Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem 15 milyarlık Murat Bayrak 'kara ses'in hamisiydi'

        Taha KIVANÇ/GAZETE HABERTÜRK

        Gazetede bir haber: “Sancak Tül’ün kurucusu, eski Adalet Partisi Milletvekili, Alparslan Türkeş’in yakın arkadaşı, eski siyasetçi, ünlü işadamı 98 yaşındaki Murat Bayrak...”

        Fazla zorlanmadan anlamışsınızdır sanırım; yine bir aile arası kavga haberi bu... Babaya ait olan her şey oğlu üzerinde görünüyormuş; kızları henüz sağ olan işadamının 15 milyar TL’lik servetinden hak talep etmek üzere mahkemeye başvurmuş...

        Haberde Murat Bayrak’ın 12 Eylül sonrasında gittiği Almanya’dan 3 yıl önce ülkeye döndüğü ayrıntısı var, ama neden sürgün hayatı yaşadığı ve orada ne yaptığı bilgisi yok... Okuduğum haber beni uzun yıllar öncesine götürdü.

        Türkiye’nin farklı bir ülke olduğu günlere... Hayatı boyunca Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde vaizlik yapmış, Adana gibi büyük bir ilde herkesle iyi geçinen il müftüsü olarak tanınmış, Diyanet’te başkan yardımcılığı görevinden emekli olmuş, munis mi munis Cemalettin Kaplan’ın Almanya’da “kara ses” olarak ortaya çıktığı günlere... Cemalettin Hoca, kendisini “Milli Görüş” (MG) teşkilatıyla ilgilensin diye Almanya’ya gönderen Necmettin Erbakan’ı zor duruma düşürme pahasına açıklamalar yapmaktaydı. Kısa sürede MG’den ayrılıp “Anadolu İslam Cumhuriyeti” adıyla kendi örgütünü kurdu... IŞİD’den önce “İslam Devleti” Erzurumlu Cemalettin Hoca tarafından kurulmuştu; hem de Almanya’da...

        Bağlıları ellerinde tahta tüfekler, mitingli gösteriler düzenliyorlardı... Söyledikleri aşırı laflar müthiş bir iştahla gazete ve televizyonlara taşınıyor, ünlü meslektaşlar röportaj için hocanın Köln’de ikamet ettiği evin kapısında sabahlıyordu. Ben de kafileye katıldım. İzlenimlerim hafta boyu süren “İrticanın Almanca’sı” röportajıyla gazetede yayımlandı. Muazzam bir örgüt diye ülkeye yansıtılan yer bir apartman dairesiydi; karşı dairede ailesiyle hoca oturuyordu.

        “Almanlar ‘irtica’ konusunda müthiş hassas iken, nasıl oldu da Cemalettin Kaplan’a oturma ve örgütünü kurma izni verdi?” merakımı ilettiğim orada yerleşik dostların hepsi tek bir isim vermekteydi: Murat Bayrak... Zorlayarak görüştüğüm sürgündeki işadamı “Evet, hocanın ikamet iznini ben aldım” diyecekti. Türkeş’in yakını, eski AP’li, sonradan MHP’li Murat Bayrak, sonradan Evren’in “kara ses” lakabını taktığı Cemalettin Hoca’ya Almanya’da arka çıkmış isimdi. “Nasıl olur?” soruma kendisinden sadra şifa bir cevap alamamıştım. O zaman bile gözüme yaşlı biri görünmüştü Murat Bayrak; demek şimdi 98 yaşında ve 15 milyar TL’lik bir pir-i fâni olmuş...

        BU SAFSATALARA KİM İNANIR

        New York Times’ın pazar günleri verdiği dergi ekinde ilginç bir ayrıntılı haber yer alıyordu. Filmler ve dizilerde yıllardan beri sözü edilen, ancak literatürde “Sahte” veya “Gerçekle ilgisi yok” diye anılan “kırmızı cıva” (red mercury) efsanesiyle ilgili... Meğer IŞİD adına silah, teçhizat, tıbbi malzeme tedariki yapan birine, “Bize kırmızı cıva bul, bizden ne istersen iste” diye yaklaşılmış; o da milyonlarca dolar kazanacağı hülyasıyla Türkiye ve Azerbaycan’da arayışa geçmiş... Bulmuş da...

        Ancak, Türkiye gümrüğü mala el koymuş... Hikâye bu. “Kırmızı cıva” nükleer füze yerine geçecek bir kitle imha silahıymış, hikâyeye inananlara göre... Böyle bir silahın varlığına inananlara, günümüzün Sülün Osmanları, boyayla kırmızı hale dönüştürülmüş bir şeyleri “kırmızı cıva” diye satıp duruyorlar.

        İyi de, efsane olduğu en başta ifade edilen, hiçbir bilimsel yönü bulunmayan bu silahtan sanki mevcutmuş gibi sayfalar dolusu ayrıntılı bir değerlendirme yazısı niye yayımlanır? Çok basit bir sebepten: IŞİD örgütünün, eline fırsat geçerse, “nükleer silah” bile kullanacağını düşündürtmek için... Zaten bu hevesini saklamıyor ki IŞİD; yapmaya çalıştığı, bir “kıyamet savaşı” çıkarmak...

        Son zamanlarda izlediğim yabancı dizilerde sıkça karşılaşıyorum “kırmızı cıva” konusuyla... O olmazsa yine bir başka efsane olan dünyaya bedava elektrik enerjisi sağlayacağına dair uydurulan “soğuk füzyon” konusuyla... Herhalde bizleri saf sanıyorlar.

        POLİTİKACININ KOCASI DA KARISI DA İKTİDARI SEVİYOR

        İngilizler TV’de “mini dizi” işini iyi biliyor... “Politikacının Kocası” (The Politician’s Husband) 2 yıl önce BBC-2’de yayınlanmış, ben geçen akşam 3 bölümü arka arkaya izledim. Hem artistik değerini beğendim hem de senaryonun konusunu... Karı-koca aynı partiden milletvekilidir. Koca üstelik bakandır ve partiye genel başkan olma hevesindedir. Kendisini karısı ile çocukluk, mektep ve siyaset arkadaşı teşvik etmektedir. Arkadaşı, karısından bile fazla... Bulduğu ilk fırsatta parti liderliği için harekete geçen adamın önü, kendisine ihanet eden arkadaşı tarafından kesilir.

        Milletvekilliğinden değil, ama bakanlıktan istifa eder adam. Karşı taraf, onu daha da zora düşürmek için, boşalttığı koltuğu eşine teklif eder... Fazla anlatmayayım, belki bir kanal, siyasetin evrenselliğine iyi bir örnek teşkil eden diziyi bizde de yayına sokar. Evrensellik şurada: Siyasette vefa duygusuna yer yoktur... Rekabet ve ayak oyunları esastır...

        En yakınlar bile fırsatları kendi lehlerine değerlendirmekten çekinmez... Makyavel’in kendi devri için yazdıkları ondan sonraki asırlar boyunca tekrarlanan hakikatlerdir... Dizinin ilk bölümünün en başında şu Latince söz aktarılır: “Corruptio optimi pessima.” Anlamı: “En kötüsü, en iyilerin fesadıdır...” Bizde de politik dizilere ihtiyaç var. Doğru ve sahih siyasetin daha iyi anlaşılmasına yarayacak dizilere...

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa