Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Televizyon Menajerimi Ara dizisi oyuncuları kimler? İşte Menajerimi Ara oyunları tüm kadro!
        • 15

          Beren (Yaprak Medine):

          Mayda ve Kıraç’ın sevgili kızları. Gerçek bir prenses gibi büyütülmüş. Hiçbir dediği ikiletilmemiş, hayatta ne istese olmuş. Şımarık ama itici değil. İstediği şeyi istediği anda elde etmeye alışkın. Bu yüzden özgüveni çok yüksek. Bir şeylerin onun kontrolünden çıkması fikrinden hoşlanmıyor. Özel bir üniversitede psikoloji okumuş. Okul yıllarında oyunculuğa kafayı takmış. Mayda, Amerika’ya mastera gitsin isterken o altından girip üstünden çıkıp babasını menajerliğini yapmaya ikna etmiş. Şu anda Yağmur’la aynı dizide oynuyor. Parlak bir oyuncu değil. Yine de rol aldığı dizi çok tuttuğu için giderek yıldızı parlıyor şu sıralar. Ne yazık ki Dicle’nin özlediği her şeye sahip. Hayallerine ulaşmak için zorlu yollar aşmasına gerek kalmamış hiç. Beren’in hayatı Dicle’nin ortaya çıkmasıyla sarsılacak. Önce içten içe kendine yakıştırdığı ve bunu aşk sandığı Yağmur’u sonra da babasını Dicle’ye kaptırma riskine girdiğini öğrendiğinde ilk defa birşeyler için mücadele etmesi gerekecek. Böylece gerçek karakterini de öğrenecek Beren kendisi bile. Sevdikleri için başkalarını ezip geçecek kadar gaddar mı olacak yoksa sevdiklerinin onu tercih etmesini mi bekleyecek uysalca… İlkini seçiyor Beren. Ama karşısındaki Dicle de mücadele etmeden alanı terkedecek gibi görünmüyor…

        • 16

          Ahsen Eroğlu

          Dicle Ertem

          Dicle, Antalya’da doğmuş büyümüş, doğduğu yere inat hayalleri büyük, akıllı, gözü kara bir genç kadın. Küçük, korunaklı bir hayat sürdüğünüzde kaosun dışında kalabilirsiniz, belki bu yüzden dünyaya bakışınız çok defa daha iyimser olur. Eh Dicle de ilk gençlik yıllarını böyle geçirdi, naïf değil ama tatlı bir iyimserliği, incelikli bir yabancılığı var büyük şehire. Üniversitede Sinema Televizyon okudu. Sinemaya tutkun, kendi çapında sağlam bir sinefil. Ama öyle sadece sanat sineması severim insanı değil, yeri geldiğinde Örümcek Adam da seyrediyor, 1950lerden bir tür sineması örneğine de meraklanıyor, “guilty pleasure’i” romantik komedi de seviyor. Sinema sevgisi ise çocukluğu boyunca Antalya Film Festivali zamanlarında gizliden gizliye babasını görmeyi umarak girdiği film kuyruklarından geliyor. O kuyruklar belki babasını vermedi ona ama karanlıkta perdeye yansayan ışıkta kendini buldu bir nevi Dicle. Sırf bu yüzden sinema okudu. Kendini oraya ait hissettiği için. Sınıf arkadaşlarının yüzde 95’inin aksine okulu bitirdiğinde ünlü bir yönetmen olmayı istemiyordu daha o zaman bile. Bu büyülü dünyanın bir parçası olmak yetecekti Dicle’ye, çünkü kendinin de farkında olduğu üzere tam olarak neyi ne kadar yapabileceğinin bilmiyor henüz. Yılmadan iyi olduğu şeyleri arıyor. Çalışkan biri. Kibirli değil, sinemacı olmak istiyor ama ona giden yolda mağazada sayım yapmak zorunda kalmaya da burun kıvırmıyor. Kendiyle barışık, barışık olamadığı tek konu var babası. Annesi Leyla’ya büyük bir hayranlık duyuyor, onun gibi güçlü, ayakları üzerinde durabilen biri olmak istiyor. Akdeniz sıcaklığı ve rahatlığı var onda da. Dicle, 22 yaşında daha, büyük hayalleri var ama hayat acemisi sayılır hala. Hiç gerçekten aşık olmadı mesela. Ufak tefek sevgilileri oldu ama gerçekten ayağının yerden kesildiği olmadı. Sorsan belki aşka inanmıyorum ben bile der. Yağmur’u görene kadar bekle Diclecik, o zaman öğreneceksin, karnında kelebekler uçması ne demekmiş… Bir evin bir kızı olarak büyüdü, her zaman çok sevildiğini bildi. Yine de bir yanı hep yarımdı. Annesi Leyla, babasızlığını kapatmak için ne gerekiyorsa yaptı. Evet Dicle’nin babası yok, var da yok yani. Babası Kıraç’ı en son 8 yıl önce gördü, 14 yaşındayken… Öncesinde de zaten senede en fazla bir hafta görüyordu. Kıraç üniversiteden mezun olduğunda Leyla ile evlenmeye hazırlanıyorlardı. Ama bu evlilik hiç gerçekleşemedi. Kıraç’a İstanbul’dan hayallerini süsleyen bir iş teklifi geldi ve o da arkasına bile bakmadan gitti. Leyla, bekar anne olmayı göze aldı ve Dicle’yi tek başına büyüttü. Kıraç’tan ne para istedi ne de soyadını. Kıraç’sa İstanbul’a gidişinin hemen arkasına Mayda ile evlendi… Leyla, kızının babasıyla mümkün olduğunca bir ilişkisi olmasını istediği için Kıraç, her sene Antalya Film Festivali’ne geldiğinde görüşmelerine ses çıkarmadı. Dicle’nin çocukluğunun en hüzünlü anıları bu günlere aittir. Aylar öncesinden o günün hayalini kurmaya başlardı küçük Dicle. Sırf bu yüzden festivalin tarihinin açıklanacağı günleri heyecanla beklerdi. Babasını göreceği günlerin gecesinde uyuyamazdı. Kıraç’sa bir vicdan azabının pençesinde, hep sıkışık zamanlarda ya bir film arasında ya bir toplantı öncesinde gelirdi. Elinde mutlaka birkaç hediye ile… Dicle önceleri havalara uçardı, babasıyla yediği yemeklere, ondan gelen hediyelere, sonra sonra değer görmeden geçen zamanı hediyelerin telafi edemeyeceğini anladı. 14 yaşındayken babasına festivaldaki bir çocuk atölyesine beraber gidip gidemeyeceklerini sordu. Oysa Kıraç kızıyla sadece yalnız olduğu yerlerde görüşmeye özen gösteriyordu, toplum içine karışamazlardı ya bir gören olsa ne diyecekti… Dicle bunu daha önce hiç fark etmemişti, doğru ya babasıyla köşe bucak uzak mekanlarda buluşur, yemek yer ayrılırlardı. Babasının başka bir hayatı olduğunu, kendisininse cılız bir vicdan azabı olduğunu o gün fark etti. Ondan sonra da bir daha babası ile görüşmedi. Babasının da bu konuda ısrarcı olduğu söylenemez. Belki içten içe Kıraç’ın ısrar etmesini, görüşmek için peşinden koşmasını umdu Dicle… Gerçeğin ne olduğunu hissetseniz de onulmaz bir umutla aksini istemeye devam etmek terk edilmişlerin kaderidir belki de. Dicle de babasının onu sevmesini istemeyi kendine bile itiraf edemeden içinde bir yara gibi taşıdı durdu. Taa ki çaresiz kalıp babasından iş için kendisine referans olmasını isteyeceği güne kadar… O gün babası ona yardım elini uzatmadığında müthiş bir hınç duydu, Kıraç’a kim olduğunu ispatlamak kendine itiraf etmese de Dicle için çok önemli artık. İçten içe, yıllarca neyi kaçırdığını görsün istiyor. O yüzden Ego Ajansta tutunmak, işinde başarılı olmak için elinden gelen her şeyi yapacak, hatta bazen yapmaması gerekenleri bile yapacak.

        • 17

          Çınar Bilgin (Fatih Artman):

          Çınar, ajansın en bohem, sinemaya en saf yürekle gönül vermiş menajeri. Kıraç gibi işadamı da değil kılığı, Feris kadar jilet de değil. Biraz göbeği, bakımsız haliyle tam bir sinema insanı… Entellektüel, çok okuyan biri. Ama diğer yandan da son derece buralı, gerçek bir Anadolu insanı. 1920’lerden kimselerin adını duymadığı bir filmi de bilir ama yeri geldiğinde ağız dalaşında lan’lı lun’lu da konuşur. Kendini olduğundan başka göstermek gibi bir derdi yok. Sinema- Tv okumuş. En büyük hayali yapımcı olmakmış ama çeşitli badirelerden sonra kendini menajer olarak bulmuş. Halinden memnun. Hala arada sırada bağımsız bir filmin yapımcılığını yapmanın hayalini kuruyor. Ama menajerliği de çok seviyor. Ona kalsa sadece sinema filmlerine oyuncu vermek ister, ama tabii hayat öyle akmıyor mecburen sektörün her alanına iş yapıyor. Diyarbakırlı. Mühendis bir babanın, öğretmen bir annenin çocuğu. Sinema okumak istemesi evde tepkiyle karşılanmış. Ama Çınar inadından vazgeçmemiş. Duygusal biri, bunu da çok saklama ihtiyacı duymuyor. Kıraç ve Feris’in yanında en az sert olanı. Tahammül edemediği tek şey, sevdiği, değer verdiği filmlere kötü bir şey söylenmesi. Müşteri ile ilişkisi de aynı duygusallık üzerinden gerçekleşiyor. Onları para kazandığı bir kapı olarak değil, daha çok arkadaşları olarak görüyor. Bu bazen doğru kararlar vermesini zorlaştırıyor.

        • 18

          Feris Dikmen (Canan Ergüder):

          Feris, güzel olmaktan ziyade karaktere sahip bir yüze ve sabırlı bir spor hayatının ödülü fit vücuda sahip bir kadın. Kendine has, maskülen denilemeyecek ama asla kadınsı da olmayan bir giyimi var. Kaskatı özgüveni giyiminden, yüzünden, saçlarından fışkırıyor. Gereksiz duygusallıklardan hoşlanmıyor, kendini dümdüz ifade ediyor. Bağımsızlığına düşkün, yapış yapış ilişkileri, ağdalı aşk cümlelerini katlanılmaz buluyor. Bu yüzden olacak ilişkileri pek uzun süreli olmamış. Ama şimdilerde 40’larına yaklaşmışken birden geç mi kalıyorum paniğine kapıldı. Yani çocuk yapmaya, düzenli bir hayat kurmaya, işte kendisi dışında hemen herkese normal gelen, doğal ve hatta olması gereken sayılan hayata… Kafası karışık bu yüzden… Git geller yaşıyor, hayatını olduğu gibi seviyor çünkü, kendinden başka biri gibi davranmak istemiyor ama ya bilmediği tarafta kaçırdıkları da sevebileceği şeylerse. Feris’in aşk hayatı bu iki duygunun arasında gidip gelecek. Bir yandan vaktinin azaldığından korkacak ve daha yerleşik bir hayatı deneyecek bir yandan da tutkusunun peşinden gidip gitmemek arasında kalacak. Sert bir kadın, tuttuğunu koparmaya alışkın, Kıraç’ın aksine bunu bir hırsla değil daha çok bir çeşit aşkla yapıyor; sinema için, idealleri için, hayatı anlamlı kılmak için… Adına ne derseniz artık. İnandığı, bildiği gibi yaşamak konusunda, prensipleri konusunda çok katı, o yüzden aptallığa, beceriksizliğe de pek tahammülü yok… Menajerlik onun için bir çeşit oyun bile sayılır aslında, en iyiyi en doğru kişiyi en doğru ekibe yerleştirmek, ortaya sıfırdan yaratıcı bir şey çıkarmak ona muazzam bir keyif veriyor… Bu yüzden işini ve yaptıklarını aşırı önemsiyor. Gerçek bir işkolik. Karadenizli… İnatçılığı buradan geliyor. Öğretmen bir anne babanın kızı. Boğaziçi üniversitesinden mezun. Uluslararası İlişkiler okumuş. Kitaplara düşkün. Her şeyi ama her şeyi okumayı seviyor, bir tek şiirle arası yok. Düzenli spor yapıyor. Yediğine içtiğine dikkat ediyor, ama onu mutlu eden pis şeyleri yemekten de geri kalmıyor. Hiçbir şeyi takıntı derecesinde yapmıyor. Hayatı keyifle yaşamayı beceriyor.

        • 19

          Peride Şener (Ayşenil Şamlıoğlu):

          Ajansın en deneyimli ve eski menajeri. Müşterileri daha çok Yeşilçam oyuncuları. Ofiste herkesin çok sevdiği ve aşırı saygı duyduğu bir kadın Peride. Bilgisiyle, deneyimleriyle ayrılıyor diğerlerinden. Görmüş, geçirmiş, hırslarından arınmış. Oyuncuları görece yaşlı olduğu için daha az iş bulabiliyorlar, ama Peride aynı şevkle çalışmaya devam ediyor, her gün işine geliyor yine de. Hiç evlenmemiş, ajansta bazen fısıltıyla eski bir jönle yaşadığı kırık bir aşk hikayesinden bahsedilir. Köpeği Şanel en yakını, çocuğu gibi adeta. Doğma büyüme İstanbul’lu ama öyle alışıla geldik ağır, oturaklı İstanbul hanımefendisi değil. Komik bir kadın. Taşkın bir neşesi yok ama tatlı bir mizah anlayışı var. Hiç konuşmadan, çok defa varlığını bile hissettirmeden gizli kapılar ardında olan biteni çözebiliyor; ne de olsa yılların deneyimi bir nevi insan sarrafı olmuş artık. Nadir, Ego Ajansı ilk kurduğunda onunla bu yola çıkan ilk Peride olmuş. Nadir onun hem yol arkadaşı hem de patronu olmuş. Şimdi Peride, bugünün sinemasında ve dizilerinde yaşlı bir akraba gibi görmezden gelinen Yeşilçam oyuncularına iş bulmak için çırpınıyor.

        Haberi Hazırlayan: Elif Avcı

        BURÇLAR

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa