Avukat Dr. Ramazan Arıtürk'ten meslek odaları ve baroların yapısal sorunlarına çözüm önerileri
İstanbul Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi ve İstanbul Barosu'na bağlı Avukat Ramazan Arıtürk, kaleme aldığı "Meslek Odalarının Yapısal Sorunları ve Çözüm Önerileri" başlıklı makalesinde meslek odalarımızın veya baroların dernek mevzuatına benzer bir anlayış veya mantıkla hareket edilmiş olmasının pratikteki sorunlarına işaret etti. Arıtürk, meslek odalarının ve baroların mevzuatı yeniden gözden geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi ve 'ihtisas odaları'nın gerekliğine vurgu yaptı
İstanbul Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr.Öğretim Üyesi ve İstanbul Barosu’na bağlı Avukat Ramazan Arıtürk, tarihten günümüze meslek odalarınının önemine vurgu yaptığı makalesinde, günümüzdeki yaşanan problemlere dikkat çekti ve çözüm önerilerinde bulundu.
Avukat Dr. Arıtürk yazısında meslek odalarımızın veya baroların dernek mevzuatına benzer bir anlayış veya mantıkla hareket edilmiş olmasının pratikte yaşanan sorunlarına vurgu yaparak, "Bu bağlamda meslek odalarının ve baroların mevzuatı yeniden gözden geçirilmelidir" ifadesini kullandı
Arıtürk'ün yazısı şöyle:
Tarihi süreçte meslek odaları; bir mesleği icra eden kişilerin bir araya gelerek mesleğin değer yargılarını, kurallarını, mesleğin nasıl yapılacağını ve mesleğe kabul veya meslekten men konusunda aranacak hususiyetleri belirlemek için ortaya çıkmış kuruluşlardır. Ahilik teşkilatı, tarihimizdeki mesleki örgütlenmenin geldiği en mümtaz noktayı bizlere gösterir. Bu teşkilat iktisadi fonksiyonlarının yanında ve hatta öncesinde toplumsal açıdan öncelikle ahlaki ve hukuki bir denetim mekanizması olarak işlemiş ve bugün devletin yasalarla düzenlediği pek çok alanı, yazılı veya yazılı olmayan sosyal normlarla şekillendirmiştir. Mensuplarına saygın bir kimlik ve misyon yükleyen ahilik teşkilatı, devletin müdahale alanını sınırlayan ve esasında bugün sıkça kullandığımız “baskı grubu” terimine yakın faaliyetler yürüten önemli bir tarihi kurumdur.
İktisadi ilişkilerin ve üretim biçimlerinin değişikliğe uğramasıyla birlikte 19. yüzyıldan itibaren ahilik gibi geleneksel meslek örgütleri yerini daha farklı yapılara bırakmıştır. Bu noktada modern esnaf, ticaret, sanayi ve meslek odaları, Avrupa'da hızla kurumsallaştığı gibi ülkemizde de meslek odaları veya barolar gibi farklı isimler altında ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ilgili mesleği icra edecek olan meslek sahiplerinin sınırlı sayıda olması sebebiyle günün ihtiyaçlarına uygun bir şekilde, meslek odalarının yapılanması daha çok dernekler mevzuatına benzetilerek tasarlanmış ve bir dernek gibi teşkilatlanması uygun görülmüştür.
Çağdaş dünyamızda ise artık meslek odaları geçmişte onlara tanımlanan sınırlı görev, yetki ve sorumluluklarını aşmış ve bunun çok daha ötesinde anlam, önem ve değer kazanmıştır. Bu noktada günümüz meslek odalarının geleneksel ahilik usulüne veya lonca teşkilatlarına daha çok yakınsadığını söyleyebiliriz. Günümüzde bu kurumlar, sadece mesleğe kabulünün veya meslekten men ’inin yapıldığı ve ilgili kişinin mesleği icra edip etmediğinin takip edildiği şekli denetim yetkisini haiz bir kurum olmanın ötesinde bir fonksiyon icra eder hale gelmişlerdir.
MESLEK ODALARININ VEYA BAROLARININ TEMEL FONKSİYONLARI
İnsanların bir mesleği icra edebilmesi için öncelikle belli bir eğitimden geçmesi izahtan varestedir. Modern dünyada bu eğitim görevini öncelikle üniversiteler üstlenmiştir. Ancak çoğunlukla teorik eğitim gören kişilerin mesleğe kabulü ve akabinde ilgili mesleğin icra edilmesi sırasında karşılaşması muhtemelen tecrübe ve bilgi eksikliklerinin, bu konuda aynı sorunlarla karşılaşmış ve bunları çözüme kavuşturmuş mesleğin üstatları tarafından tecrübe aktarımı ile tamamlanması yoluna gidilmekte ve meslek odaları veya barolar bu fonksiyonu icra eden kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bir ülkenin sahip olduğu en değerli varlığı yeraltı veya yerüstü kaynakları veya bunlardan elde edilen zenginlikleri değildir. Bir ülkenin veya bir toplumun sahip olduğu en büyük ve edinilmesinin zahmeti karşısında kaybedilmesinin de bir o kadar kolay olduğu değer veya zenginlik yetişmiş insan kaynağıdır. Bugün gelinen noktada meslek odalarımız veya barolarımız kendilerine üye olan meslek erbabının öncelikle meslek ahlakını tahkim edecek, bilgisini ve tecrübesini dünyadaki gelişmelere paralel bir şekilde güncelleyerek artıracak, bu amaçla eğitimlerini kişiyi meslekte belli bir noktaya getirene kadar sürdürecek ve meslek erbabını dünya ölçeğinde rekabet edebilir hale getirecek bir misyona sahip olmalıyken sınırlı olan yetki alanını ve kaynaklarını çok daha yüzeysel ve geçici konularda tükettiği görülmektedir. Oysa meslek odalarının veya baroların gelişmiş ülkelerdeki muadilleri, misyon veya vizyonları gereğince kurumsal bazda üniversite eğitiminin bir uzantısı olarak kendilerini konumlandırmakta ve sürekli eğitimin merkezi haline dönüşerek mensuplarının bilgi ve tecrübelerini sürekli güncellemektedir. Böylece toplumun içinde hayati önem arz eden ilgili meslek erbabını verimliliği yüksek, rekabet gücüne ve sarsılmaz mesleki etik değerlere sahip kimseler haline getirmek için bu kurumlar var gücüyle çalışmaktadırlar. Bu gayretlerin hasadını ise nitelikli insan kaynağı oluşturmaları sebebiyle her alanda üretilen yüksek katma değer, buna bağlı olarak oluşan nitelikli üretim ve ülke refahından toplamaktadırlar. Bu devinim ve tekâmülün en önemli sonucu hiç şüphesiz o ülkenin entelektüel ve bilimsel kapasitesindeki yükselmedir.
İDEOLOJİK KAMPLAŞMA SORUNU
Esasında bu sürekli eğitim ve gelişim yaklaşımı, bizim kendi inanç ve kültür dünyamızda da beşikten mezara kadar ilim öğretisi ile doğrudan alakalıdır ve bu düşüncenin temayüz ettiği yerlerin başında meslek odaları veya baroları gelmektedir ya da en azından gelmelidir. Zira Türkiye'de sık sık gündeme geldiği üzere meslek odaları veya barolar, çoğu zaman mesleğin gelişimi için planlanacak eğitim süreçlerinden uzakta, tam olarak etkin ve verimli olmayan, belli noktalarda ve belli alanlarda meslekle doğrudan bağlantısı olmayan bir takım politik çalışmaların yapıldığı yerler haline gelmiştir. Başka bir ifadeyle meslek odaları veya barolar, istisnalar hariç olmak üzere ilgili mesleklere dünya ölçeğinde bir vasıf, nitelik, kimlik, etki alanı, verimlilik, güçlü ahlaki değer yargıları ve meslek mensupları arasında mesleki dayanışma kazandırılmasından ziyade ideolojik kamplaşmaların odak noktalarına dönüşmüştür. Bu gözlemin, söz konusu ideolojik veya politik kamplaşmanın hangi siyasi taraf lehine olduğunu asla gözetmeksizin var olduğunun altını çizmek istiyorum.
YAPISAL YÖNETİM SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI
Türkiye'de meslek odalarının veya baroların asıl fonksiyonlarından uzak bir şekilde faaliyetlerini icra etmelerinin en temel sebebi yapısal sorunlardır. Buradaki sorunlarımızın başında, meslek odalarımızın veya baroların en başta değinmiş olduğum ilk mevzuatının yapılması sırasında dernek mevzuatına benzer bir anlayış veya mantıkla hareket edilmiş olmasıdır. Bu bağlamda meslek odalarının ve baroların mevzuatı yeniden gözden geçirilmelidir. Meslek odalarının ve baroların temel problemi temsilde adalet ve buna bağlı olarak yönetim problemleridir. Yönetim problemiyle kastedilen, seçimlerde sadece bir grubun kazanması ve kaybeden grubun yönetime dair her şeyi kaybetmesidir. Grup kelimesi vurguyu hak etmektedir; zira meslek odalarının veya baroların yönetimleri çoğu zaman meslek mensuplarının demokratik çoğunluğunun iradesiyle desteklenen kadrolardan değil, kemikleşmiş belirli odaklardan veya kliklerden müteşekkildir. Yönetim seçimlerinde kazanan grup ya da klik hem denetimi hem de yönetimi eline geçirmektedir. Güncel olarak ne faaliyet denetimi ne de mali denetim bu yapılanma sebebiyle amaca uygun olarak yapılmaktadır. Tam aksine çoğu kez denetimin amacı açıkları kapatma işlevi görmektedir.
Dünyadaki uygulamalarına bakıldığında artık temsilde adaletin olduğu ve bunun yanında etkin denetim mekanizmalarının inşa edildiği meslek odaları ve barolar mevcuttur. Bu örneklerden hareketle ülkemizde de meslek odalarının veya baroların yönetimi daha önce pratiği yapılmış ülke yönetim sisteminin mikro hali olarak tasarlanabilir. Öncelikle, karar mekanizması olarak en az dört ya da beş yıl görev yapmak üzere, üye sayısı esas alınarak oluşacak “meslek odası-barosu meclisi” seçimi yapılmalıdır. Bu yaklaşımın benimsenmesi halinde seçime giren her grup, gücü oranında mecliste temsil edilerek “temsilde adalet” sağlanmış olacaktır. Seçilecek olan meslek odası veya baro meclisinin kendi içerisinden seçeceği başkan ve yönetim kurulu üyeleri de icra makamını oluşturmalıdır. Gruplar arasında tam veya kısmi uzlaşma ile seçilecek yönetim kurulu da meslek odası meclisine karşı sorumlu olacaktır. İcra makamı olarak başkan ve yönetim kurulu ile icra makamını denetleyecek olan denetim mekanizmasının da meslek odası veya baro meclisinin olacağı bir sistem, meslek mensuplarının tüm güncel taleplerinin yansıtıldığı ve bu taleplere uygun hareket edenlerin yönetme yetkisini kazandığı bir uygulamaya imkân verecektir. Bu konuda çok daha ayrıntılı ve kapsamlı önerilere Fakülteden Adliyeye Yargının Yeniden Yapılandırılması isimli kitabımda yer verdim.
İSTANBUL BAROSU ÜZERİNDEN BİR ÖRNEKLEM
Yukarıda meslek odaları için öngörmüş olduğumu yönetim sistemini, bir meslek odası olan Barolara da tatbik edebiliriz. Bu bağlamda Meslek Odası veya Baro Meclisinin ve Yönetim Kurulunun oluşumu için öngörmüş olduğumuz sistemi okurların zihninde somutlaşması amacıyla örneklem olarak 2018 İstanbul Barosu seçimlerine uyguladığımızda şu sonuç ortaya çıkmaktadır:
Aşağıdaki tabloda 2018 yılındaki seçim sonuçlarına göre
Baro Meclisinin oluşumu örneklendirilmiştir
* Değişik ülkelerde ki sistemler ile İstanbul Barosunun avukat sayısı göz önüne alınarak Baro Meclisi üye sayısının yönetilebilir sayı olan 80 olarak belirlenebileceği düşünülebilir.
İHTİSAS ODALARINA İHTİYAÇ
Diğer yandan meslek odası veya barosu meclisinin altında belirli kriterlere sahip, alanında tanımlanmış ihtisas yapmış yada tecrübe elde etmiş olan meslek mensuplarının üye olacağı “ihtisas odaları veya baroları” kurulmalıdır. Örneğin; Tabipler Odası’nın altında Kardiyoloji Odası, Ortopedi Odası veya İstanbul Barosu’nun altında Ceza Hukuku Barosu, Ticaret Hukuku Barosu gibi uzmanlık kurumlarına yer verilmelidir. Böylece meslek içinde ihtisaslaşarak mesleğin gelişiminin önü açılmalıdır. Bugün bu ihtiyacı imkanlar ölçüsünde ihtisas alanlarına göre kurulan dernekler karşılamaya çalışmaktadır; ancak bu uğraşıların istenen amaca tam olarak ulaştıkları söylenemez.
Bu kısa yazıda değindiğimiz birkaç kurumsal ve yapısal değişiklik dahi meslek odalarının veya baroların temel misyonu ve vizyonu olan veya olması gereken meslek mensuplarının hayat boyu eğitim ve öğrenimini yapmasına yardımcı olması sayesinde mensuplarının bilgilerinin sürekli güncellenmesi ve belirli bir alanda uzmanlaşması ile mesleğin kurumsallaşmasını sağlayacaktır. Bunun sonucunda oluşacak devinim neticesinde meydana gelecek katma değer ile buna bağlı olarak elde edilecek yüksek gelir ve oluşacak sinerji ile mesleğin inkişafına, oluşacak oda veya baro meclisi sayesinde meslektaşlar arasındaki ilişkide demokratik bir geleneğe, farklı yaklaşımlara sahip olan meslektaşların fikirlerini tartışacakları, birbirlerini tam olarak anlamlarına imkanı veren bir ortama, dünya ölçeğinde rekabet edecek saygınlığın kazanmasına vesile olacaktır. Bütün bu uğraşıların sonucunda doğal olarak ülkemizin ihtiyacı olan nitelikli insan kaynağı havuzuna da eşsiz bir katkı sunacaktır.