Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi Başkan'ın kâhyaları

        HT CUMARTESİ / Daphne BARAK

        Beyaz Saray’da çalışan bir kâhyanın gerçek hikâyesini anlatan “The Butler”, geçen hafta ABD’de vizyona girdi, gişede zirveye oturdu. Forest Whitaker’ın canlandırdığı Cecil Gaines, Beyaz Saray’da 35 yıl hizmet eden siyah bir uşak. Forest Whitaker, filmde Beyaz Saray’ın diğer siyah uşaklarını canlandıran Lenny Kravitz ve Cuba Gooding Jr., ABD’de siyah olmayı anlatıyor

        ABD'de yılın en çok beklenen filmlerinden, Beyaz Saray'da çalışan bir kâhyanın gerçek hikâyesini anlatan "The Butler", geçen hafta ABD'de vizyona girdi. Forest Whitaker'ın canlandırdığı Cecil Gaines, Beyaz Saray'da siyah bir uşak. 1952'den 1986'ya dek Beyaz Saray'da çalıştığı süre boyunca 8 Amerikan başkanına hizmet ediyor ve modern Amerikan tarihinin kritik dönemeçlerine tanıklık ediyor. Filmin kadrosuysa Hollywood'un Amerikan başkanları kadar popüler isimlerinden oluşuyor! Forest Whitaker'a Cuba Gooding Jr., Lenny Kravitz, Jane Fonda, Mariah Carey, John Cusack ve Oprah Winfrey eşlik ediyor...

        Başkan Kennedy döneminde patlak veren krizlerden biri de siyah öğrencilerin Alabama'da üniversiteye alınmamasıydı. Siyah öğrencileri vali kabul etmiyordu. John F. Kennedy'nin başsavcı kardeşi Robert, ırkçı Alabama valisi George Wallace'la mücadele edecekti. O siyah öğrencilerden biri olan Vivienne Malone'un kayınbiraderi Eric Holder, şimdi ABD'nin ilk siyah başkanı Barack Obama'yla birlikte çalışıyor. Başsavcı Eric Holder, zamanın epey değiştiğinin kanıtı... İşte "The Butler"da Başkan Kennedy'den Nixon'a ve baba Bush'a, 8 Amerikan başkanının güvenilir uşağı Cecil Gaines, değişen zamana tanıklık yapıyor. Ben de filmde siyah uşakları oynayan 3 aktör, Forest Whitaker, Cuba Gooding Jr. ve Lenny Kravitz'le konuştum. Afro-Amerikan olmanın onlar açısından ne ifade ettiğini sordum.

        'OKULA GİDİNCE SİYAH OLDUM'

        Malumunuz, Lenny Kravitz (49) ünlü bir rock'çı olarak Hollywood'da Nicole Kidman gibi birçok güzel kadınla birlikte oldu. Kravitz "The Butler"da parlayan oyunculuk hikâyesiniyse şöyle anlatıyor: "Okula gidene kadar ırkçılıkla karşılaşmadım. Aslında ben melezim. Babam Rus asıllı bir Yahudi. Annem Afro-Amerikan, Bahamalı. Tanınmış bir aktristi annem. Sanat dolu bir evde büyüdüm. Annem beni hayata hazırlamaya çalıştı. Evin dışında siyah olmaktan bahsetti. İşte okula gidince siyah oldum."

        Ancak Kravitz, "The Butler"da oynadıktan sonra bu çağda yaşadığı için şanslı olduğunu anlamış. "Siyahların nelerle karşı karşıya kaldığını yeni anladım. Doğduklarından beri farklı muamele görmeye katlanmaları gerekiyor. Bu filmde oynarken onların yaşadıklarını hissedebildiğim için minnettarım." Peki nasıl oldu da ünlü müzisyen kendini Hollywood'un en zengin kadrolarından birinin içinde buldu? Kravitz, yönetmen Lee Daniels'la birkaç yıl önce New York'ta bir restoranda tanışmış. "Lee, annemi tanıdığını ve onun çok iyi bir aktris olduğunu söylemişti. Gözyaşlarımı tutamamıştım. Sonra benim de oyunculuk yapma niyetim olup olmadığını sordu. Düşünmeden 'Evet' dedim."

        Yönetmen Lee Daniels'ın "The Butler"da oynattığı bir diğer ünlü müzisyense Mariah Carey. Kravitz, Mariah'la birlikte oynamanın ona çok yardımcı olduğunu söylüyor. "Mariah o büyüleyici görüntüsünü bıraktı ve filmde hırpani bir kılığa büründü. İki müzisyen birbirimize arka çıktık ve bu sayede yakınlaştık da..." Kravitz'e, kariyerinde oyuncu olarak devam etmeyi düşünüp düşünmediğini sordum. "Müziği, şarkı yazmayı, sahneye çıkmayı seviyorum. Hayranlarıma ben de hayranım. Bir aktrisin oğlu olarak müziği seçtim ama şimdi oyuncu olarak da ciddiye alınıyorum. Bu yüzden kafam biraz karışık. Müziğe devam edeceğim kesin. Ama artık hayatımda oyunculuk da var."

        'FİLMDEN SONRA, GÜLMEK İSTEDİK'

        "The Butler"ın bir diğer uşağı, Oscar ödüllü aktör Cuba Gooding Jr. da Afro-Amerikalı olarak, bu filmde, bildiği ama hiç tatmadığı hisleri yaşadığını söylüyor. Cuba'ya hiç ırkçılıkla karşılaşıp karşılaşmadığını soruyorum. Bir süre sessiz kalıyor. Sonra detaylıca cevaplıyor. "Ailem şov dünyasındaydı, dolayısıyla daha özgür bir ortamda büyüdüm. Ama bu filmde çocukluğuma döndüm ve o yılları hatıralarımdan çıkardığımı fark ettim. Evet, ırkçılıkla karşılaştım. Ama şimdi, çocuklarım benimkinden daha iyi bir ortamda yetişiyor. Yine de bu filmi izledikten sonra çocuklarım da kendi kökenlerini ve dedelerinin verdiği insan hakları mücadelesini düşünmeye başladılar."

        Cuba, bu yüzden "The Butler"da rol almanın farklı bir anlam ifade ettiğini söylüyor. "Film bizim tarihimizi anlatıyor. Aslında bu, hüzün dolu bir tarih. Bu yüzden filmden sonra biraz gülmeye ihtiyaç duyduk. Büyük bir parti verdik." Peki filmin taşıdığı o ciddi mesaj neydi? Cuba, "Obama'nın başkan seçilmesi sürpriz değil" diyor. "Afro-Amerikan bir başkanımız olması tarih bilen kimse için sürpriz olmamalı. Bir şekilde gerçekleşmesi gereken bir durumdu bu."

        'BAŞKAN'IN KÂHYASI OLMAK SESSİZ KALMAK DEMEK'

        Filmin başrolünde Forest Whitaker var. Whitaker, 2007'de "İskoçya'nın Son Kralı" adlı filmde Idi Amin'i canlandırdığı performansıyla en iyi aktör Oscar'ını almıştı. Sidney Poitier, Denzel Washington ve Jamie Foxx'tan sonra altın heykelciği kaldıran 4'üncü Afro-Amerikalıydı. Ama son 6 yıldır pek ortalarda gözükmüyordu. Forest Whitaker, mütevazi bir tavırla Poitier, Washington ve Foxx'un ona başarının yolunu açtığını söylüyor. Ama bu sefer, "The Butler"da canlandırdığı Başkan'ın kâhyası Cecil Gaines rolüyle Whitaker kariyerinde tarih yazacağa benziyor. Whitaker bu sıralar inanılmaz olumlu eleştiriler topluyor. Ancak Forest Whitaker, Cecil Gaines'e hayat vermenin pek de kolay olmadığını anlatıyor. Whitaker, "Oynadığım karakterlere bürünmek, onları hissetmek benim epey zamanımı alır. Bu, bir çeşit ruhsal seyahat gibidir. Kulağa garip gelse de ben karakterlerime böyle bağlanırım." diyor.

        Oscar ödüllü oyuncu, Cecil Gaines'le bütünleşmesinin ise geçmiştekilerinden çok daha fazla zaman aldığını ve onu epey zorladığını itiraf ediyor: "Kâhyanın çok zorlu bir kişiliği var. Uşaklığının yanında bir diğer mesleği, Beyaz Saray'da gördüklerini, yaşadıklarını kimseye söylememek. Öte yandan olan biteni görürken orada olduğunu da hissettirmemek. Yani Beyaz Saray'da kâhyalık yapmak, sessiz kalmak demek. Bu adamı canlandırmak için kendi kişiliğimden kurtulmam gerekiyordu bu yüzden. Sonra Cecil'e dönüştüm, hiçbir direnç göstermeden onunla bütünleştim." "Peki ya Cecil Gaines'e dönüştükten sonra" diye soruyorum. Şöyle cevaplıyor: "O zaman karşıma alkolik eşim Gloria (Oprah Winfrey) ve isyankâr oğlum çıktı. Aslında oğlum insan hakları için savaşıyordu, kendi jenerasyonuyla birlikte mücadele ediyordu. Ama ben Amerikan Başkanı için çalışıyordum. Eve ekmek getirmemin yolu Başkan'a hizmet etmekti. Ve bununla gurur duyuyordum."

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa