Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Sırma KARASU/ HT Cumartesi

sirmakarasu@gmail.com

Aklımda Grammy’yi bizim Türkiye Müzik Ödülleri’yle kıyaslamak vardı. Tanıdığım en sarkastik ve hoşnutsuz insanla izlemeye karar verdim. Önceleri Amerikalıların prodüksiyon ve performanstaki başarısının karşısına, bizim sahneyi ışık robotuyla doldurmak ve barkovizyona sanatçının klibini yansıtmak gibi pratiklerimizi koymanın eğlenceli olabileceğini düşündüm. Sonra bu hain planımdan vazgeçtim! Öncelikle, prodüksiyon ve yıldızların birbirlerine olan tavırları öyle hoştu ki, bizim kargaşa tadındaki ödül törenleriyle kıyaslamak komik değil ancak acıklı olurdu. Sonrasında Pharrell, Nile Rodgers, Daft Punk ve Stevie Wonder’ın, büyük ihtimalle şimdiye dek Facebook akışınızda onlarca kez paylaşılmış performansı ve Nine Inch Nails, Queens of the Stone Age, Dave Grohl ve Lyndsey Buckingham’ı aynı sahnede izlemenin muhteşemliği dışında eni konu sıkıldık. Kendimizi internetten 90’ların Grammy performanslarına ve Beyonce gibi grup geçmişi olan şarkıcıların eski şarkılarına bakarken bulduk. O an tam adını koyamasam da törenden sıkılmamızın yapılan müzikten kaynaklanmadığı ortada. Zira şarkılar vasat olsa da, Amerikan gösteri dünyası size o şarkıları dinletmenin, hiç olmadı izletmenin bir yolunu bulur. Aklım başıma huysuzluk yoldaşımdan aldığım mesajla geldi: “Yahu bu AfroAmerikan kadın şarkıcılar eskiden güçlü kadının sembolüydüler. Arada ne oldu da Beyonce, Jay Z ile yatak odasını sahneye taşıdı”... Oh be! Derdimiz tam da buydu. Beyonce’nin aslında “solo” kariyeri olmadığını fark ettiniz mi? Destiny’s Child zamanlarında menajerliğini yapan babasından Jay Z prodüktörlüğündeki “Dangerously in Love” albümüne, yani tam bir “babadan kocaya” mevzusu söz konusu. Beyonce’nin hayatındaki Jay Z faktörü bireyselliğinin önüne geçiyor. “Who Run the World?” ve “Single Ladies” şarkılarıyla kadınların istediklerini erkeklerin üslubundan dinliyoruz. Tabii müzik ve gösteri dünyasının erkek egemen bir endüstri olduğunu unutmamak lazım. Zamanında Whitney Houston ve Tina Turner gibi isimler de bu erkek egemenliğinden çokça nasiplerini aldılarsa da sahneye çıktıklarında “Afrikalı Kraliçe” imgelerinden bir an olsun ödün vermediler. Kadın vücudu artık sahnede derdini anlatmak için kullanılan enstrüman olmaktan çıktı, erkek fetişlerinin yansıması haline geldi. Her müzik olayından geriye kadın vücudu üstünden tartışmalar kalıyor: Beyonce, şu kadar zamanda şöyle kilo vermiş, Pink kol kası yapmış, Katy Perry’nin göğüsleri nasılmış... Zeki ve yetenekli kadının seksi olma halini izlemek ne kadar keyifliyse, sandalye üzerinde veya trapezde baş aşağı türlü zorluğa rağmen şarkı söyleyen kadının seks objesine dönüşmesini izlemek de bir o kadar iç sıkıcı. Gerçek ortada; kadın vücudu gösteri dünyasının olmazsa olmazı “şok faktörü”ne dönüştü. 90’lı yıllarda Alanis Morisette, Courtney Love ve Shirley Manson gibi isimler bunu şarkı sözleri ve kırmızı halı kıyafetleriyle sağlarlardı. Sadece organizatör ve prodüktörleri suçlamak adil değil. Günümüzün güçlü kadın imgesinin “7/24 kendiyle meşgul kadın” haline geldiğini unutmamak lazım. Beyonce, yeteneğine rağmen verdiği doğum kilolarıyla, Pink yaptığı akrobasi hareketleriyle mikroda, Instagram’dan salata ve pilates fotoğrafları paylaşan kadınların makro halini sunuyor. “Seyirci bunu istiyor” hali yani. Grammy’leriyle Lorde. Mayosuz da ödül alınabiliyor muymuş?

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ