DAR-ül HARP
Türkiye Büyük Millet meclisi açıldı. Ama MHP lideri Bahçeli yoktu. Karsın 48 km. dışındaki tarihi Ani harabelerinde bir intikam (isterseniz ‘mütekabiliyet’) namazı kılıyordu. Bu, MHP, milliyetçiliğinin durduğu yeri göstermesi bakımından oldukça öğretici bir davranış. 20. yy.ın başlarından (Ermeni tehcirinden) beri kapalı ve kendi haline bırakılmış olan Van Gölü üzerindeki ada kilise Ahtamar ve Trabzon yakınlarındaki Sümela manastırlarının tamir edildikten sonra bir gün bile olsa törensel ibadete açılması MHP yönetimini çok rahatsız etmiş görünüyor. Bu rahatsızlığı sayın Bahçeli şu cümlelerle dile getirmiş: "Türk milleti parçalanmak için Anadolu'ya gelmedi. Anadolu, Ahtamar'ın yeniden ibadete açılması ya da Sümela Manastırı'nın faaliyete geçirilmesi için fethedilmedi. Gerekirse yeniden fetih için yollara düşeriz"… “Bin yılda oluşmuş olan harcı, birileri ayrıştırsın diyerek ve geldiğimiz yere bizi göndermek için sürekli pusuda bekleyenler sırf alkışlasın diyerek Anadolu’ya gelmedik.”
Önce bu tedirgin beyanlarda adı geçen ibadethaneler hakkında kısa bir bilgi sunayım sonra da bir içerik analizi yapmayı deneyeyim: Namaz kılınan, daha doğrusu harabe olduğu için yere seccadeler serilerek dışında secdeye varılan yer, Meryem Ana (Surp Asdvadzadzin) Ani Katedrali. Ermeni kralı Kral Simbad II zamanında, yapımına başlanmış, Kral Kakig I’in (898-1020) eşi Kraliçe Gadalina tarafından 1001 yılında tamamlanmıştır. 1064'te Alparslan tarafından fethinden sonra üzerindeki haç indirilerek Fethiye Camii'ne çevrilmiştir. İleriki zamanda Ani terk edilmiş ve kentten arta kalanlar harabeye dönüşmüştür. Cumhuriyet bu kültürel mirası benimsememiştir.
Sümela Manastırı Trabzon İmparatorluğu (1204-1461) zamanında yapılmıştır. Konstantinopolis'in Latinler eline geçmesi üzerine, Trabzon'a sığınan Bizans tahtının varisi Komnenos Hanedanına mensup David ve Aleksios Komnenos tarafından kurulan bu devlet, 257 yıl varlığını korumuştur. Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkentinin Latin işgaline uğramasının ardından kurulan üç Bizans hanedan devletinden (diğerleri, İznik İmparatorluğu ve Epir Despotluğu) birisidir. Trabzon İmparatoru Alexius III. Komnenos'un (1349-1390) Sümela manastırının gerçek kurucusu olduğu sanılmaktadır.
Aktamar Adası’ndaki Surp Haç kilisesi, Kudüs'ten İran'a kaçırıldıktan sonra 7. yüzyılda Van yöresine getirildiği rivayet edilen Hakiki Haç'ın bir parçasını barındırmak maksadıyla Ermeni kralı I. Gagik'in emriyle 915-921 yıllarında Mimar Manuel tarafından inşa edilmiştir. Mimari açıdan Ortaçağ Ermeni sanatının en parlak eserleri arasında sayılır.
1915 tehciriyle cemaatini kaybeden kilise doğu Anadolu’daki bir çok başka Ermeni anıtı gibi kendi kaderine terkedilmiştir. Aktamar Kilisesi (pek çok benzeri gibi) 1951'de hükümet emriyle 25 Haziran 1951'de yok edilirken, durumu tesadüfen öğrenen o dönemin genç gazetecisi Yaşar Kemal'in müdahalesiyle yıkım işlemleri durdurulmuştur.
Bu kısa bilgiler iki şeyi açığa çıkarıyor: Biz çok zengin ve farklı renkler içeren bir kültürün mirasçısıyız ama ya bunun farkında değiliz ya da siyasi nedenlerle inkar ve red etmişiz. Bu inkar ve red o kültürel zenginliğin özneleri olan halkların bu ortak vatandan sürülüp çıkarılmasına varmış. Birlikte yaşamanın sağlayabileceği hoşgörü, ve birlikte yaşama kültürü (siyasetteki yansıması, çoğulcu demokrasi) pek gelişememiş.
MHP’nin temsil iddiasında olduğu milliyetçilik bir ülke (tüm yurttaşları kucaklayan) milliyetçilik değil. Türk soyu ve Sünni Müslüman akidesine dayalı bir indirgemecilik. Sn. Bahçelinin sözünü ettiği “harç” gerçekten herkesi yoğursaydı bu ülkenin tarihsel halkları ve inançları arasında ayırım yapılmazdı. Harcı bozanı başka yerde arıyor olmayalım?
İkinci dile getirilen endişe de kılıcımızla baş eğdirdiğimiz ve uzaklaştırdığımız halkların bir gün ansızın gelmeleri (tarihi kiliselerdeki tek günlük ibadetleri öyle anlıyor) eski vatanlarını sahiplenecekleri ve bizi de “geldiğimiz yere gönderecekler”i beklentisi. Bu değerlendirmenin bilinçaltında bizim hala buralarda geçici olduğumuz var. Bu kadar endişe “güvercin tedirginliğinden” de öte bir korku. Milleti mehter marşıyla (Ani’de böyleydi) tekrar cenge davet etmek kendi ülkesinde, kendi haklıya sürekli savaş demek. Kendi ülkesini “dar-ül harp” olarak görmek hiç sağlıklı bir ruh halini yansıtmıyor.