimlerinin bana verdiği yetkiye dayanarak sizi “asla evde kalmayacak kadın” ilan ediyorum.

        Nasıl mı?

        Dünya değişti. Glenn Campbell, “Evliliğe Karşı” kitabıyla evlenmeye karşı olanların manifestosunu yazdı.

        Artık kaç yaşında olursa olsun “evde kalmayan kadınlar” da var ülkede. Onların evde kalmalarına imkan yok çünkü sokaktalar. Rüyalarında beyaz gelinlik görmüyorlar ve evlenmek istemiyorlar. Kendi değerlerini son kullanma tarihi geçen toplumsal normların ya da sevgililerinin/kocalarının üzerinden belirlemiyorlar. Devletin değil, kendi onaylarının peşindeler.

        Dibine kadar aşık oluyor, acıdan yerlerde sürünüyor, heyecandan göklere çıkıyorlar. Aşklarını, bir göz odanın, tek yastığın içine hapsetmiyorlar. Evlilik “kurumunun” işlevini yitirdiğini düşünüyorlar.

        Peki, kim onlar?

        45 yaşına gelip evlenmemiş olmaktan korkmuyorlar mı?

        Çocuk istemiyorlar mı?

        Evlilik histerisine kapılan 28-35 yaş arası kadınlara ne tavsiye veriyorlar?

        Şimdi...

        Sözlüklerde “30 yaşındaki bekar kadın” başlıklarını okuyup, kendinizi güçsüz ve güvencesiz hissetmeye son verin.

        Kadınların yerlerde sürünen uzun beyaz gelinlik hayaline takıla takıla “evlen benimle” diye erkeklerin peşlerinden koştuğu çaresiz döneme “elveda” diyen bu kadınları dinleyin.

        Hazal Yılmaz, Çiçek Tahaoğlu, Su Özdoğu, Olgu Ülkenciler ve Nazlı Doğuoğlu anlatıyor.

        Onlar kıymetlerini kendileri biçen ama özgürlüğün çelişkilerini de yaşayan kadınlar...

        “AŞK HAYATIMIN DEVLETİN KABULÜNE İHTİYACI YOK”

        Hazal Yılmaz (Blogger/31)

        Hayatımda vergi, Bağkur, fatura haricinde hiçbir devlet onayına mecbur kalmadım. Aşk hayatımın devletin hiçbir kabulüne ihtiyacı yok. Evlilik bir “müessese” değil, iki kişinin birbirine As Good As It Gets filminde Jack Nicholson’un meşhur sözü gibi “Daha iyi biri olmak için bana ilham veriyorsun” dediği bir gerçeklik. Adamın bana kalbinden vermediği bir sözü iki kalem, iki şahit, 300 kişilik bir parti veremez.

        Güven denilen duygunun nişan yüzüğünün fiyatıyla, doğumgününde gelen gül demetleriyle, son model arabalar ya da evlilik cüzdanı teminatıyla oluşmadığını biliyorum.

        Pek çok kadın kendinden vazgeçip kocalarının nesnesi/gölgesi haline gelebiliyor. Bu tür ilişkiler diğerini, “kaybedilen hayatlar” için suçlamaya koşullu gelişiyor. Bir gün arkanıza baktığınızda, “ne büyük zaman kaybetmişim” demek yerine “ne çok sevdim ve sevildim” diyebilmek lazım.

        AMA "ÇOK SEVİYORUM" DİYECEĞİM BİRİ OLMAMASINDAN KORKUYORUM

        Gördüğüm kadarıyla zaten 45’li yaşlarında herkes yalnız. Kimisi evlenmiş olmaktan, diğeri çocuk yapmaktan, başkası kariyerine ara vermekten pişman. Ben “yaşasın, iyi ki seninleyim” diyeceğim adamın yanında uyanmak istiyorum. Evlenmemiş olmaktan değil ama “çok seviyorum seni” diyeceğim biri olmamasından korktuğum anlar oluyor

        “Bu adamı elimde tutmanın tek yolu çocuk yapmak” gibi itinayla kaçtığım fikirlerle çocuk yapmam. Aşık olduğum adamın, beni sevmeyi bıraksa bile çocuğunu çok seveceğinden emin olduğumda, o çocuğun ikimizin de sevgisiyle (ayrı da olsak) büyüyeceği bildiğimde çocuk yaparım.

        “TOPLUMSAL OLARAK HALA GEREKLİ”

        Çiçek Tahaoğlu (Gazeteci/29)

        Evlilik benim kafamda ekonomik ve ahlaki bir bağ. Ben ekonomik özgürlüğe sahip ve ahlaki baskılardan bağımsız yaşayan bir kadın olarak, evliliğe kendi hayatımda bir anlam yükleyemiyorum. Aşık oldugum kişiyle devlet onayı olmadan da aynı evi paylaşabilirim.

        Ama 13 yaşındaki kız cocuklarının zorla evlendirildiği, kadınların evlenmeden önce sevgilisi olmasının “ayıp” karşılandığı bir toplumda devlet onayının gerekliliğini de görmezden gelmiyorum.

        “SEVGİLİM YANIMDA KALSIN DİYE KAĞIT İMZALATTIRMAM”

        Nazlı Doğuoğlu (Sosyolog/31)

        Boşanmanın normal olduğu, kadın egemen bir aileden geliyorum. Annem ve anneannem iki defa evlendiler, büyük-anneannem üç defa. Evliliğin konu olduğu yaşlara geldikten sonra bu konuyu hep düşündüm. Önce “hiç evlenmem” diye karar verdim, sonra “evlensem de boşanırım, ne var ki” diye. Yaşadığım ilişkilerde sonsuzmuş gibi gelen duyguların zamanla tükendiğini gördükten sonra, "sonsuza kadar beraber olmak" diye bir şey olmadığı sonucuna vardım. İnsan sürekli değişiyor, dönüşüyor, bir kişinin yanında ne olursa olsun kalacağına söz vermek boş bir yalan bence.

        Yine de biraz nasıl bir şey olduğunu merak ettiğim için, biraz sevgime inandığım için evlendim. Üç buçuk sene evli kalabildim. Evlilik bir yandan ilişkiyi bürokratik bir yola sokuyor, kağıtlar imzalanıyor, bir tür sözleşme yapılıyor. Bir yandan da yaşadığın ilişkiyi toplumsal kuralların içine sokuyor; sorumluluklar değişiyor. Ben o zaman ne olduğum ve ne yapmak istediğimi unutup, benden beklenen rollerin içine girip sonra da sıkışıp sıkıldım. Büyük bir depresyonun ardından boşanmaya karar verdim.

        HAKİM AMCA, "BİR DAHAKİ SEFERE İYİ SEÇ" DEDİ

        31 yaşındayım, 19 yaşımdan beri yalnız yaşıyorum, çalışıyorum, kendi hayatımı idame ettiriyorum. Bugünün, modern, çalışan kadınının ekonomik nedenleri yok evlenmek için. Duygusal nedenleri olabilir. Ama ben sevgilimin yanımda kalacağından emin olmak için ona bir kağıt imzalatma ihtiyacı duymuyorum. Büyük bir parti düzenlemek, beyaz bir elbise giymek gibi hayallerim de yok. Zaten yaptım bunları, heyecandan ziyade yorgunluk verdi.Bir de boşanırken hakim amca "Bir dahaki sefere iyi seç" dedi, bir yanlış seçim daha yapıp Türk adaletini kızdırmak istemem.

        Evlenmek işin paketi. Pakete değil içeriğe konsantre olmak lazım. Gerçekten çocuk istiyor muyum, gerçekten biriyle beraber olmak istiyor muyum, diye sormak lazım. Böyle gelmiş böyle gidecek diye ne evlenilir, ne çocuk yapılır. Bu çocuk yaparak olacaksa, yapılmalı ama "Çocuksuz bir kadın olmak istemiyorum" mantığıyla yola çıkarsak, hem kendimizi, hem çocuğu mutsuz ederiz.

        “28-35 YAŞ ARASI BİR KADININ EN GÜZEL ZAMANI”

        Olgu Ülkenciler (Ressam/31)

        Evlilik, tarihsel bir süreci olan, toplumun yarattığı ve dayattığı sosyolojik bir kurum. İnsan tek eşli bir yaratık değil. Kendini öyle olmaya zorlayınca da mutsuz oluyor.

        Şema aşağı yukarı belli: Erkek, seks yapabildiği, ona bakan, el üzerinde tutan “yeni annesi”yle başta mutlu oluyor ama en sonunda doğasına yenilip gönlünü kaydırabiliyor. Ve bam! Karşınızda görece mutsuz ama hala evli, sıkılgan, karısına fiziksel ya da psikolojik şiddet uygulamaya başlayan A tipi göbekli Türkiyeli erkek.... Diğer tarafta aslen kocasından sıkılmış ama yalnız kalmaktan ölesiye korkan, paranoyak ve takıntılı A tipi Türkiyeli kadın. Terk edemediğin için birlikte kalmanın adı aşk ya da sevgi olabilir mi?

        28-35 yaş arası bir kadının, kadın olarak en güzel, en kendini bilen zamanları. Evlenmek yerine bol bol aşık olmak, sevişmek, terk etmek/edilmek gerekiyor ki ne olursa olsun tekrar ayağa kalkmayı öğrenebilelim. Başkalarının kurallarına göre yaşamak, yaşamamakla eş değer benim için.

        Evlenmeden çocuk yapma fikrine sadece ben değil ailem de sıcak bakıyor. Sadece çocuk sahibi olmak için evlenecek bir karaktere sahip değilim. Yakın bir arkadaşımdan çocuk yapmayı istiyorum, böylece çocuğa daha huzurlu ve sağlıklı bir sevgi vermemiz mümkün olur.

        “ARTIK EVLİLİK YAŞI YOK”

        Su Özdoğu (Yazar/32)

        “Neredeyse Evli” bir Su tecrübe ettim. Öğretici bir deneyimdi. Bu bağlamda, izninizle bir daha evli bir Su düşünmek istemem.

        Evlilik, meşakatli bir yol. Bugün değil ama geçmişe ve yıllar boyu evli kalmış insanlara baktığımda, -ve hala evlilerse- birlikte ve kendi başlarına birçok badireyi atlatmış olduklarını görüyorum. Bu “çok sevmek, saymak, güvenmek, itina göstermek, vazgeçmemek, affetmek ve benzeri davranış ve hislerle,” her şeye ve herkese ve yıllara inat istikrarla devam ettiği sürece, -benim- gözümde, “hakkını vermiş, gerçek bir evlilik” oluyor. Artık böyle bir anlayış yok. Olacağını da zannetmiyorum. Her şey bu kadar kolayken, neden can havliyle ve yavaş yavaş ve uzun uzun sevelim ki?

        AMA CESARETİNİZ VARSA NEDEN OLMASIN?

        Ama size uzuuuun yıllar yetecek bir sevginiz, bu yola çıkacak cesaretiniz ve bu yolda kalacak sabır ve anlayışınız varsa, neden olmasın?

        Ben arzu ettiğim gibi yaşıyorum. İstediğimi yapıyorum, istemediğimi yapmıyorum. Öyle bir toplum baskısı hissetmedim, görmedim hiç. Ama burası İstanbul. Burayı tek gerçeklik olarak algılamak çok yanlış.

        Artık “Evlilik yaşı” diye bir yaş sınırı-aralığı kalmadığını düşünüyorum. Histeriye kapılan hem cinslerime, evlenmeyi neden bu kadar çok istediklerini sorgulamalarını öneriyorum. Obsesif bir arayışa girmek yerine, -illa bir arayış olacaksa yani-, biraz kendilerine itina göstermelerini öneririm.

        Çocuk yapmayı düşünmüyorum. Ama bir gün aşka gelirsem ve o sırada bir aşkım yoksa, çok sevdiğim bir arkadaşımdan gönül rahatlığıyla çocuk yaparım. İmza, kimseyi iyi baba yapmaya yetmez. Kimseyi iyi anne yapmaya da yetmez.

        Modernleşmek, kendi başının çaresine bakabiliyor olmak, "biraz daha çabalamak," "vazgeçmemek" gibi kavramları önemsiz birer detaya dönüştürdü. Artık gitmek kolay, kalmak zor.

        "EVLİLİK İŞLEVİNİ YİTİRDİ"

        Psikoterapist Dr. Alper Hasanoğlu: “Birliktelik değil ama evlilik işlevini yitirdi gibi gözüküyor. En azından büyükşehirler için. Erkeğin sistemi belirleyen ve sistemin ta kendisi olduğu zamanlarda kadın, en iyi yardımcı oyuncu Oscar’ına doğal adaydı. Ama artık kadın da sistemin içindeki yerini aldı ve erkekten daha vazgeçilmez bir yere sahip olmak üzere. Bu nedenle erkek onun için bir yük olmaya başladı. Doğal olarak evlilik de.

        Kadın artık evlenmek istemeyebiliyor. Çocuk sahibi olmak istemese erkeğe hiç ihtiyaç duymayabilir. En modern erkekle bile, evliliğin geleceği son noktanın çamaşırları yıkayan ya da temizliğe bakan kadınla çamaşırı organize eden tarafın kendisi olduğunu biliyor. Ev işlerine en çok yardım eden erkek bile aslında yalnızca “yardım ediyor.” Çocuk doğurduğunda işinden ayrılmak zorunda kalan ve erkeğe maddi olarak bağımlı hale gelen taraf da o.

        ERKEK KAYBEDİNCE ASLINDA KADIN DA KAYBEDİYOR

        Erkeklerin büyük çoğunluğunun kendi erkekliğine güvenmediği bir toplumda kadının klasik bir evlilikte mutlu olması batı toplumlarına göre daha da imkansız. Kadın cinselliğini daha özgür yaşadıkça, erkek karşılaştırılmaktan ve kaybetmekten daha da korkacak ve kadını daha çok ezmek isteyecek. Kaybeden de erkek olacak bu durumda. Paradoks şurada ki erkek kaybedince aslında kadın da kaybediyor.”

        YARIN: BİR ÖMÜRLÜK AŞKLAR!

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa