Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bir sürü gürültü koparıldıktan sonra işte askeri yüksek komuta kademesinin atama işlemleri tamamlandı. Ülser korkusu taşırken gaz sancısı çektiğimizi anladık. Teamül bozuluyor diye dizlerini dövenler veya bu kavramla siyaset yaptığını sananlar yeni bir güne uyandılar. Uyandıklarında ancak askeri diktatörlüklerde görülen bir kurumsal bağımsızlığın artık sonuna gelindiğini fark ettiler. Üzüldükleri bu mu yoksa bunu mevcut iktidarın gerçekleştiriyor olması mı? Hangisi olursa olsun, mevcut durumun (statükonun) devamından yana olanlar, ülkeyi geri, çatışmalı, otoriter ve gücün hukukuna tabi tutarak dünyadan soyutlayan bir düzenin devamından neden yana olduklarını hepimize açıklamak durumundalar.

        Biraz önce söylenenlerin anlam kazanması için iki şeyi açmak gerek: 1- Teamül ve onun arkasına gizlenen askeri vesayet. 2- Satatükonun devamını istemek ve bunun ülkeye maliyeti.

        Teamül, öteden beri olagelen ve doğruluğu tartışılmayan davranışlar veya alışılmış uygulama demek. Eğer, bir kurumdaki atamalar sadece kurumun kendi iradesine bırakılırsa, o kurum ne ülke yönetiminin iradesine ne de değişen koşullara tabi olmadan varlığını soyut bir mekânda sürdürür. Gerçekle bağlantısını yitirir.

        Bir kamu teşkilatında profesyonel özerklik önemlidir ama bağımsızlık yoktur, olamaz. Profesyonel özerklik o meslek kümesinin kendi alanında mükemmelliğe ulaşması ve dış müdahalelerden arınmış olarak asli görevini yapabilmesi için elzemdir. Ama söz konusu kurum hem görev alanı dışına çıkıyor ve siyaset alanında kendisine özgü dokunulmaz ve etkin bir konum elde etmeye çalışıyor, hem de mesleki verimliliği konusunda ciddi zafiyetler sergiliyorsa, o kurumun hukuk ve kamu teşkilatı içinde olması lazım gereken yere oturtulması lazımdır. Son dönemde olan biten bundan ibarettir.

        Şimdiye dek olmayan veya çok zayıf bir burjuvazi ve işçi sınıfının boşluğunu dolduran, gücünü ve gelirini devletten alan bürokrasi, toplumu yönetmek ve yönlendirmek konusunda rakipsiz bir konum kazandı. Bürokrasi içinde gerek silahlı olması (tehdit gücü olması ve bunu zaman zaman darbeler yoluyla kullanması) gerekse disiplin ve dayanışmanın etkili kıldığı örgütlenmesi sayesinde TSK, bürokrasinin geri kalanı kadar devletin ve toplumun tümü üzerinde kendisi için ayrıcalıklı bir konum yarattı. Ne tercihlerinden, ne uygulamalarından ne de harcamalarından sual edilemez bir statü kazandı.

        Bu denetlenemeyen, üstlendiği terörizmle mücadele tarzının yetersiz kaldığını anladığı son yıllarda “ek girişimler de gerekir” demesine rağmen buna izin vermeyen kurum gerek profesyonel olarak gerekse yetkisi olmadığı halde soyunduğu siyasi rol nedeniyle çok yıprandı. İçinden çıkan birçok grup darbe hazırlıklarıyla afişe oldu. Muharip bir güç olarak, daha önceki Genel Kurmay Başkanı Yaşar, Büyükanıt'ın, "PKK ve Kandil'i BBG Evi gibi izliyoruz" dedikten sonra bu kadar pusu yemesi, personel kaybetmesi, esir vermesi ve alınan saldırı ihtarlarını değerlendirememesi ya mesleki bozukluklara ya da “tehdit algısı”nın devamından siyasi yarar beklentisine bağlandı. Her ikisi de vahimdi.

        İşte bu ortamda darbe girişimleri ile ilişkilendirilen generallerin terfi ve atamalarında ordunun kendi kendine yarattığı dokunulmazlık teamülü bozuldu. Parlamentodaki diğer partilerin itirazına rağmen mevcut hükümet ve Cumhurbaşkanı, aslında var olan ama kullanılmayan yetkilerini kullanma kararlılığını gösterdiler. ‘Uzlaşmazlık’, ‘kriz’, ‘çatışma’ avazeleri sonunda, tabi olması gereken kurum (kısmi irade), ulusal (azami) iradeye tabi oldu. Belki taraflar ve seçmenler tam sonuçlarını tahmin edemiyorlar ama demokratikleşme ve normalleşme doğrultusunda önemli bir adım atıldı. Toplum, tüm kesimleri ve örgütleriyle önümüzde duran uzun ve zahmetli yolculuğa devam etmelidirler. Demokrasi iktidara bırakılmayacak kadar değerli ve hepimizindir.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar