Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik "CHP ve MHP ankesörlü telefon gibi, Ak Parti ise..."

        Türkiye'de ne kadar siyasi başarı varsa, ne kadar ekonomik başarı varsa, Türkiye dış politikada ne kadar itibarlı hale geldiyse bunun yegane kurucusunun millet olduğunu vurgulayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, şunları söyledi:

        Çelik: ''Bizler sadece işin vitriniyiz. Dolayısıyla biz sizlere zaten sizin gerçekleştirilmesini istediğiniz bizim de gerçekleştirdiğimiz bu politikaları anlatmak için bu salon toplantılarını yapıyoruz.

        Geçmişte hatırlayın, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Amerika'ya gidip Amerikan Başkanı ile görüşürken günlerce manşet olurdu, bazı başbakanlar, Washington'da otellerde kamp kurar randevu beklerdi. Gelişen olaylar karşısında Türkiye'nin kimden yana olacağı konuşulurdu. Bugün ise Türkiye'nin nasıl bir tavır izleyeceği konuşuluyor.''

        Çelik, AK Parti kurulduğunda 'AK Parti dünya markası olacak' dediklerini hatırlatarak, ''Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin AK Parti'yi bilmeyen yoktur. Eskiden birçok dünya ülkesine gittiğinizde İstanbul'u bilirlerdi. Bugün İstanbul'dan daha meşhur hale geldi Türkiye markası olarak'' dedi.

        AK Parti'den önce birtakım partilerin ''Türkiye'nin modern değerlerini'', bir kısmının ''Geleneksel değerlerini temsil ediyoruz'' diye oy istediklerini anlatan Çelik, ''Ama AK Parti geldi ne yaptı dedi ki: 'Tarihimiz, medeniyet, manevi mirasımız da bizimdir'. Bunlar arasında çatışma yoktur, bunlar arasında kavga yoktur. Bunlar bu büyük milleti var eden bu ağacın kütükleri, gövdesi ve dallarıdır, bir bütündür'' diye konuştu.

        Türkiye'nin kendi geçmişi ile barışmasını, geleceğine daha güçlü yürümesini sağlayan bir siyasi hareketi, halkın oluşturduğunu vurgulayan Ömer Çelik, şöyle devam etti:

        ''Bu siyasi hareketi oluştururken yaptığımız bütün çalışmalarda her yerde bize üç şey söylediniz: 'İnsanların bu ülkede özgürce, kimseden korkmadan haklarından hürriyetlerinden yararlanacakları ülke olsun, faili meçhul cinayetler olmasın, binlerce genç işkencelerden geçmesin. Dünyanın çağdaş ülkeleri gibi demokratik hak ve hürriyetlerden doya doya faydalandığımız yer olsun' dediniz. Biz bu talimatı aldık. Türkiye'de insan haklarını, hukuk devletini gerçekleştirmek için var gücümüzle çalıştık. Milletin iradesinden başka hiçbir iradenin sandığa ipotek koyma hakkı yoktur. Bunu bir defa denemeye kalktılar, Hükümetimiz; 'Ben milletin emanetine sahibim, bu emanete sahip çıkma konusunda hiçbir gücü dinlemem' dedi ve muhtıra kağıt parçasına dönüştü.''

        ''SAHTE MİLLİYETÇİLİĞİN FOYASI ORTAYA ÇIKTI''

        Çelik, önceki günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, Ceyhan'daki bir açılış töreninde yaptığı konuşmayı da hatırlatarak, şunları kaydetti:

        ''Sayın Devlet Bahçeli buralara geldi, yolsuzluklardan bahsediyor, Türkiye'nin soyulduğundan bahsediyor. Bahçeli çoğu kez olduğu gibi bu konuda da altı boş olan birtakım sözlerle konuşuyor. 2001'de kriz olurken insanımızın cebindeki para erirken, faizler yükselirken, ülke soyulurken bir grup fakirleşip, bir grup zenginleşirken o zaman Bahçeli, milletin soyulmasını seyretti. Bu ülkenin soyulmasına izin verdiler. Şimdi gelmişler yolsuzluklardan bahsediyorlar, gerçek milliyetçilik milleti soymaya teşebbüs edenlerin karşısına dikilmekle olur, destek vermekle olmaz.

        Bu milletin soyulmasına niçin göz yumduklarını önce millete açıklayacaklar sonra yolsuzluklardan bahsedecekler. Önce 2001 krizinin hesabını verecekler, bu hesabı vermeden söz söyleme hakları olur mu? Gerçek milliyetçilikle ilgisi olmayanlar, milli duruşu ile ilgisi olmayanlar boş sözler üzerinden bize milliyetçilik yapmaya kalkıyorlar. Bu sahte milliyetçiliğin foyası ortaya çıkmıştır.

        Geçenlerde hatırlıyorsanız Başbakan'a, 'Türkiye'de bugün bu kadar sorun varken ne işiniz var Lübnan'da' diyorlar. Böyle bir milliyetçilik olur mu? Daha 100 yıl evvel oralarda Bosna'da, Bakü'de, Bağdat'ta, Lübnan'da bizim milli varlığımız vardı, şimdi de devam ediyor. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok, İstanbul'un Ankara'nın kaderi, Ceyhan'ın Adana'nın kaderi, Van'ın kaderi, Bağdat'ın kaderinden ayrı değildir. Beyrut'un, Bosna'nın kaderinden ayrı değildir. Bu millet kendi kaderini Bakü'nün kaderi ile Bosna'nın kaderi ile bir tutan millettir.''

        "CHP VE MHP ANKESÖRLÜ TELEFON GİBİ, AK PARTİ İSE..."

        ''CHP ve MHP'nin siyaset anlayışı ekonomi anlayışı, Türkiye vizyonu hani bu santral memurelerinin bağladığı ankesörlü telefonlar var ya ona benziyor. AK Parti'nin Türkiye vizyonu ise 3G teknolojisi ile çalışan ıphone telefon gibidir'' dedi.

        Çelik, partisinin Adana'nın Çukurova ilçe teşkilatının 10. Danışma Meclisi Toplantısı'na yaptığı konuşmada, CHP ve MHP genel başkanlarının Adana'da mitingler veya yaptıkları toplantılarda ortak söylemleri dile getirdiklerini belirtti. Çelik, şöyle konuştu:

        ''Bu söylemlerinin en önemli olanlarından biri şuydu: 'Siz AK Parti döneminde bir sürü hizmet yapıldığını anlatıyorsunuz. Ama birçok şeyi sanki ilk defa siz yapmışsınız, sizden önce hiçbir hükümetin buna katkısı olmamış gibi konuşuyorsunuz. Halbuki sizden önce de bir sürü şey yapıldı.' Kuşkusuz tarih bizle beraber başlamadı biz bunu bilecek kadar siyasi ve toplumsal idrak sahibiyiz. Türk siyasi tarihini de biliyoruz. Fakat birçok şeyin bizle başladığını ifade ederken biz niceliksel bir şeyden bahsetmiyoruz, niteliksel bir şeyden bahsediyoruz. Aradaki fark da şöyle bir fark, kuşkusuz telefonu biz icat etmedik. Telefon her zaman vardı. Fakat CHP ve MHP'nin siyaset anlayışı, ekonomi anlayışı Türkiye vizyonu hani bu santral memurelerinin bağladığı ankesörlü telefonlar var ya ona benziyor. AK Parti'nin Türkiye vizyonu ise 3G teknolojisi ile çalışan ıphone telefon gibidir. Aradaki fark ilk çağla orta çağla ileri çağ arasındaki fark kadar büyüktür.''

        Çelik, MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin gezdiği birçok yerde vurguladığı gibi bir grup konuşmasında da başbakana hitap ederek ''ne işiniz var Lübnan'da ne işiniz var Şili'de ne işiniz var Brezilya'da'' dediğini ifade ederek, şöyle devam etti:

        ''Şimdi tabi bunların vizyonu Misak-ı Milli sınırlarını aşamıyor. Hatta Misak-ı Milli'nin içinde de Sivas'ın doğusunu geçemiyor. Halbuki gerçek bir Türkiye vizyonu şunu gösterir: Sizin Türkiye'nin çıkarlarını korumak için, Türkiye'nin bekasını garanti altına almak için, ekonomisini güçlü kılmak, dış politikanızı güçlü kılmak için bütün bir küresel vizyona sahip olmanız gerekir. O küresel vizyonun içerisine bölgesel çıkarlarınızı yerleştireceksiniz o bölgesel çıkarların içerisine de Türkiye'nin milli çıkarlarını yerleştireceksiniz.''

        Türkiye'nin tabii coğrafyasının, tabii manevi değerlerinin bunu talep ettiğinin altını çizen Çelik, ''Mesela bazı illere gidersiniz, o ilin milletvekili olmasanız bile kuşkusuz vatandaşlarımızın hakkıdır şeyler talep ederler. Derler ki; 'şuraya bir okul yapılsa iyi olur, buraya hastane yapılsa iyi olur, spor tesisi yapılsa iyi olur'. Kırım'a gittiğinizde Türkmenistan'a gittiğinizde Bosna'ya gittiğinizde size 'buraya bir okul yapılsa iyi olur' demezler, 'buraya bir okul yapmanız lazım' derler. Bosna'ya gittiğiniz de 'Buraya bir cami yapmanız gerekir' derler. Bizim buna mecbur olduğumuzu düşünürler. Haklıdırlar, çünkü onların gözünde Türkiye büyüktür bunları yapacak kudreti vardır. Kendi ülkenizin içinde insanınız bazı taleplerde bulunurken tereddütlü cümleler kurduğu halde oralarda kesin cümleler kurulur. Çünkü onlar bilirler ki; tarih emretmektedir, coğrafya emretmektedir, strateji emretmektedir ve siyaset emretmektedir ki Türkiye güçlü olmak zorundadır'' diye konuştu.

        Çelik, insanların oraya Türkiye'nin güçlü olduğu zamanlarda Anadolu'nun bekçisi olarak gittiklerini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

        ''Size derler ki: Biz buralarda yaşıyoruz burası bizim vatanımız. Ama bizim asli görevimiz burada, biz Anadolu'nun nöbetini tutuyoruz. Şimdi siz bırakın siyaseti stratejiyi başka işleri böylesine büyük bir manevi coğrafyanın böylesine büyük bir medeniyet havzasının merkeziyken cazibe unsuru iken MHP Genel Başkanı çıkıyor diyor ki: Sayın Başbakan Türkiye'nin içinde bu kadar sorun varken niçin Lübnan'a gidiyorsun, Brezilya'da ne işin var. Tam tersini sorması gerekirdi. Bugün tam tersi vatandaşımızın şunu sorması gerekirdi: Şimdiye kadar niye gitmediniz? Şimdiye kadar oralarda niye var olmadınız?''

        Asıl sorulması gerekenin ''Biz niçin oralarda yokuz? Oralarda niçin var değiliz''in olması gerektiğini anlatan Çelik, şunları söyledi:

        ''Oralar buraya her zaman güçlü bir ülke güçlü bir medeniyet gözüyle baktılar. Kurtuluş savaşını verirken ne düşündüler biliyor musunuz? Onlar Kurtuluş Savaşı'na destek verirlerken Anadolu'yu kurtardıklarını düşünmediler, Anadolu'yla birlikte kendi varlıklarını da kurtardıklarını düşündüler. Çünkü onlar şunu biliyordu, İstanbul yoksa Bosna yok, Diyarbakır yoksa Bağdat yok, Erzurum yoksa Bakü yok. Asıl milliyetçilik bu idraki anlatması gerekmez miydi? Ama bunlar milletten koptukları için milletin manevi ruh kökünden koptukları için milletsiz milliyetçilik yaptıkları için şunu anlamıyorlar; Bosna sıkıntıya düşerse, Beyrut sıkıntıya düşerse, Bakü sıkıntıya düşerse Türkiye rahat etmez bizim insanımız kendisini huzur içinde hissetmez. Bunu anlayamadıkları için milletin bu büyük manevi coğrafyasını anlayamadıkları için milletin büyük bu ruh köküyle bağlı olan stratejiyi anlamadıkları için işte bugün yapılanı da anlamıyorlar.

        Bağdat'ın, Beyrut'un ve Bosna'nın sokaklarında gezdiğinizi düşünün ve karşıdaki insanlara seslenin bir Türk bayrağı gösterin onlara, size iki kelimeyle cevap verecekler, Türk bayrağı gösterdiğiniz zaman 'Türkiye diyecekler, Recep Tayyip Erdoğan' diyecekler. Veya siz onlara Recep Tayyip Erdoğan deyin, Türkiye deyin onlar size Türk bayrağı sallayacaktır. Bugün Kurtuluş Savaşı'nı biz verirken ne demiştik; Kurtuluş savaşımız mazlum milletlere örnek oldu demişiz, mazlum milletlere önderlik etti demişiz.''

        AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, ''2023'ten sonraki dönemde Avrupa'da iki tane ekonomi ayakta kalacak, Avrupa ve bölgeye yön verecektir. Biri Türkiye diğeri de Almanya'' dedi.

        Çelik, partisinin Çukurova ilçe teşkilatının 10. Danışma Meclisi Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, bugün Türkiye'nin dünyanın bir çok açıdan cazibe merkezi olduğunu söyledi.

        Çelik, ''Bütün bu Ortadoğu'daki olayları bir kenara bırakın. 11 Eylül'den sonra bütün dünyada güvenlik gerekçesiyle demokrasiden, özgürlüklerden, açık toplumdan, hürriyetler rejiminden taviz verilirken, dünyada demokratik ülkeler içerisinde bir tek Türkiye demokrasiden taviz vermemiştir, güvenlik adına demokrasiden bir eksiltme meydana getirmemiştir. Tam tersine demokrasiyi güçlendirmiştir. Bu bir tek Türkiye'de olmuştur. Bu bakımdan cazibe merkezidir'' diye konuştu.

        İktidara geldikleri dönemde Türkiye dünyanın 23. büyük ekonomisi iken, bugün G20 içerisinde, dünyanın 17. büyük ekonomisi olmuştur. Bütün göstergeler şunu göstermektedir; bunu size hayali olarak söylemiyorum, bunlar rakamlarla hesaplamalarla ortaya konulmuş gerçeklerdir, 2023 yılı içerisinde Türkiye dünyanın ilk 5 ekonomisi içerisinde olacaktır. Ve üstelik yine rakamların gösterdiği bir şey vardır. 2023'ten sonraki dönemde Avrupa'da iki tane ekonomi ayakta kalacak, Avrupa ve bölgeye yön verecektir. Biri Türkiye diğeri de Almanya'' dedi.

        Çelik, yaşanan gelişmelerin halkın yapılan siyasi reformlara destek vermesiyle sağlandığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

        ''Bu partiyi siz kurmasaydınız, hatta bu partinin adını bile siz koymasaydınız böyle büyük bir kudret ortaya çıkmazdı. Siz neyi başardınız biliyor musunuz? Daha önceden Türkiye'de ülkenin geleneğine vurgu yapan partiler bir tarafta duruyordu, Türkiye'nin modernleşmesini isteyen partiler bir tarafta duruyordu. Türkiye'nin doğulu kimliğine vurgu yapan partiler bir tarafta duruyordu, batılı kimliğine vurgu yapanlar başka bir tarafta duruyordu. Siz şunu başardınız, dediniz ki; 'Biz ne doğulu ne de batılı olma tercihinde bulunma zorunda değiliz. Hem doğulu hem batılıyız. Biz kendi geleneğimiz ile evrensel değerler arasında sentezi yaratabilecek kudrete sahibiz dediniz' ve sonuçta AK Parti ortaya çıktı. AK Parti 3 tane kavram arasındaki çatışmayı ortadan kaldırdı. Bu 3 kavramı Türkiye'nin milli güç unsuru haline getirdi. Gelenek, kimlik ve modernlik. Gelenek ve modernlik çatıştığı zaman Türkiye'de kimlik çatışması ortaya çıkıyordu. Bu millet kendi kimliğiyle ilgili çatışmalar içerisinde boğuluyordu. Siz gelenek ve modernlik arasında bu köprüyü kurarak şu an bütün dünyaya model olan bir parti yarattınız.''

        Çelik, kendilerinin hiç kimseye model ihracı arayışı içinde olmadıklarını ifade ederek, ''AK Parti bölge için modeldir de demiyoruz. Öyle birilerinin Türkiye'ye karşı yaptığı psikolojik hareket unsurları olan, bizim bölgeyle aramıza girmeye çalışan bir takım kavramların peşinde de değiliz. Biz bölge barışı istiyoruz. Biz istikrar istiyoruz. Biz bütün bölgemizde zenginlik istiyoruz'' dedi.

        ''TAHRİR MEYDANI'NI DOLDURAN GENÇLER BİZİM KARDEŞLERİMİZ''

        Mısır'daki gelişmelere de değinen Çelik, ''Tahrir Meydanı'nı dolduran gençler bizim kardeşlerimiz, canlarımız. Bunu gördüler, baktılar ki; etraflarına Türkiye'de AK Parti diye bir parti var. Bu parti demokrasi ile barışık, hatta barışık olmanın ötesinde demokratik değerleri en yüksek standartlara ulaştıracak bir performans göstererek bütün dünyanın gözünde bir cazibe merkezi haline gelmiş'' dedi.

        Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

        ''Hukuk devleti, açık toplum düzeni, hak ve hürriyetler düzeni, evrensel değerler bütün bunlarla barışık bir parti var. Üstelik bu parti Türkiye'yi geleneği ile de barıştırıyor. Dolayısıyla gelenek ve modernlik arasındaki çatışmayı ortadan kaldırıyor. Demek ki evrensel değerlerle barışmak kendi milli kimliğinden taviz anlamına gelmiyormuş. AK Parti dünyaya şunu gösterdi. Evrensel değerlerle barışarak aslında milli kimliğinizi daha kuvvetli hale getirirsiniz. Bunun da başka bir yolu yoktur. MHP gibi gece gündüz korku yayarak, milletin özgüvenini sakatlayarak, kendi korkularınızı bir siyasete dönüştürerek ortaya çıktığınızda esasında milli kimliğinizi de koruyamazsınız. Tahrir Meydanı'nda o çocuklar bunu gördüğü zaman kendi geleneği ile barışık ama aynı zamanda modernliğin yüksek standartlarını yakalayan, evrensel değerleri yakalayan bir siyasi parti ortaya çıktı. Bunun talimatını siz verdiniz. Ve AK Parti böyle kuruldu. Ve 'bu değerlerle, bu değerlerin yaşattığı siyasi modellere biz niye kavuşmayalım' dediler. Bugün ne diyorlar sokaklarda, 'özgürlük diyorlar, onur diyorlar, ekmek diyorlar'. Fransız devrimi 1789'da eşitlik, özgürlük ve kardeşlik demişti Tahrir Meydanı'ndaki çocukların istedikleri başka bir şey yok. Gidin bakın El-Cezire'yi, CNN'i, BBC'yi seyredin. O kardeşlerimizle röportaj yaptıklarında nasıl bir ülke, nasıl bir dünya istiyorsunuz dediklerinde 'Türkiye gibi istiyoruz' Ama hangi Türkiye. İşte Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'nun anlamadığı bu. 2002'den sonra AK Parti sayesinde ortaya çıkan Türkiye'yi istiyorlar.''

        BATILI DEVLETLERE DEMOKRASİ DERSİ

        Tüm bunlara karşı ''eksen kayması'', ''Türkiye yönünü doğudan batıyor çeviriyor, Türkiye batıdan kopuyor'' denildiğine işaret eden Çelik, ''Bugün gördük ki bütün batılı devletler Sayın Başbakanımızı arayarak bu bölgelerde ne yapalım diye soruyorlar'' dedi. Çelik, şöyle konuştu:

        ''Şunu unutmayın. 'Türkiye yönünü batıdan doğuya çeviriyor' diyenler, yani Türkiye demokratik değerlerden kopuyor diye propaganda yapan bir takım batılı demokratik devletler, diktatörlük rejimlerine tam tavır alamazken, evrensel değerleri demokrasi ve hukuk devleti gibi değerlerden yana tavır alarak diktatörlüklere tavır koyan ilk yine Sayın Başbakanımızdır. Batılı devletlere demokrasi dersi veren biz olduk, sokaktan yana olmak gerektiğini gösteren yine biz olduk. Tabii İslam dünyası açısından da çok müthiş bir gelişme yaşandı. Yıllardan beri İslam dünyasının önde gelenleri bir takım istisnaların dışında sürekli olarak 'fitne çıkmasın kaos çıkmasın' diye otoriteden yana tavır koyarlardı ama Türkiye kendi değerlerini koruyarak özgürlüklerden yana bir dünya yaratılabileceğini dünyaya gösterdikten sonra Tahrir Meydanı'ndaki çocuklardan yana diktatörlüklere karşı İslam alimlerinin birçoğundan ses yükselmeye başladı. Yani bazıları 'İçtihat kapısı Gazali'den sonra kapanmıştır' derler ya. Gazali'den sonra kapanan içtihat kapısı Tahrir Meydanı'nda yeniden açıldı. Tahrir Meydanı'nda açılan içtihat kapısı özgürlüğü, demokratik değerleri açtı. Ve bu insanların kendi özgür kimlikleriyle yaşama hakkını bizim önümüze getirdi. Bakın oradaki tabloya baktığınızda bir şey görüyorsunuz. Twitter ve Facebook üzerinden modern iletişim teknolojileri üzerinden örgütlenen bu çocuklara Mübarek rejiminin adamları develerle saldırıyor. Bir yanda develerin sembolize ettiği gerici zihniyet, bir yanda Facebook gibi iletişim teknolojileri üzerinden örgütlenerek ileri bir çağı savunanlar. İşte biz diyoruz ki; o develerle saldıranların temsil ettiği zihniyeti Türkiye'de kim temsil ediyor. 'Ordu bir kağıttan kaplandır' diyerek ordunun aslında darbe yapması gerektiğini söyleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı söylüyor.''

        AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, CHP'li yöneticilerin birbirine karşı komplo kurduğunu savunarak, ''AK Parti binaları Türkiye'nin geleceğini, milli birlik ve kardeşliğini temsil ederken bunlar kabile kavgalarını temsil ediyorlar'' dedi.

        Çelik, Adana'da partisinin Çukurova ilçe teşkilatının 10. Danışma Meclisi Toplantısı'nda, AK Parti teşkilatlarının salonlarında büyük bir sinerji içerisinde Türkiye için çalışmaların yapıldığını söyledi.

        CHP'de de farklı salonlarda farklı çalışmaların yapıldığını ifade eden Çelik, ''Ama ne için yapılıyor, hangi genel başkan yardımcısına ya da hangi genel başkana, önceki sonrakine, sonraki öncekine nasıl komplo kuracak diye yapılıyor. Bunları bugün ortaya çıkan şeylerden görüyoruz. AK Parti binaları Türkiye'nin geleceğini, milli birlik ve kardeşliğini temsil ederken bunlar kabile kavgalarını temsil ediyorlar'' diye konuştu.

        Bir ülkenin ve toplumun kimliği yoksa hiçbir şeyinin olamayacağını vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

        ''Bunlara soruyorsunuz, 'sizin tarifiniz nedir'. Birisi diyor ki 'ben milliyetçiyim'. Bu nasıl milliyetçiliktir ki etrafında gelişen bütün bu dalgalara ve devrimlere söyleyecek hiçbir sözün olmayacak. Türkiye'nin ekonomik meseleleriyle ilgili söyleyecek bir tane sözün olmayacak. Türkiye'nin demokratik meseleleriyle ilgili bir paragraf sözün olmayacak. Ondan sonra çıkacaksın gece gündüz İmralı aşağı, İmralı yukarı. Utanmadan 'hükümet İmralı ile pazarlık yapıyor' diye iftira atacaksın.

        Halbuki Türkiye'de olağanüstü hal bölge valiliği yüzünden bütün sorunların karmaşıklaşmasının, oradaki olumsuz uygulamalara imza atılmasının, Türkiye'nin 2001 yılında siyasi tarihinin gördüğü en büyük kriz ile karşılaşmasının sorumlusu kimler, kendileri. Bunun neresi milliyetçilik oluyor. Bırakın bizim eleştirilerimizi kendisine bir ayna tuttuğumuzda gördüğümüz şey şu oluyor, o aynada milliyetçilik falan görünmüyor.

        Milliyetçilik şudur, biz Türk dünyasının, İslam dünyasının her yerinde varız. Her yerinde var olduğumuz gibi eserlerimizle varız, politikalarımızla varız. Türkiye'nin en büyük ihracatı siyasi istikrardır. Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Ortadoğu'da kötü bir alışkanlık vardır. Devletler etraflarındaki istikrarı bozarak kendi güvenliklerini garanti almaya çalışırlar. Bir tek Türkiye, etrafına istikrar ve barış yaymaktadır. Bakın şu an Türkiye'nin ne kadar büyük bir vizyona sahip olduğunu, nasıl bir barış vizyonu ürettiğini göstermesi bakımından bu büyük bir öz güvendir. Dış politikamızın ve iç politikamızın en önemli manevi kavramı öz güvendir, millete güvenmek, milletin öz güvenini artırmak.''

        ''MHP gece gündüz korkuyor'' diyen Çelik, ''Yaprak kıpırdasa 'Türkiye bölünecek' diye korkuyorlar, yağmur yağsa 'Türkiye bölünecek' diyorlar. Korkularından başka bir sermayeleri yok. O yüzden öz güvenleri yok. O yüzden tek yaptıkları iş milletin öz güvenini sakatlamaktan ibarettir. Dolayısıyla bu milliyetçilik değildir. Bu milliyetçiliğin içinde millet yoktur. Milliyetçilik millet ile yapılır. Milletle yapılmayan milliyetçilik sahte milliyetçiliktir'' şeklinde konuştu.

        HALKÇILIK-CUMHURİYETÇİLİK

        Çelik, CHP yöneticilerinin de ''Ben halkçıyım, cumhuriyetçiyim'' dediğini ifade ederek, cumhuriyetin esasının ''halkın kendi kendini yönetmesi'' olduğunu belirtti.

        CHP'nin bu anlayışta olmadığını savunan Çelik, şöyle devam etti:

        ''Senin genel başkan yardımcın çıkıyor orduya, 'kağıttan kaplan diyor', darbe yapmadığı için. Darbe en büyük ahlaksızlıktır, en büyük suçtur. Darbe meşruiyetini milletten alan bir silahlı kuvvetlerin millete silah çekmesidir. Hiç bir şekilde meşru değildir.

        Türk ordusu her zaman hukuka bağlı olduğunu, özellikle bizim iktidarımız zamanında her vesile ile söylüyor. Ama bir anayasa hukukçusu olan genel başkan yardımcısı çıkıp 'hukuka niye bağlısın' diyor, orduya. Hukuka bağlı olduğu için onu kağıttan kaplan olmakla eleştiriyor.''

        Danıştay saldırısı da dahil birçok olaydan hükümeti sorumlu tutmaya çalışanların bulunduğunu ifade eden Çelik, ''Ama bakıyorsunuz ki bunların arkasından nasıl oyunlar var, bunların ucu nereye kadar ulaşıyor. Bizden önce niçin siyasi iktidarlar bu Ergenekonlar, bu çetelerle darbe oluşumlarıyla mücadele edemediler. Aradaki fark şu, millete güveneceksiniz, milletle beraber yürüyeceksiniz ve bedelini ödemeye dönük bir cesaretiniz olacak. Biz bu emaneti sizden aldığımız için bu gereğini yerine getirme konusunda cesaretimiz tamdır. Ve bu yoldan zerre kadar sapmamız mümkün değildir. İktidarın bu bakımdan önemi yoktur. Önemli olan sizin emanetinize sahip çıkmaktır'' şeklinde konuştu.

        "MİLLETİN BÜTÜN KATMANLARINDAN OY ALIYORUZ''

        Tüm illerden milletvekili çıkarmak ve sadece belediye başkanlıklarının büyük bir kısmını almakla yetinmediklerini ifade eden Çelik, ''Biz milletin bütün katmanlarından oy alıyoruz. O sebeple belli bir sosyal katmanın partisi değiliz. Biz bir merkez partisiyiz. Toplumun bütün unsurlarından, bölgesinden oy alıyoruz'' dedi.

        Toplumda var olan bütün renkleri barındırdıklarını vurgulayan Çelik, her sosyal kesimin, milli birlik ve kardeşlik projesi içerisinde taleplerinin siyasette yer bulmasını istediklerini belirterek, şunları kaydetti:

        ''Ne oldu sonuçta. MHP tuttu bu demokratik reformlara karşı çıktı. Buna karşı neyi önerdi, olağanüstü hal bölge valiliğini önerdi. 'Yeniden gündeme gelebilir' dedi. Türkiye'nin geldiği demokratik standartlar ve demokratik olgunluk içerisinde olağanüstü hal bölge valiliği gibi geride kalmış uygulamaları gündeme getirmek Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülüktür. Bu millete baskı getirir, bu milletin hak ve hürriyetlerinden uzaklaşmasından başka bir sonuç doğurmaz.

        Bunlara deyin ki 'içinde İmralı geçmeyen, Öcalan geçmeyen bir tane cümle kurun', Devlet Bahçeli'nin kuracağı bir tane cümle yoktur.''

        Kürt vatandaşların hakkını, hukukunu koruduğunu söyleyen BDP'nin de demokrasi ile ilgili adımlar atıldığı zaman, sorunlar çözülmeye çalışıldığı zaman, terör örgütünün sözcülüğüne soyunduğunu anlatan Çelik, şöyle devam etti:

        ''İçinde İmralı, Öcalan geçmeyen 'tek bir cümle kur' deyin, bunlar da tek bir cümle kuramazlar. Aylardan beri 'devlet silah bıraksın, operasyonlar dursun' diyorlar. Ama nasıl ahlaki iki yüzlülük içinde olduklarını kendileri itiraf ettiler. Terör örgütü 'eylemsizlik kararına son veriyorum' dediğinde, 'devlet de silah bıraksın' diyen bunlar şunu söylediler, 'biz terör örgütüne, PKK'ya silah bıraksın veya bırakmasın deme durumunda değiliz. Onun kararı kendisine aittir'. Siz o zaman nesiniz. Siz o zaman hiçbir şeysiniz. İlk defa dünyada bir siyasi parti çıkıyor, 'biz hiçbir şeyiz' diyor. Bu denklem AK Parti'nin ne kadar kıymetli siyaset ürettiğini bir kez daha gösteriyor. Demokratik hak ve hürriyetlerin çıtası yükseltildiği zaman BDP bir koldan, MHP bir koldan AK Parti'ye saldırıyor. Hani bunlar zıt kutuplardı. Referandumda gördünüz, kimler ittifak yaptı.''

        MAFYA FİLMİNDEN ÖRNEK

        İzlediği bir filmden örnek veren Çelik, şöyle devam etti:

        ''Bir mafya babası, bu işleri bırakmak istiyor, parasını değerlendirmek için büyük şirketin CEO'sunu transfer ediyor. CEO buna iş dünyasını öğretmeye çalışırken 'ilk öğrenmeniz gereken şey sorunun değil, çözümün parçası olacaksınız' diyor. Mafya babası diyor ki 'biz ilk cümlede anlaşamadık, çünkü sorunun parçası olmazsan, çözdüğün zaman kıymeti bilinmez' diyor.

        Bu esasında çözüme dayalı, insanların hayatını kolaylaştırmaya yönelik siyaset anlayışı değildir. Bunlar 'demokrasi, demokrasi' diyorlar ama tıpkı o filmdeki şahsın yaptığı gibi sorunu karmaşıklaştırıyorlar, sonra dönüp 'biz demokrasiden yanayız' diyorlar. Demokrasiyi baltalamak için ellerinden geleni yapıyorlar.''

        Çelik, diğer siyasi partilerin insanların, sokaklardaki gençlerin taleplerini değil sadece partilerinin oligarşik çıkarlarını düşündüklerini iddia etti.

        Diğer partilerle yarış içinde olmadıklarını belirten Çelik, ''AK Parti kendisiyle yarışmaktadır'' dedi.

        12 HAZİRAN VE DEMOKRATİKLEŞME

        Çelik, 12 Haziran seçimlerinin Türkiye'nin demokratikleşme tarihinin önemli dönemeçlerinden biri olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

        ''Bütün tarihimiz boyunca ilk defa, hükümetimizin vizyonuyla 12 Haziran seçiminden sonra bu millet kendi anayasasını yapacaktır. O sebeple geçmişe dönüp bakıldığında 12 Haziran seçimleri, Tanzimat'ın ilanı, Meşrutiyet'in konuşulması gibi, Türk siyasi tarihinin en büyük demokratik dönemeçlerinden biri olarak anılacaktır.

        Geçmişte bir takım profesyoneller, masanın üstünde bir takım anayasa metinleri yazdılar, millete dediler ki 'bu şekilde yönetileceksiniz'. 12 Eylül Anayasası bir faşist anayasadır. O anayasa, ilk haliyle faşist bir metindi. Daha sonra bir sürü reforma tabi tutuldu. O Anayasa milletin nasıl bir devlet istediğini ve kendi kendisini yönetmesinin kurallarını ifade etmiyordu. Tam tersine bir siyasi fermandı, anayasa tekniği açısından, anayasa sayılamayacak bir metindi, özgürlükten yoksun, özgürlükleri istisna kılan bir metindi. Şimdi siz ilk defa, bu salonu dolduran asıl kahramanlar kendi anayasanızı kendiniz yapacaksınız.

        Bizler sadece işin vitriniyiz, işin esas sahibi sizsiniz, işin efendisi sizsiniz, çünkü memleketin sahibi sizsiniz.''

        BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE İSTİSNA MESELESİ

        CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, ''basın özgürlüğü konusunda Recep Tayyip Erdoğan istisnaları var'' dediğini anlatan Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

        ''Kılıçdaroğlu, mesele istisna meselesine gelirse sınıfta çok kötü kalırsın, bir daha ne bütünlemeye girebilirsin, ne de her hangi bir okula kaydını yaparlar.

        'Millete saygı' diyoruz, Kılıçdaroğlu istisnaları çıkıyor. 'Millet anayasasını yapsın' diyoruz Kılıçdaroğlu istisnaları çıkıyor. 'İtibarlı dış politika' diyoruz Kılıçdaroğlu istisnaları çıkıyor. 'Güçlü ekonomi' diyoruz, Kılıçdaroğlu istisnaları çıkıyor. 'CHP sosyal demokrat bir parti midir' diyoruz, Kılıçdaroğlu istisnaları çıkıyor. Bu milletin iyiliği için ne varsa ne istiyorsak Kılıçdaroğlu ona istisna koyuyor. Ondan sonra çıkıp bizi demokrasi konusunda sınava tabi tutmaya kalkıyor. Önce kendisinin bir yeterliliği, bir diploması olacak ki o konulara gelsin.

        Ne halkçılığı kalmıştır ne cumhuriyetçiliği kalmıştır. Atatürk'e biraz saygıları varsa cumhuriyete biraz saygıları varsa bu son ortaya çıkan skandallardan sonra, özellikle ahlaki skandallardan sonra 'biz Atatürk'ün kurduğu partinin mirasçısıyız, cumhuriyeti kuran partiyiz' gibisinden bir takım kavramlar kullanmasınlar.''

        TÜRKİYE, TAHRİR MEYDANI, CHP VE MİLLET

        Çelik, AK Parti'nin halkın talimatları doğrultusunda yoluna devam ettiğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

        ''Türkiye'yi millet yönetmektedir. Eğer millet yönetmeseydi 28 Şubat türü yapılanmalar, bugün işte ortaya dökülen belgelerde olduğu gibi Ergenekon türü yapılanmalar, Türkiye'ye hakim olsaydı, asıl o zaman insanlarımız Tahrir Meydanı'ndaki gibi sokaklara dökülüp haklarını arayacaktı. Ama insanlar biliyorlar ki kendileri gibi olanlar, yani ekmek, onur, özgürlük, hürriyet isteyenler bugün iktidar partisidir Türkiye'de. İktidarın tabanı, o Tahrir Meydanı'ndaki insanın temsil ettiği değerleri iktidara taşımıştır.''

        Diğer siyasi partilerle siyasi vizyonların farklı olduğunu anlatan Çelik, ''Biz diyoruz ki 'millet efendidir'. Onlar da şunu söylüyorlar 'millet efendidir ama...' Çünkü bunların ilk tüzüklerinin birinci maddesi neydi biliyor musunuz? 'Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir, lakin, millet bu egemenliği Cumhuriyet Halk Fırkası eliyle kullanır'. Biz de diyoruz ki 'egemenlik kayıtsız, şartsız millete aittir ve millet bu egemenliği kendi iradesiyle doya doya kullanır, iktidar partisi onun emrindedir.''

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa