Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “Milletin kafası karışık, neye inanacağını bilmiyor” sözünü bugünlerde ne kadar sık duyuyoruz değil mi? Bir kere mesele inanmak veya inanmamak olmamalı. Bilmek veya doğru bilgiye ulaşmak veya ulaşamamak olmalı. Evet, kafamız karışık çünkü bütün öğrendiklerimiz, bütün ezberlerimiz bozulmuş durumda. Bu durum, adeta büyüdükten sonra ana-babası bildiği kişilerin kendi öz ebeveyni olmadığını öğrenip gerçeklerin peşine düşmüş insanların ruh halini andırıyor. Kimliğimizi arıyoruz; kim olduğumuzu keşfe çalışıyoruz.

        Önce ülkemizde bizden (Türklerden) başkaları da olduğunu öğrendik ve çok şaşırdık. Sonra “bizden” diye tanımlanmayanların büyük çoğunluğunu bu topraklardan sürdüğümüzü (bir kısmına ne yaptığımız saklı kalsın, dedelerimize kem söz söyletmeyelim!), kalanları da başı aşağıda ve kim olduğunu söyleyemez halde tutuğumuzu, onların en kalabalıkları kanlı bir isyan başlattığında, öğrendiğimizde o en engin hoşgörümüze sığmadığı için çok yadırgadık.

        Ama bizi en çok şaşırtan şey, tarihimizi öğrenememiş olmamız, sosyolojimizin kültür zenginliğimizi es geçmiş olması değil, bizi koruyan kolluk kuvvetlerimizin aslında bir meslek örgütü gibi davranmayıp bir siyasal aygıt gibi sürekli iktidar mücadelesi içinde olduğunu keşfetmek. Şimdi darbeleri daha iyi anlayabiliyoruz. Darbelere giden kanlı yolun taşlarının nice canlarla ve acılarla döşendiğini, darbenin ertesi günü kardeş kavgasının nasıl bittiğini sorguluyoruz.

        Süren terörizmle mücadelede çok üstün olan silahlı güçlerimizin neden bu kadar baskın yediğini, esir verdiğini, neden muntazam ve zamanında gelen istihbarata rağmen yeterli önlemleri almadığını sorguluyoruz. Üstelik bu sorgulamayı yaparken artık bu kadar ihmalin bir kasıt mı içerdiğini yoksa düpedüz işleyişinden sual edilmeyen, yöntemleri ve profesyonel verimliliği sorgulanmayan bir teşkilatın algılama, hazırlanma ve uygulama alanında yetersiz mi kaldığını soruyoruz.

        Eğer bu kadar zafiyette siyasi bir motif varsa, yani yurt içi silahlı mücadelenin sürmesi, kolluk kuvvetlerinin siyasette ağırlığının devamı için isteniyorsa, artık mesleki bir sorunun ötesinde, insani ve ahlaki bir uçurumun kenarında yaşıyoruz demektir. Yani kimi bürokratik ve siyasi kurumlar, asli görevlerini aşan bir siyasi ikbal için bu ülkenin kanlı bir çatışma içinde olmasını ve gençlerinin birbirini kırmasını istiyorlar demektir. Mahkeme safahatına intikal etmiş olan Balyoz türü darbe hazırlıklarında seçilen mantık ve yapılan planlama, iktidar için her türlü insani ve ahlaki değerin tüketildiğini sergiliyor. Bunlara şahit olan halkın kafasının karışmaması mümkün mü?

        Bir başka kafa karıştırıcı kavram da “iç düşman”. Ulusun bir bölümü, devlet ve ulusun geri kalanı için düşman haline gelmişse önce neden diye sorulur ve bunun nedenleri anlaşılmaya çalışılır. O küme (ki bazen milyonları bulabilir) ortadan kaldırılmaya çalışılmaz. Bu bir uzvunu kesip atmak kadar acılı ve sakatlayıcıdır. Ama maalesef Türkiye bunu başından beri yapıyor. Hala iç çatışma nedeni olan sorunlarını, sorun üzerinden çözmek yerine sorunluyu yok etmek veya baş eğdirmekle gidereceğini sanıyor.

        Bu yöntem Türkiye’yi, bizi üç şeyden mahrum bırakıyor. 1- Birbirimizi tanımak; farklılıklarımızı olağan karşılamak ve hoşgörünün gelişmesi. 2- Farklılıkları bir tehdit olarak görmeyip bir arada yaşatmaya çalışmak. Bu çabadan ‘uzlaşı kültürü’ türetmek ve farklıkları yok etmek için harcanan kaynakları uzlaşmanın finansmanında insani sermayeye ve gelişmeye yöneltmek. 3- Bunları yapabildiğimiz ölçüde demokrasinin asgari şartlarını oluşturmak ve toplumsal değişim ve küresel dönüşümle birlikte demokrasimizi geliştirmek, ideolojik saplantılardan ve 20. yüzyıl kaygılarını aşmak.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar