Manisa tehciri ve Talat Paşa ruhu
Doğan Satmış yazdı...
SELENDİ halkına göre herşey, bir Roman’ın kahvehanede sigara içmek istemesiyle başladı, kavga çıktı.
Romanlar kahvehaneyi basıp, camı çerçeveyi indirdi. Bin kişilik kalabalık da Romanların evlerini yağmaya yöneldi, 1 evi yaktı, 7 araç taşlandı.
Sonuçta Selendi’deki genç yaşlı, çoluk çocuk 76 Roman, Gördes’e götürüldü.
Romanlar ise zorla sigara içme iddiasını yalanlıyor. Kavgaya kahvehane
sahiplerinin, “Biz Çingene’ye çay vermeyiz” sözünün yol açtığını söylüyorlar.
******
Böyle olunca yapılacak en kolay şey nedir? Tehcir.
Yani, zayıf olanın zorla göç ettirilmesi.Yani azınlığın, yerinden yurdundan
edilmesi. Yani gücü yetenin, gücü yettiğine zorla istediğini yaptırması.
Yıllardır orada yaşarmış, evi barkı varmış, oraya aitmiş, bunlara hiç bakmadan, tüm insanları bir kamyona doldurup, başka bir yere gönder gitsin.
Tabii, yapılanın yasal gösterilmesi için “Biz kendi isteğimizle taşınıyoruz” şeklinde kâğıt imzalatılma çabası da var.
Selendi olayının, Talat Paşa’nın tehcirinden farkı da bu zaten.
Tehcir edilenlere kâğıt imzalatmak, olaya hukuk katar gibi görünmek.
******
Evleri basılanlardan Sema Özel, olay gecesini Milliyet’ten Banu Şen’e anlatıyor:
“Elektrik kesildi, bağırış sesleri geldi. Taş, tüfek, balta, sopa, ellerine geçirdikleri her şeyle saldırıyorlardı. Kapıları kırdılar, her yeri yakıp yıktılar. ‘Allahuekber!’, ‘Çingenelere ölüm’ diye bağırıyorlardı. Çocuklarımızı kanepelerin içine sakladık. Komşularımızın kocaları bile saldırmaya
geldi. Çöpten geçiniyoruz. 3 çocuğum var. Erkeklere o gece birer kâğıt imzalattılar. Bazıları boş kâğıda imza atmış. Selendi’ye dönemeyiz, öldürürler bizi.”
******
Lütfen biraz empati kurun. Bu olayın, sizin başınıza geldiğini düşünün.
Sizin evinizin basıldığını, sizin çocuklarınızın korkudan tir tir titrediğini düşünün.
Biz bu tür öyküleri çok biliyoruz.
Osmanlı’nın son yıllarında da, Cumhuriyet yıllarında da hep benzer anlatımlar duyduk.
Yunanistan’da yaşayan Türk azınlık da aynı korkuları yaşadı.
Bulgaristan’dan gelenler de aynı korkuları yaşadı. Anadolu’da yaşayan azınlıklar da aynı korkuları yaşadı.
Ama artık yetmez mi?
Bizim yaşadığımızı, bizim insanlarımıza yaşatmak şart mı?
Bir ili yönetmek, en kolay yoldan 95 yıl önceki Talat Paşa reçetesi midir?
Zorla göç ettirdiği insanlardan imzalı kâğıt almayı akıl eden devlet, ev basıp araç yakanların yakasına yapışmaktan aciz mi?
Neden hemen tehcir akla geliyor ve neden ev basanlardan hâlâ tek gözaltı yok?
Sabih Kanadoğlu
SABİH Kanadoğlu bir hukuk adamı. Çağrıldı, ifade verdi. Bir “hukuk adamı”nın
yargıdan kaçması düşünülemez zaten.
Ancak şunu da belirtmek lazım.
Umarım, Kanadoğlu’nu sorgulama gerekçeleri haklıdır. Umarım, Kanadoğlu’nu adliyeye getirmenin sağlam delilleri vardır.
Yoksa, akla “367’ye misilleme” gelir ki, bu da “siyasi-yargı” iddiasına dayanak olur.