İşsiz kalmamak için patron oldum
Ufuk Güldemir, Basın Kulubü'nde soruları yanıtladı
Reha Muhtar: Medyayla ilgili bir şey soracağım. Geçtiğimiz günlerde yayınlana bir röportajında, bir soruya.. Muhabirlikten başladın ve bir medya grubunun patronluğuna kadar geldin. Bu, muhabirlikten başlayıp genel yayın müdürlüğüne gitmek genelde arada bir görülen bir özellik ama medya patronluğuna gelmek pek bizim mesleğimizde görülen bir özellik değildi. Orda bu patronluk prosedürünü anlatırken bire soruya, “İyi yaptığım işlerden sonra beni ne zaman kovacaklar diye düşünmemek için medya patronu oldum” diyorsun. Senin çok başarılı ve parlak bir meslek hayatın vardı; Türk Haberler ajansı , Cumhuriyet Gazetesi muhabirliği arkasından Washington temsilciliği arkasından İstanbul’da yazı ilerinde çalışman Cumhuriyet’te, araksından Star TV genel yayın müdürlüğü, Show TV genel yayın müdürlüğü, Star TV genel yayın müdürlüğü, Milliyet genel yayın müdürlüğü, Sabah genel yayın müdürlüğü ve şimdi patronluk. Ama tabii bu süreç bu kadar basit geçmedi, o parlak başarılara rağmen gazetelerden ayrılmalar oldu, televizyonlardan ayrılmalar oldu şimdi böylesine parlak bir gazeteci kimliği nasıl olup da her dönem işsiz de kalabiliyor, mesleğin dışında da kalma durumunda kalabiliyor. Sen şu anda kendi müesseseni de gayet iyi götürüyorsun, bu demek ki elbette patronlarının da müesseselerini götürebilirdin, neydi sana bu korkuyu yaşatan şey?
Ufuk Güldemir: Hayattaki en büyük idealim patron olmak değildi. Benim en büyük idealim genel yayın müdürü olmaktı. Daha üst bir makam gözümde, hayalimde yoktu. Patron olmak gibi bir idealim yoktu ama ben patron olmak zorunda kaldım. Gazeteci olarak hür gazetecilikle ilgili başarılır mesleki hayatiyet için yeterli değil. Benim eski patronlarıma sorsanız, “Ufuk Güldemir’in gazeteciliği hakkında bir sorun var mı, ne düşünüyorsunuz?” deseniz hepsi parlak şeyler söylerler. Peki, niye olmadı? Ayrı bazı nedenler söylerler. İşte o ayrı şeylere ben ‘My way’ diyorum, onlar benim yolum. Ayrı şeyler nedir? Kiminin ‘huysuz’ diyebileceği benim ise ‘direnç’ diyebileceğim, zaman zaman, şeyler. Kiminin ‘dik kafalı’ diyebileceği, kiminin ‘siyasete aldırmıyor’ diyebileceği unsurlar. Bütün bunlar benim, ‘My way - benim yolum’ dediğim cüzzü oluşturuyor. Dolayısıyla bunlarla gazeteci Ufuk Güldemir’i bir araya getirebileceğim tek yer patronluktu. Yani ben dedim ki, ben hem gazeteci olup, hem de gazetecilikle ayakta kalınabilecek, gazetecilik dışı karakterlerin sorun yaratmayacağı tek alan kendi medyamın sahibi olmak. Yani dik başlılık, kafa tutmak gibi patronlarımın çok hoşuna gitmeyebilecek unsurlar -ki haklıdırlar- onları asla bu konuda eleştirmiyorum. Yani zaman zaman dik başlı olduğumu, inatçı olduğumu kabul ediyorum. Ama bunlar ben’dim, ben’dim, bunlar karakterimin bir parçasıydı. Onlara asla kızmıyorum, tamamen haklarıdır. Ama bu karakterimin özellikleriyle gazeteciliği örtüştürebileceğim kaçınılmaz olarak tek yer patronluktu. Patron olmaktan başka çarem yoktu. Benim için tek çare patronluktu.
Erdoğan Aktaş: Mesela Melih gelse size kafa tutsa, ya da Melih ‘This is my way Ufuk Güldemir’ dese ne yaparsınız? Yani ben şu sorunun yanıtını arıyorum. Genel yayın müdürü olarak patronla ilişkiler; patron olarak genel yayın müdürü ya da diğer arkadaşlarla ilişkiler?
Ufuk Güldemir: Şimdi tabii Melih’in bana kafa tutmadığını sanıyorsan, yanılıyorsun. İkincisi sadece Melih değil, Habertürk’te bütün arkadaşlarımız bu konuda tabii söyleyeceklerini söylüyorlar. Fakat, belki benim diğer patronlardan farkım şu: O yoldan geçtiğim için arkadaşlarımın hissiyatına daha iyi anlıyorum. Yani ‘Enterprenor’ olarak değil, gazeteci olarak, işine asılan hırslı bir gazetecinin ne hissettiğini biraz daha iyi anlıyorum diye düşünüyorum. O yüzden herhalde, Habertürk önemli bir biçimde kuruluş kadrosunu hemen hemen koruyor.