Neler öğrendik?
Pekiyi, yeni sorular sorulduğunda, yeni yanıtlara uygun yeni bir düzen kuruluyor mu? İşte, ‘zurnanın zırt dediği yer’ burasıdır. Eğer yerleşik düzen, yeni sorular sorulmasına, yani var olan kurumsal yapıyı, uygulamaları ve onu ayakta tutan hukuk sistemini eleştirmeye izin veriyorsa değişime açıktır, yani ‘esnek’tir.
Ama düzen, otoriter karakteri gereği sorgulanmasına olanak tanımıyor ve değişime direniyorsa, ‘katı’dır. Otoriter toplumlarda bir tek ya da ‘büyük anlatı’ vardır ve herkes bu anlatıda yerini bulur ve hizaya gelir. ‘Büyük anlatı’, resmidir, kapsayıcıdır. İçinde bireye ve farklılıklara yer yoktur. ‘Büyük anlatı’, bir resmi tarih tezi, bir de toplum tezi taşır. Bunlar tüm eğitim ve yönetim sistemlerini şekillendirdiği gibi hukuku da belirler. Düşünce hayatında onun dışına çıkılamaz. Toplum hayatında da yurttaşlardan belirli bir kimlik ve davranış biçimine uyması beklenir. Yaşanmışlıklar resmi teze uydurulur. Yaşanmak istenenler resmi süzgeçten geçirilir ve düzenin mantığına uymayanlar süzülüp atılır. Bu, değişime direnen bir sistemdir. Katılığı oranında kırılma (istikrarsızlaşma) riski vardır.
Biz bunu 2009’da galiba anladık. Şimdi düzenin veya sistemin toplumdan yükselen veya dünyadaki gelişmelere uyum sağlama zorunluluğundan kaynaklanan değişim gereksinmelerine yanıt verecek esnekliğe kavuşturulmasını tartışıyoruz. Özetle söylendiğinde, bir ‘simülasyon’ dönemi kapanıyor ve gerçekçilik dönemi başlıyor. Bakalım bu süreci ne kadar düzgün yönetebileceğiz. Kaybettiğimiz 20 y.y. ı ne kadar telafi edeceğiz?
İkinci öğrendiğimiz şey de temel sorun çözme yöntemimizin işlevsizleştiği. Artık ‘iyi yönetim’in mevcut düzeni sürdürmek değil, onu çağa ve ülke gerçeklerine uydurmak, yani değişimi yeni ihtiyaçları karşılayacak biçimde yönetmek olduğunu biliyoruz. Fark ediyoruz ki düzeni sürdürmeyi bir güvenlik sorunu olarak tanımlamışız. O nedenle, her değişiklik bir sapma ve tehdit olarak algılanmış. Oysa güvenlik kavramı çok geniş. İnsani veya yumuşak güvenlik diye bir anlayış var. Adalet, sağlık, eğitim, hukuki eşitlik, barınma ve iş güvenliği vb, onun içeriğini oluşturuyor. Bunlar sağlanınca insanlar sisteme sert şekilde itiraz etmiyorlar. Ama yumuşak veya insani güvenlikten mahrum kalan insanların tepkileri de sert oluyor. İlkini ihmal eden yönetimler de sert güvenlik önlemlerine başvuruyorlar.
Sorunlar, nedenleri anlaşılıp ortadan kaldırılacağına, sorunluların ortadan kaldırılması yeğlenince, çözüm üretilemediği gibi kaba kuvvet (şiddet) resmi politika haline geliyor. Bir süre sonra şiddet, tepeden aşağıya bütün toplumsal dokulara siniyor.