Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Eylül ayında Türkiye, bir türlü yenisini yapacak ortak iradeyi sergileyemediği anayasasında yapılacak kısmi değişikliği onaylamak için sandığa gidecek. Sürecin adı referandum ama muhalefet bu süreci bir plebisite dönüştürmek istiyor. Bu iki kavram temelde nasıl ayrılıyor?

        Referandum (latince referendum) genelde anayasa değişikliği, yasaların kabulü ve ya çok önemli meselelerde halkın tercihini veya eğilimini belirlemek amacıyla yapılan oylamadır. Referandumda halkın iradesi idareye doğrudan yansır. Seçmenler, iradelerini delege ettikleri temsilcilerinin gerek anayasa yapma, gerekse yasama yetkisine oylarıyla katılırlar. Temsili demokraside, halkın seçtiği insanlar, kendi aralarında tam bir mutabakata varmazlarsa, siyasi iradenin gerçek sahibine, yani halka giderler, verdikleri veya verecekleri karar konusunda onun reyini alırlar. Referandum budur.

        Plebisit, eski Roma’ya dayanır. Plebler, Roma'da, ayrıcalıklı patriciiler dışında kalan kalabalık geniş halk tabakasıdır. Latince plebiscitum, Plebler meclislerinin aldığı kararlardır. Plebisit genelde yasama organlarının biri tarafından halkın oylamasına sunulan bir sorudur. Bir yörenin veya tüm ülkenin insanlarının bir teklif, hükümet veya yönetici hakkında olumlu veya olumsuz görüş bildirdiği oylamadır. Bu bağlamda plebisit, güven oylaması anlamına gelir. Bu nedenle, günümüzde pek sık kullanılmaz. .

        Hükümet partisi ve “evet” oyu vereceklerini açıklayan Saadet Partisi ile Büyük Birlik Partisi, referanduma sunulan anayasa değişliğini destekleyeceklerini ilan ettiler. Bunlar siyasal yelpazede ülkemizde uygulanan laiklik (ve onunla ilintili uygulamalar) yerine muhafazakâr ve dinsel değerleri temsil eden siyasal örgütler. Laik ve milliyetçi değerleri benimsemiş oldukları varsayılan CHP, MHP be BDP “hayır” oyu verecekler veya referandumu boykot edecekler. Başka bir deyişle referandumu bir plebisite dönüştürecekler. Özetle, tercih belirtenlerin AKP yandaşlığı veya karşıtlığı üzerinden oylarını kullanmalarını isteyecekler.

        Bu durumda ortaya garip bir sonuç çıkıyor. Sırf laik oldukları (veya kendilerini öyle tanımladıkları) için ilerici, reformcu ve demokrat olmaları gerektiği varsayılanlar, demokrasi ve halk iradesi üzerindeki bürokratik vesayeti azaltacak, devletin siyaset sürecindeki belirleyiciliğini geriletecek bir değişikliğe, bu değişikliğe öncülük eden muhafazakâr ve dindar bir parti olduğu için karşı çıkıyor. İyi de bu direniş onları daha ilerici ve demokrat mı yapıyor? Yoksa mevcut vesayet sisteminin sürmesine ve 12 Eylül sürecinin biraz daha yaşamasına mı olanak sağlıyor?

        Çok açık ki Türkiye, demokratikleşme ile devletinin vesayetinde rüştünü bir türlü ispat edemeden yaşlanan çocuklar gibi tam katılamadığı bir siyasal sistemin sürmesi ile hukukun üstünlüğüne dayanan, daha katılmacı bir düzenin kurulmasına giden yolun kavşağında. “Evet” diyenler neden dediklerini herhalde biliyorlar: Siyasetin, onlar adına, kıymeti kendinden menkul (laik oldukları ve devleti daha iyi yönetecekleri iddiasındaki) kişiler tarafından değil, bizzat kendileri tarafından yapılmasını istiyorlar. Bu nedenle azınlık haklarına saygılı bir çoğunluk yönetimi, kuvvetler arasında özerklik ve birbirinin alanına müdahale etmeme ilkesini savunuyorlar.

        Pekiyi, “hayır”cı kamp? Laik oldukları için kendilerini modern; milliyetçi oldukları için kendilerini ulusal çıkarları daha iyi savunduğunu sananlar, 12 Eylül’ün hukuki cenderesinin sürmesi, devletin toplumun efendisi olmaya devam etmesiyle hangi modernliği ve ulusal çıkarı savunuyorlar? Bilemiyorum ama değişimde çağla ilintisini yitirmiş laik elit önderliği ile yönetimde devlet vesayetini savunmanın ne modernlikle ne, laiklikle ne de ulusal çıkarlarla bir ilintisi var.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar