Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Özel Röportajlar "Tek bir fiske bile yeseydim terk ederdim onu"

        Fatoş Güney, büyük bir aşkla başlayıp sadece 3.5 yılı dip dibe geçen 16 yıllık beraberliğini, Yılmaz Güney’in ölümünden sonra yaşadıklarını, neden bugüne kadar evlenmediğini ve haklarında doğru bilinen yanlışlardan da bahsetti.

        Tatlı bir eylül günü buluştuk Fatoş Güney’le. Kâh oturup sohbet ettik, kâh ellerimizde sandviçlerimiz kaldırımlarda yürüdük. Sonuçta ortaya öpülesi bir aşk hikâyesi çıktı.

        Bu söyleşiyi Yılmaz Güney’siz bir Fatoş Güney’le yapmak istiyordum, oysa sizin Yılmaz Güney’siz tek bir anınız yok! Bu yüzden eşiniz de yanı başımızda olacak. Bu ağır bir yük mü? Ağır bir yük değil ama büyük bir sorumluluk...

        Anadolu halkının tepkisinden korktuğunuz için mi ikinci kez evlenmediniz? Aziz Nesin, “Senin gibi eşlerin bir daha evlenmesi zordur” demişti, etkilenmiş olabilirim. Ama şimdi bir çekincem kalmadı. Evlenebilirim de, boşanabilirim de...

        Peki nasıl bir eş adayı hayal edelim şimdi? Bir emekçiyle evlenebilirim mesela...

        Yılmaz Güney’le aranızda bu yönde bir konuşma geçti mi hiç? Öleceğini hissettiğinde, “Gideceğim yere seni de götürmek mümkün olsa, yapardım. Benden sonra hayatını istediğin şekilde sürdürebilirsin, yalnız şunu iyi bil, beraber olacağın hiç kimse seni benim kadar sevmeyecek” demişti.

        BENİ HİÇ ALDATMADI

        Hiç kıskanmadınız mı eski karısı Nebahat Çehre’yi ve öteki kadınları? Yılmaz Yeşilçam’ın vamp kadınları arasında çok rağbet görüyordu. Ama onları kıskanmadım. Kızının annesi Can hanım dost yürekli biriydi. Çok severim, hâlâ görüşürüz. Can hanım dan sonra bir daha evlenmiş aslında. Fakat yürümeyeceği baştan belli bir ilişkiymiş. “Ertesi gün pişman oldum” diye anlatmıştı... Bir de o nahoş olay!

        Karısını dövmesinden söz ediyorsunuz. Adı “kadın döven adam”a çıkmış ve ona uygun olmayan bu davranışla anılmak müthiş bir vicdan azabına dönüşmüş. Kafası öyle karışmış ki, yaşadığı ne; aşk mı, nefret mi, pişmanlık mı?

        Nebahat Çehre’den mi bahsediyorsunuz? Onu ben söylemem, siz söylersiniz ancak...

        Peki Fatoş Güney hiç dayak yedi mi? Tek bir fiske bile yeseydim terk ederdim onu. Beni hiç aldatmadı da.

        Dans eder miydi? Dans etmeyi çok severdik. Sympathy bizim şarkımızdı. Saz çalıp türkü söylerdi bazen. I I Peki genç ve güzel karısını kıskanır mıydı? Mini etek giyebilir miydiniz? Kıskançtı ama asla kompleksli değildi. Bir gün denize giderken bikini giymiştim, “Ciğerim, bu iç çamaşırı mı” diye sordu. “Yo, bikini” dedim. Gittik denize.

        Siz onu kıskanır mıydınız? Hiç kıskanmadım. “Fatoş’tan önce-Fatoş’tan sonra!” diye bir şey vardı. Milat olmak güzel.

        Junior Yılmaz Güney’i konuşalım mı biraz? Ortalarda görünmüyor... Biricik oğlum o, gözümün bebeği. Onun için içim acıyor biliyor musunuz? Yani o kadar çok şeyler çekti ki, öyle bedeller ödedi ki.

        Babasının çalıştığı hiçbir alanda oğul Yılmaz Güney’i göremiyoruz. İsmi altında eziliyor olabilir mi? Babasına karşı öyle büyük bir aşkı var ki, ya hakkıyla altından kalkamazsam duygusu var.

        Adını Yılmaz koymak kimin fikriydi? Benim. Ama şimdi çok pişmanım.

        Oğul Yılmaz’ın ağzından babasıyla ilgili tek kelime bile çıkmıyor. Ama bakıyoruz ekranlarda herkes Yılmaz Güney’i anlatıyor. Bırakın anlatsınlar. Merak ediyorum, Yılmaz’la en fazla yaşayan benim, bu insanlar bu kadar anıyı ne zaman biriktirmiş?

        İnanın sizin kadar biz de merak ediyoruz bunu. Toplam ne kadar sürdü onun hayatına şahit olmanız? Paylaştığımız 16 yıl ama dip dibe sadece 3.5 yıl.

        Sadece o kadarcık mı? Çünkü Yılmaz’ın hayatını hallaç pamuğu gibi savurdular. Ama hep yanındaydım. Her hapse girişinde yakınında ev tutardım.

        Herkese miras olarak bir şey kalır, oğlunuza da Yılmaz Güney’in şu “faili meçhul filmleri” kaldı. 104 taneymiş galiba? Evet Yılmaz’ın çocukları onlar. Türk sinema tarihinin de eserleri. Hepsini yok ettiler.

        Sizce başlarına ne gelmiştir? Yakıldıklarını düşünüyorum. Ortadan kaldırılanlar sadece film değil, bir dönemi yok ediyorsunuz. O paşa, bu değeri yok etti işte.

        I I Kenan Evren’e dair duygularınızı merak ediyorum... Asla affetmeyeceğim tek insan. Evren’in ve onu kullananların yatacak yerleri yok. Yılmaz ölürken ona bir mektup yazmak istemişti. Dedi ki, “Fatoş bir kâğıt kalem al, otur yanıma... Ona demek istiyorum ki, sen bir halk düşmanısın!”

        IBiliyorsunuz artık çok yaşlı, ölürse hakkınızı helal edecek misiniz? Ne münasebet! Sadece ben değil, binlerce çocuk, milyonlarca aile yaşadı aynı acıyı. Çocuklar babasız büyüdü. İşkencelerde öldüler. O paşa öteki dünyaya inanıyorsa, emin olsun kendisini orada pek hoş şeyler beklemiyor.

        Yeni anayasaya madde konacak, yargılanması yönünde; Tayyip Bey’e bir teşekkür borcunuz olduğunun farkında mısınız?

        Başbakan’a esas Yılmaz’la ilgili bir teşekkür borçluyum. Bir konuşmasında “Yılmaz Güney’in filmlerine kulak verilseydi, Türkiye bu şartlarda olmayabilirdi!” dedi. Bence Yılmaz’la ilgili bugüne dek söylenmiş en güzel, en gerçekçi laf.

        ‘Yılmaz hiçbir dini ritüele göre gömülmedi’

        Yıl maz beyin son anlarını anlatır mısınız? Kesinlikle onun öleceğini kabul etmiyordum. Fransız doktorlar, ilk kez çok az vaktinin kaldığını söyleyince çıldırdım, avaz avaz bağırdım.

        Vedalaşabildiniz mi? Son 3 gün komadaydı ama derin uykuya dalmadan önce oğlunu görmek istedi. “Fatoş çok kötü şeyler olabilir, beni bağışla” dedi. Hâlâ inanamıyorum, “Oğlumun üzerine yemin ederim, sana bir şey olmayacak” dedim. Hemen komaya girdi. Fırladım Mitterand’ ı aradım, o zaman cumhurbaşkanı. “Uçak hazır, Amerika, Rusya neresini istersen oraya yollarım” dedi. Ama...

        Peki hangi dini kurallara göre gömüldü? Hiç bir dini ritüele göre gömülmedi.

        Mezarını Türkiye’ye getirmeyi düşünüyor musunuz? Onun arzu ettiği demokrasi anlayışı yerleşene kadar asla!

        "Elif babasız doğuyor"

        Yılmaz beyin kızı Elif’ ten bahsedelim mi? Elif’ cik çok acılar çekmiş bir çocuktur. Annesi, Yılmaz’ dan kopmamak, onu kaybetmemek için hamile olduğunu gizliyor. Birleşemiyorlar, Elif babasız doğuyor.

        Kaç yaşındaydı siz evlendiğinizde? 45 yaşlarındaydı. Birbirimizi gerçekten sevdik. Sadece Elif değil, annesi de iyi dostumdu, sık sık telefonlaşırdık. İsteklerini annesi bana söylerdi ben de Yılmaz’a.

        Pe ki da ha son ra ki yıl lar da? Türkiye’den kaçışımızda da yanımızdaydı. Yaşı küçük olduğu için annesinin imzasıyla pasaport alabildik. Kızından ayrılmak istemedi tabii ama bizim yanımızda daha iyi şartlarda olacağını bildiği için katlandı. Bir festivale davetli olduğumuzu söyleyip çıktık Türkiye’den. Bizden bir gün sonra da Elif geldi.

        ‘Hepsi mücadele insanıydı’

        Mahir Çayan ve arkadaşlarını evinizde sakladığınızda aralarında yıllar sonra aşk yaşadığınız Oktay Etiman da varmış. İlk kez ne zaman karşılaşmıştınız Oktay beyle? İlk kez bizim eve saklandıkları gün görmüştüm. Sorguda, “Hayır bu kadını tanımıyorum” dediği güne kadar da tek kelime konuşmamıştık. Daha sonra 1992’de rastladım, 7 yıl süren bir birlikteliğimiz oldu.

        Bir başka arkadaşınız da Kendal Nezan bey... Evet o da bir dava adamı. Paris Kürt Enstitüsü’nün kurucusu.

        Oktay ve Kendal beylerin şahsında anladığım kadarıyla Yılmaz beyin özlemini bir parça gidermişsiniz. Hiç kıyaslar mıydınız? Hiç böyle düşünmedim. Hepsi mücadele insanıydılar...

        ‘Ölmeden önce diziye başlamak üzereydi’

        Günümüze dönelim artık... Yılmaz Güney yaşasaydı, dizilerde oynar mıydı sizce? Ölmeden önce Fransız kanalında polisiye diziye başlamak üzereydi...

        BURÇLAR

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa