Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Müslüman mahallesinde salyangoz satmak

        Bu süper-kahraman’ın maceralarından birinde, Bengali’deki Müslüman hükümdarlardan biri evlenir. Bunun gösterildiği karede, bir hoca, yüzü bize dönük olarak ayaktadır, önünde küçük bir kürsü vardır ve elinde kitap (Kuran) tutmaktadır. Nişanlılar ise (kız peçeli), arkaları bize dönük, ayakta ve her birinin ellerinin ayaları birbirine bakar şekilde kavuşmuştur. Oysa Müslümanlar ellerini iki yana açarak dua ederler, Falk, bu iki Müslümanı tam Hıristiyan dua pozisyonunda resmetmiştir ve zaten nikâh da tamamen Hıristiyani bir şekilde kıyılmaktadır.

        Batılı bir çizerin Müslümanlığı, Hıristiyanlığın bir çeşidiymiş gibi görmesi, farklılığı sadece kıyafetlere indirgemesi, o kişinin araştırma eksikliğini gösterir, ama anlaşılır bir şeydir. Bütün çizgi roman yaratıcılarının, Tenten’i çizen Herge kadar titiz araştırmalar yapması beklenemez.

        Ama Müslüman kanaat önderlerinin bir kısmı ile bazı siyasetçilerin, Lee Falk’un hatasını tekrar ederek, yani Müslümanlığı kısmen olsa da Hıristiyanlığın aynasında resmederek siyaset üretmeye kalkışmaları kabul edilemez. Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’un Heybeli Ruhban Okulu’nun açılmaması bağlamında “çarmıha geriliyoruz” demesine bir karşılık da, Batı Trakya Gümülcine seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif’ten geldi. Şerif, “Burada bizler de çarmıha gerildik” dedi ve 120 camide yapılan oylama sonucu müftü seçildiğini, ancak 10 yıl boyunca mahkemelerde süründüğünü ve cezaevinde kaldığını söyledi.

        Fakat birçok Müslüman kanaat önderinin ve siyasetçinin desteklediği bu görüş, tabanı itibariyle İslami değil, Hıristiyani bir refleks taşımaktadır. Çünkü Hıristiyanlıkta Kilise’nin devlete karşı özerk olmasına ve bütün dini makamlara ruhban sınıfının kendi kurulları içinden seçilenlerin oturmalarına karşılık, İslamiyette din adamı yoktur ve bundan da önemlisi, din hizmetlerini gören görevliler seçilmezler, atanarak gelirler. Türkiye’nin en önde gelen ilahiyatçılarından Hayrettin Karaman, kendi web sitesinde, “İslam dini, insanları kan, kavim, ekonomik durum, soy-sop, cinsiyet, dini selahiyet ve ödevler… bakımından sınıflara ayırmıyor; tabii farklılıkları ‘fırsat, mükâfat ve ceza’ bakımından peşin bir imkân, sonradan elde edilen farklılıkları da değişmez ve başkaları tarafından bir imtiyaz sebebi olarak değerlendirmiyor, görmüyor, kabul etmiyor. Durum böyle olunca da, diğer müminlerden din ödevleri ve yetkileri bakımından ‘farklı’ bir din adamı sınıfına yer vermiyor” diye noktalıyor.

        Öte yandan, bu topraklarda, Selçuklu ve Osmanlı geçmişimiz de dahil, din görevlileri hep devlet memuru olmuş ve merkezden atanmıştır. Şimdi de bu işi bir devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı yapıyor. Yunanistan ise, bu ilkelere dayanarak, Batı Trakya’daki din görevlilerini atama hakkının hükûmetinde olduğunu iddia ediyor.

        Eğer “seçilmiş” din adamlarına hükûmetlerin karışmaması gerçekten isteniyorsa, o zaman bu konudaki hassas Müslümanların Türkiye’de Diyanet’in kapatılması ve din görevlilerinin memur olmaktan çıkartılması konusunda gayret sarf etmeleri gerekiyor. “Atina’ya cami” gibi, tribünlere oynamaktan başka sonucu olmayacak spekülatif taleplerle ortaya çıkmak yerine, dini, devletin gözetim ve denetiminden kurtarmak gerekiyor. Çarmıhtan kurtuluş ancak o zaman olur.

        Görüldüğü üzere laiklik herkese gerekli ve laik olmak için de bir adım yeterli, din ile devleti ayırırsınız, olur biter. Yani Diyanet lağvedilir, herkes de istediğini din adamı veya görevlisi olarak seçer.

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa