Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sürekli hukuk ve demokrasi diyoruz ya acaba bunların gerçek anlamlarına ne kadar aşinayız? Son haftalarda izlediğimiz çoğu seviyesiz, kimi hakaretamiz tartışmalar sırasında hoş anektodlar da işittik. Biri şuydu: 1980 (12 Eylül) darbesinden sonra birbirlerinin inançlarını ve grup dayanışmasını törpülesinler diye,‘iti ite kırdırma” politikasının devamı olarak sağcılarla solcuları hapishanelerde aynı koğuşlara koymuşlardı. Biri için diğeri komünist (diyemezlerdi de ‘komonist’ derlerdi) veya faşisti. Her taraf rakibinin kendisini nasıl adlandırdığını bilirdi. Ama solculardan biri, sağcı bir gence sen “Turancısın” dediğinde ezber bozulmuş ve o genç grup kıdemlisine “Turan dayı kim” diye sormadan edememiş. İşte uğruna ölünen ve öldürülen ideolojiler hakkındaki bilgi düzeyi.

        İktidarlar (hükümetler demek değil bu) cehaletten ve sefaletten her zaman yararlanmışlardır. Bu nedenle kitlelerin güdülmesi veya harekete geçirilmesini kolaylaştıran otoriteye bağımlılığı hep önemli olmuştur ve acımasızca kullanılmıştır. Bir ülkenin bir sürü doğal zenginliğine ve yeteri kadar büyük olmasına rağmen halkının yoksul ve cahil kalmasının siyasi sebepleri devletin denetimsiz gücü ve hukuku belirlemesi bağlamında düşünülmelidir.

        Hukukun kaynağı bir ülkenin demokratik olmasıyla yakından ilişkilidir. Eğer hukuk bireyler arasındaki ilişkileri ve toplumla yönetim arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar olarak doğmuşsa o ‘toplumun hukuku’dur. Özellikle pazar (ekonomik) ilişkileri ve mukavele güvenliği; bu güvenliği sağlayan yönetimin güvenilirliği esasından hareketle bir dizi kural türetilmişse, hukuk hem toplumsaldır hem de seküler (bu dünyaya ait). Böylesi bir hukuk bireyi, topluluğu (anlaşma hükümlerini) korur, bireylerin, devletin veya yerel otoritenin keyfi davranmasını önler. Demokrasiye ve çoğulculuğa açıktır.

        Ama Pazar ilişkilerine dayanmayan, bireyi ve bireyler arası mukaveleyi güvenceye almaktan çok yönetimin (bir aşamadan sonra devletin) gücünü ve bekasını gözeten hukuk, demokrasiye kapalı ve otoriterdir. ‘Devletin hukuku’ diyebileceğimiz bu hukuk, toplumsal ve kültürel çoğulculuğu benimsemediği gibi demokrasinin esası olan müzakereciliğe (farklılıkların bağdaştırılmasına) kapalıdır. Kuvvetler ayrılığının sözü edilse bile gerçek bir kuvvetler ayrılığı yoktur ve toplum çeşitli hüküm ve mekanizmalarla devletin vesayeti altındadır.

        Başka deyişle devletle toplum arasında egemenliğin kullanımı konusunda sürekli bir gerilim vardır. Egemenliğin kaynağı toplum olması gerekirken, yani kendisi hakkındaki kararları doğrudan alması gereken toplumun bu gücü devlet tarafından kullanılır. Bu hakkı geri almak isteyen toplum, devlet tarafından her zaman ‘bozguncu’ (düzeni bozan), başıbozuk (disiplinsiz) ve kurulu düzene karşı çıkan asiler (hainler) olarak görülmüş ve muamele edilmiştir.

        Böyle gerilimli toplumlar sadece “iç düşman” üretmemişlerdir, ordularını kendi halkıyla devlet arasındaki gerilimde ikincisinin bir iktidar aracı olarak kullanmışlardır. En fazla kullanılan siyasal söylemler, “istikrar” ve “birlik” iken ikisi de tam sağlanamamıştır. Hukuk, sadece yasalardan oluşmaz, devletin gücünü toplum lehine sınırlayan bir kurallar bütünüdür.

        Otoriter devletler ve yaratmış oldukları hukuk, devletin toplum üzerindeki denetim ve yönlendirme gücünü (vesayeti) sürdürebilmek için toplumun sürekli olarak içerden ve dışardan çeşitli tehditler altında olduğunu vurgular. Hep tehdit vardır; toplum kendini savunamaz. O nedenle devlet ve onun kolluk güçleri ‘kurtarıcı’ olarak hazır ve nazır olmalıdırlar. Bu bir bakıma ‘sürekli savaş’ halidir. Olağanüstü durumlar, olağanüstü hukuk gerektirir. Bu hukuk hep devleti korur; çoğu zaman da halkına karşı.

        Bu durumun düşünce özgürlüğünü, çoğulculuğun getirdiği rekabeti ve yaratıcılığı engellediği unutulur. Eğer demokrasi ve hukukun üstünlüğü isteniyorsa, toplum asgari müşterekleri üzerinde uzlaşıp kendi hukukunu “büyük birader” olmadan yapabilmelidir. Umarım referandum sonrası dönemde bu anlayışa uygun bir anayasa oluşturmayı başarırız.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar