Linç ve hoşgörü
Linç konusuyla ilk kez yurt dışında “Irk ve Etnik İlişkiler” dersini okurken karşılaşmıştım. O dönemde Türkiye’de ne linç vardı ne ırk ve etnik farklılıklar. Yani bunları Türkiye’yi mahvetmek isteyenler daha icat etmemişlerdi. Bu olayların en çok olduğu yer siyahla beyazın iç içe ama eşitsiz ilişki içinde olduğu ABD’de görülüyormuş. Malum, siyah köleler, özellikle güney eyaletlerinde, plantasyonlarda tarım işçisi olarak ölesiye çalıştırılıyorlar.
Neden bu biçare köleler katlediliyorlar; zaten hakları falan da yok?Doğru ama kriz diye bir şey var (o zaman da varmış). Ne zaman çalıştıkları tarım işletmelerinde üretilip, başta Avrupa olmak üzere dünyaya ihraç edilen ürünlerin fiyatı düşüyor veya satışı duruyor, zengin Amerikalı çiftçiler ve işsiz kalan ara tabakalarda yükselen öfke kendisine patlayacak bir mecra arıyor. İşte zavallı siyah köleler kırılabilir eşyalar gibi seri halinde linç ediliyorlar.
Hem el altındalar (ulaşılır mesafedeler), hem horlanan, hem de ‘harcanabilir’ varlıklar. Genç bir öğrenci olarak, yaşam seviyesinin düşmesi ile adam öldürme arasındaki bu kestirme yolu keşfetmenin beni ne kadar şaşırttığını ve ürküttüğünü hatırlıyorum.
Şimdi aynı durum benim ülkemde oluyor. Duyduğum tedirginliğe bir de acı karışıyor. Ne oluyor, neden oluyor? Geçen sene Trabzon’da, şimdilerde birbiri ardına Edirne, Erzincan, Mersin ve Manisa’da (Selendi) patlak veren linç girişimlerine bakınca iki özellik öne çıkıyor: 1) Son yirmi yılda artan göçlerle kültürel-etnik gruplar görünür hale geliyorlar ve kentsel alanlarda iç içe giriyorlar. 2) Söz konusu alanlarda yoksulluk kol geziyor. Göç eden ailelerin yarısı kadarı 700 liranın yani açlık sınırının altında. Mağduriyet ve çaresizlik duyguları, kendilerini ne yaptıklarıyla (başarılarıyla) değil, ne olduklarıyla tanımlamaya zorluyor. Etnik veya dinsel kimlikler öne çıkartılırken bunlar üzerinden türetilen grupçuluk veya milliyetçilik, kümeleri duygusal olarak ayrıştırıyor, aralarındaki ilişkileri geriyor ve onları çatışmanın eşiğine getiriyor. Buna bir de yöneticilerin ve siyasilerin çatışmalara ve linç girişimlerine, “halkın doğal tepkisi” veya “korunma güdüsü” yaftası yapıştırmaları, her türlü ahlaki sınırları ve sorumlulukları silip atıyor. Hoş geldiniz “küçük Amerika’ya”! Bir zamanlar hayalimiz bu değil miydi?
DÜZELTME: Cumartesi günü yayımlanan “Türk Dış Politikası” yazısında “kuvvetler ayrılığı”, “kuvvetler birliği” olacaktı. Özür diler düzeltirim. DE