Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam Buyrun Zihni Sinir projelerine

        İşte bu sorunun yanıtları Zihni Sinir'in yaratıcısı İrfan Sayar'da saklı... Çocukluğunda bile kendi oyuncaklarını kendisi yapan Sayar, Zihni Sinir karakteriyle birlikte bir anlamda çocukluk hayallerini gerçekleştirmiş... Ve hayallerini Beyoğlu'nda Lamartin Caddesi'nde Porof. Zihni Sinir isminde bir dükkanda vatandaşların da beğenisine sunuyor... Dükkanda neler mi var? Sevgililer için göz göze gelme gözlüğünden, cep telefonunuz çaldığında sizi uyaran kediye; dikiş makineli bisikletten, evsizler için üretilmiş park banklarına kadar herşeyi bulmak mümkün...

        Şimdi biraz İrfan Sayar'ı tanıyalım ve ürünleri görelim...

        ZİHNİ SİNİR'DE BULUNAN ÜRÜNLER İÇİN TIKLAYIN!

        Begüm Çelikkol/ HABERTURK.COM

        Sizi tanıyabilir miyiz?

        Ben 1951 yılında Manisa'da doğdum. Manisa Lisesi'ni bitirene kadar orada

        yaşadım. Ailem de oralı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi'ni kazanınca İstanbul'a yerleştim. Sonra da o dönemden beri İstanbul'dayım. Akademinin ikinci sınıfında Oğuz Aral'la tanıştım. Benim çizdiğim karikatür çalışmalarını Oğuz Aral'a götürmüş ondan sonra 'gelsin, çalışalım' deyince dışarıdan katılan elemanların ilklerinden oldum. Sonra hem okul hem Gırgır devam etti. Ailem çiftçiydi. Yazlarım köye giderek geçiyordu. Kışın şehirdeydik. Şehirdeki oyuncaklarımı köye götürmeme müsade etmiyorlardı ve orada doğal malzemelerle onların benzerlerini yapma eğilimine yöneldim. Sonra da onlar giderek büyüklerin ilgisini çekince daha gelişmişlerini yapmaya başladım. Geriye doğru baktığımda Zihni Sinir'in ortaya çıkmasında da faydalı olabileceğini düşündüyorum. Önce yaratıcı olabilmek için engel olması gerekiyor demek ki sonra da imkan verilmesi. İmkanın da sokakta oynarken çok fazla engelleme yapılmıyordu. Güzel Sanatların herhangibir bölümüne gidebilirdim ama sahne ve görüntü sanatları dekor bölümünün içinde yeralan sahne ve görüntü sanatları ihtisas akademisi ilgimi çekti ve oradan mezun oldum. Ama 10 senede. O dönemlerde çok az kişi vardı. Başka yerde de okul yoktu. İkisi de güzel sanatlar vardı. Okulu biraz dışarıda çalışırken irtibatı kesmemek için cezbedici bir yerdi de. Askerlik noktasına gelinceye kadar mezun olmak istemedik.

        Üniversitede mi buldunuz Zihni Sinir'i? Sanıyorum sene 1977'ydi. Daha önceden böyle birşey var mıydı aklınızda? Yoksa dergiye geçince bir anda mı

        aklınıza geldi?

        Birkaç şey birleşti aslında. Sahne ve görüntü sanatlarını seçmemin nedeni de

        biraz gerçek dünyanın yeniden düzenlenmesi, sahne kurmak, tiyatro oyunu

        sistemleri, realize üreterek illüzyonu kurmak ilgimi çekiyordu. Karikatür de

        farklı bir soyutlama alanı o da ilgi çekiciydi. Biraz sahne tekniği, oradaki makara sistemleri, sahne arkasındaki mekanizmalar ilgimi çekiyordu. Lisedeyken de fen bölümündeydim. Resim yeteneğim de vardı. Çocukken resim yapardım bu oyuncakları yaparken de. Çok samimi bir arkadaşım vardı Macit Toksöy diye. Onun resme yeteneği yoktu, mühendislik üzerine yeteneği vardı. Benim de resme yeteneğim vardı, mühendislik yeteneğim yoktu. İkimiz birbirimizi tamamlıyorduk. Sulu boyayla matematik çalışırdık dağa çıkıp. Spil Dağı'na çıkardık. Bir tarafta Gediz Ovası ve oradaki hayatlar bir tarafta İzmir ve deniz vardı. O noktada çeşitli şeyler hayal ederdik. Dağa çıkarak dersleri verirdik.

        BİR İŞE YARAMIYOR AMA FONKSİYONEL GİBİ GÖZÜKÜYOR

        Zihni Sinir karikatürden bir karakter. Tasarımlar ise gerçek. Tasarımları

        karikatürden gerçeğe çevirmek zor olmadı mı?

        Oradaki ürünleri ve karikatür karakterini düşünürken, o tasarımları üç boyutlu düşünüp karikatür diline çevirerek çiziyordum. Okuyucu gerçekleşşe diyordu. Ben de benzerlerini yapıyordum. Üç boyutlu nesneye çevirme, elle tutulabilir hale çevirme gerçek dünyayı etkileme düşüncem olmuştu askerlikten sonra. Biz birşeyler neden sanatçılar önemli değil bu ülkede dedim. "Ben önemliyim" demek zorunda kalıyorlardı. Sözel bir dünyada yaşıyoruz. Sesle ilgili alanla çalışıyorsanız daha itibar görüyorsunuz. Espriler havaya gidiyor. Biz yaşananları tüketiyoruz. Kayda geçirmediğimiz için de kültür birikimi olmuyor. Çadırda yaşarken yerleşik düzene geçme çalışması gibi. Birikim yapamıyoruz, yazı yazmak gibi huylarımız yok. Çizili hali varken bunları gerçeğe çevirince bir problem olacağım düşüncesi oluştu. Birşeyler yapayım, problem olayım hep beraber çözeriz dedik. Mizah dergileri kapana kapana işsiz kaldık. Arnavutköy'de bir atölyem vardı. Orada ne olabilir dedim. Zihni Sinir ürünleri heykel gibi yapılır, sergilenir dedim. Hayal dünyasıyla gerçeklik arasındaki çizgiyi keşfetmek istiyordum. Poğaçacı gibi yaptıklarımı vitrine koyup üzerine fiyat koydum. Sonra hiçbir işe yaramayan ama fonksiyonel gibi görünen komik bir nesne yapıp onu vitrine koyup sergilemeye başladım. Parekende dünyası ve insanlar neleri satın

        alabilir sorusunun üzerine o motor dönmeye başladı ve seri üretime kadar geldik.

        Kaç ürün var?

        Kendi ayakları üzerinde duram 1 metre boyunda bir saat var ama arkasında da

        bir tavada yumurta hali, ışıkları yanan bir ürün, üzerinde bir klaksonu vardı, alarmlı bir saat. Ama zamanı gelince o klaksonu kendiniz çalıyorsunuz. İlk ürün böyle birşeydi. Zekaya ihtiyacı olan bir robottu. 50 tane ürün var. Satış, seri üretim haline geçmiş, üzerinde katkıda bulmadığım, atölyedeki arkadaşların çopalttığı 28 çeşit obje var. Diğerlerini de zaman zaman daha doğrusu üretim yetmeyince bir ürün bitti, yapmak lazım derken 25 objeyi sürekli var etmek için yeni birşey yapmak durumuna düştük. Seri üretim atölyesini Tarabya'ya taşıdık. Seri üretim dışında sinema, tiyatro ya da şirketlerin çalışmalarıyla ilgili seminerlerde kullanmak için yapılan ürünler var.

        Evet... Sitenizdeki ajanda bölümünde sürekli bir workshop çalışması var. Hem seri üretimler devam ediyor başında olmak zorundasınız hem de bir sürü yeregidiyorsunuz. Nasıl zaman yetiyor?Düşünmeye zaman kalıyor mu?

        Workshoplar esnasında aklıma birşeyler geliyor, düşünmeye başlıyorum..

        ZİHNİ SİNİR İNSANIN EŞYAYLA İLİŞKİSİNİ SORGULUYOR

        Peki ürünleri daha çok kimler tercih ediyor?

        Genellikle hediye için geliyorlar. Sonrasında hediye alan kişi işe yarar

        diyorsa kendisi için de istiyorlar. Turistler çok ilgi gösteriyor. Kostarika'ya kadar gidiyor ürünler. Radyo var mesela "Acaba bizim ülkede de çeker mi?" deyip alıyorlar sonra da oradan telefon açıp "Çok iyi, teşekkür ederiz" diyorlar. Aldıktan sonra yeni arkadaşlarıyla geliyorlarsa sipariş veriyorlar.

        Bir röportajınızda "Basitçe halledebileceğiniz bir işi büyük bir zahmetle

        kotarabiliyorsunuz" demişsiniz... Nasıl yani dedirten bir cümle bu ama..

        İronik bir cümle.. Bu proce dediğimiz şey üç boyutlu nesneler içinde üç şeyi

        barındırıyor. Biri mizah, biri fonksiyonellik ve estetik. Burada da şunu kastettim. Zihni Sinir insanın eşyayla olan ilişkisini sorgulayan bir karakter. Sorgulamak için de bu karakteri yarattım.

        Ve sinirli bir karakter..

        Evet. Herşey kolayca hallolabilecekken bir yerlerde tıkanıyor ve insanlar senelerce bunun sancısını çekiyor. Halbuki bir yerlerde bir musluğu açık bırakmışsınızdır. Önemli olan o musluğun yerini keşfetmek. Onun yerini

        bulursanız sorun çözülecektir. İşte bizim batılılaşma hareketleri ve demokratikleşme süreci içerisinde bir sürü yanlış ve açıklarımız var demek

        ki. Görüntülerle uğraşıyoruz, temelini çözmüyoruz. İnsanın eşyayla olan ilişkisi bütün problemleri çözüyor. Protezlerimizle yaşıyoruz. Kostüm bir protez mesela. Koyunun protezi yok o postuyla yaşıyor. Bütün bu eşyalarla birlikte yaşarken eşya bizi yönetebiliyor. O durumu sorgulamazsak mesela belediye otobüslerinde sıkış tıkış gideriz. Bizde kimse sorgulamıyor. "Biz bu otobüste sıkışıyoruz" diye şikayet ediyoruz. Sanki otobüsün yapısı gökten inmiş de biz onu kabulleniyoruz. Kimse yeni bir tasarım istemiyor.

        Ben de eşyalarla kavga ederim mesela. Geçen gün evde musluk bozuldu. Açıp yapmaya çalıştım. Bir delik vardı. Onu tıkadım, sabah evi su basmıştı..

        Evet... Herkesin içinde Zihni Sinir vardır. O sanki uzaydan gelmiş de Anadolu'ya düşmüş. Burada yaşamaya çalışmaya uğraşıyor. Teknoloji bize tepeden inme geldiği için alışamıyoruz. Biz ona alışmak için adaptör buluşlar yapıyoruz farkında olmadan. Ekonomik yapımız küçük paralarla iyi geçinme buluşlarımız var. Ev hanımları özellikle de bu konuda başarılı. Mesela kibrit çöpünün bir tarafını kullanıyor. Çok az bir kısmını da atmıyorsunuz. Bir kutuda topluyor, başka ocağı yakmak için eskisini yenisiyle birleştirip meşale gibi ocağı yakıyorlar. Yünleri yumak haline getirirken, sokakta da yapıyorlar. Yumak yerlere dolanıp kirlenmesin diye pet şişenin altını kesip yünü içine yerleştiriyorlar. Ucundan ipini çıkartıp örgülerine devam ediyorlar

        SÜREKLİ DÜŞÜNCE HALİNDE

        Bir proje aklınıza geliyor hem de tuhaf bir zamanda. Mesela sahilde dolaşırken.. Ne yapıyorsunuz? Hemen eve ya da atölyeye mi koşuyorsunuz?

        Not alıyorum. Kağıt kalem genelde yanımda oluyor. Çeşitli sembollerle çizip

        yazıyorum. Konuşurken de çizmeden konuşamam ben. Sonrasında onları kontrol edince farklı şeyler de üretebiliyorum.

        Not alma şeklinizi söylediniz aklıma geldi. Okul zamanında ben de öyle not

        alırdım. Çizerdim, kelimelere semboller şekiller bindirirdim ve kimse o

        notlardan birşey anlamazdı... Yazı yazmak uzun geliyordu.. Ben de sizin gibi

        6 senede bitirdim okulu

        Ezber sorunum vardı benim de. Kendinize göre metod geliştiriyorsunuz ve ona

        göre anlayabiliyorsunuz..

        Bilim ve Teknik Dergisi'ndeki çizimler devam ediyor mu?

        Geçen aydan beri devam etmiyor. Çok fazla sıkıldım. Ayda bir rahatsız etmez dediler. 4 yıl devam ettim ve bunaldım

        Yeni workshoplar var mı?

        Var. Şu anda bir sinema projesi için çalışıyoruz...

        VİZONTELE'YE ÜRÜNLER YAPMIŞ

        Vizontele vardı. Deli Emin karakterinin kullandığı ürünler de sizin elinizden çıkmıştı..

        Evet. Şimdi de tatlı bir senaryo var. Çekimleri başladı. Şimdi onun için bir Koku Makinesi yaptık. Orada da buluşçu bir çocuk var... Bu tarz ürünler yapan.

        Vizontele nasıl oldu?

        İlk çalışmalarını yaparken karakter de buluşçu bir tip. Kasabada yaşıyor, radyo tamir ediyor. Zini Sinir gibi bir hali var. "Bunun ürünlerini İrfan yapsın" dediler. Senaryoyu getirdiler. Neler yapılabilir diye çalıştık. Film için 10 gün çalıştık. Eskiz süresi hariç

        Bir ürünün çıkması ne kadar zamanınızı alıyor?

        Biz iki tane ürün yapıyoruz. Bitince birini vitrine koyuyoruz, satılınca diğerine bakarak üretmeye devam ediyoruz. Ve seri üretime dönüşüyoruz böylece. İlk ortaya çıkışıyla 2-3 gün sürüyor

        Genelde hep düşünüyor musunuz? Mesela rüyanızda aklınıza geliyor mu?

        Evet sürekli düşünürüm. Gözlerimi kapatırım ve aklıma birşeyler gelir. Mesela birileri geliyor aklınıza. Farklı bir biçimde. O görsel zeka gelişince insan kendini daha güçlü hissediyor. Bir yerde kaldığınızda canınız sıkılmaz, yaratıcı olursunuz..

        Bana da çok olur. Otobüste birşey aklıma gelir ve gülme krizine girerim. Herkes garip garip bakar...

        Harbiden de olur ya..

        RAKET GÖRÜNÜMLÜ ARABA CAM SİLECEĞİ

        Aklıma geldi şimdi mesela masa tenisi oynuyorsunuz. O sırada gelen topu

        karşılamayı mı tercih edersiniz yoksa farklı bir raket tasarlamayı mı?

        O işi yaparken sürekli sorgulama hızlı çalıştığı için bende rakete vururken

        aklıma gelir. Raketi sallarken bakarım, otomobillerin cam sileceklerinin çalışma hareketine benziyor. Trafikte beklerken arabalar, şoförün canı sıkılabilir ve cam sileceğini çalıştırabilir. O sırada cam sileceklerinin ucuna raket takılabilir, pinpon masası gibi bir aparat konulabilir. Böyle bir buluş çıkartabiliriz

        Spor dallarını kolaylaştıracak projeleriniz var mı? Mesela bir top

        tasarlayıp FİFA'ya göndermek ister misiniz? Ya da mesela gelen golü dışarı

        atacak bir kale, gol yemek mümkün olmasa... Türkiye-Almanya maçını düşündüm de bir an..

        Herşey tasarım. Futbol tasarımlarla kolaylatırılabilir mesela... Var bir çalışmam. Tam 90'dan gol atma makinesi. Açı 90 derece, top da küre. Küreyi dik açıya gelince kısa bir boşluk kalıyor. Kale direklerini farklı tasarlayıp 90'dan gol girsin diye yapmıştım böyle.

        ZİHNİ SİNİR ÖNÜNE GEÇİYOR

        Değişik tasarımları olanlar geliyor mu?

        Geliyorlar. Atölyeyi kullanabiliyorlar. Mesela mimar geliyor. Satranç projesi oluyor. Onun düşüncesini gerçekleştiriyoruz atölyede.

        Atölyede çalışanlar da sizin gibi mi?

        Atölyede farklı bir grup var. Prototip atölyesinde 4 kişi var. Burada çizimlerle alakalı Ozan var. Fotoğrafçılıkta okuyan arkadaşlarımız var. Diğer iki kişi tornacı. Ama atölyede torna makinesi yok. Tornayı iyi biliyorlar. Bu da çok ilginç gerçi... Atakan var bir arkadaşımız ama maket konusunda iyi çalışıyor. Yanyana gelince iyi işler çıkartabiliyoruz.

        Zihni Sinir önünüze geçiyor mu?

        Evet. Ben bir ara çok sıkılmıştım ondan. Resim yapma isteğim vardı, ressam

        olmak istiyordum. Benim önüme geçmeye başladı. Bu sefer bütünleşme oldu

        aramızda. Projelerden dolayı biz onu hayal ediyoruz aslında. O masa başında

        oturuyor.

        Zihni Sinir'i sinemaya çevirmek istemediniz mi?

        Aslında olabilir. Sonrasında belki birşeyler denk düşecektir ve olacaktır.

        KIZININ ADI BİLGİ

        Bir yerde okudum. Adınız İrfan, soyadınız Sayar. Kızınızın adı da Bilgi'ymiş. İlginç oluyor soyadla birleşince. Bilgi Sayar... Nereden geldi aklınıza?

        Adı Yaprak aslında. Resme karşı çok yetenekli. Şimdi Erasmus'la Hollanda'ya

        gidecek. İsim koyarken aklıma gelmişti. Bilgi koysak adını dedik. Herkes ilgiyle karşıladı. Ama düşündük, ileride zeka durumu ne olacak diye. Saçma görüntüler ortaya çıkabilirdi. Öyle bir espri kaldı. İlk röportajlarda bir arkadaşımız öyle birşey yazdık. Ama biz ona Bilgi diyoruz..

        Sizin gibi mi o da?

        Yönlendirmek istemedim onu. Yanlış olmasın dedim. Geniş bir alana bıraktım

        onu. Kuklalara ve nesnelere karşı yaratıcılığı var. Heykeller yapıyor. Sözcük oyunlarını sever. İki ayakkabının ikisinin de adının ayakkabı olması ona saçma geliyordu çocukken. Sandaletlerine Sadalet ve Subalet diye isim koymuştu. Sağdaki Sadalet, soldaki Subalet... Sağ sandalet ya da sol sandalet demek istemiyordu. Resime karşı ilgili.

        İnşallah başarılı olur... Ekonomi servisimizden bir arkadaşımız bu soruyu

        şiddetle sormamı istedi. Bu işten para kazanabiliyor musunuz? Getirisi ne

        durumda?

        Çok para kazanıyoruz ama çok para harcıyoruz. Malzemeler, saçma sapan

        şeylere para gidiyor. Bir yerde alakanız olmayan birşey görüyorsunuz alıyorsunuz. Hiçbiryerde para birikimimiz olmadı. Evim olmadı mesela. Babaannemin yardımıyla bir ev alındı. Kızıma devrettim. Arabam da olmadı.

        Burada biz 7 kişi geçiniyoruz, idare ediyoruz...

        İlk proje aklınıza geldiğinde birilerine anlatır mısınız? Tepkileri nasıl

        olur?

        Genelde anlatmam. Yazıyorum. Çiziyorum. Bir ara randoma ilgi vardı. Hayatın

        sırrı ordaydı, birşeyler üretirdim.

        Çocuklara yönelik workshop çalışmalarınız sürüyor mu?

        Belli kişilerin çocukları gelirler. Robot üretirler burada. Alıp evlerine götürebilirler. Onlara sertifika veriyoruz. Aralarında çok müthiş çocukları var. Kolay malzemelerle yapıyoruz ürünlerini. Her zaman herkesin her yerden bulabileceği parçalarla yapıyoruz bu ürünleri. Mesela tahtalar. Müdahale edilebiliyor onlara. Kokulu yapıştırıcı değil de izole bantlar kullanıyoruz. 6-11 yaş grubuyla da yapıyoruz. Büyük şirketlere de yapıyoruz böyle workshoplar.

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa