Türkiye'de ilk defa Ulusal Beslenme Konseyi oluşturuldu. 9 bakanlık ve 7 STK'nın katılımıyla oluşturulan konsey beslenme ve sağlık alanında vatandaşları doğru bilgilendirmek için çalışmalar yapacak. Yapılacak çalışmalara ilişkin bilgi veren Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de yaşanan sağlık sorunları, tedaviler, yerli ilaç üretimi gibi konularda önemli açıklamalar yaptı...

 

Ulusal Beslenme Konseyi kuruldu. Nedir bu konsey? İşlevi ne olacak?

İlk defa Ulusal Beslenme Konseyi adında, yönetmelikle kurulan bir konsey oluşturuldu. Ulusal Beslenme Konseyi; 9 bakanlık, 7 sivil toplum kuruluşu, RTÜK ve YÖK temsilcilerinin bulunduğu ve ayrıca kendi alanlarına özgü bilimsel heyetlerin oluşturulduğu geniş bir yapı. Herkes kendine yer yer kimlik vererek beslenmeyle ilgili birtakım farklı yaklaşımlar içinde olabiliyor. Vatandaşımıza doğru bilgilendirmeyi yapabilecek, bu zeminde bilimsel heyetlerin konuyu açık olarak ortaya koyduğu, sağlıklı beslenme okur-yazarlığını artırmaya yönelik en kapsamlı yaklaşım olacak. Bu çerçevede son 6 aydır yaptığımız araştırmanın sonuçları ortaya çıktı; Türkiye’de belirlenen kişilerin kan örnekleri alınarak ve yağ, karbonhidrat ve protein tüketimi de hesaplanarak genel alışkanlıklarımızı ortaya çıkaran bir araştırma yaptırdık.

Kaç kişilik bir araştırma?

15 bin kişilik büyük bir araştırma oldu. Sonuçlarını önümüzdeki birkaç hafta içerisinde açıklamış olacağız. Toplumda obezitenin kadınlarda yüzde 40’tan yüzde 41’e, erkeklerde ise yüzde 20’den yüzde 26’ya çıktığını gördük. Özellikle folik asit, anemi, D vitamini gibi tetkikler de yapıldı. Burada Tarım Bakanlığımızın da gıda zenginleştirilmesi noktasında birtakım önerileri olacak. Dolayısıyla öncelikle beslenme haritamızı, ardından olması gereken yaklaşımı konsey çerçevesinde ortaya koymamız gerekiyor.

Yapılan araştırmaya göre Türk halkı beslenmede ne tür hatalar yapıyor?

Beslenmeyle ilgili yapılan en temel hatalardan biri şeker ve tuz kullanım oranlarının yüksek olması. Bizde tuz kullanım oranı günlük 19 gramdı, bunu 9.9 grama kadar düşürdük. Dünya Sağlık Örgütü ise yüzde 5 gramın üstünde olmamasını öneriyor. Bununla ilgili de fırıncılar, pastacılar, lokantacılar ve aşçılar federasyonlarıyla bir araya geldik. Geçmiş dönemde bu konuyla ilgili gönüllülük esasına bağlı imzaladığımız birtakım sözleşmeler vardı. Burada da hedef, 2023’e kadar bu oranı yüzde 5’lere çekmek. Dünya Sağlık Örgütü, “Kişinin toplam gıdası içerisinde şeker oranı yüzde 10’u geçmemelidir” diyor. Bu konuda da yüksek oranlar olduğunu biliyoruz ve birtakım eylem planlarını devreye soktuk.

 

"TÜRK TOPLUMUNUN 3’TE 1’İ OBEZ, ÇOCUKLARIN YÜZDE 10’U HİÇ SPOR YAPMIYOR"

 

 

Türk halkının en çok yakalandığı hastalıklar hangileri? Dünyaya kıyasla bu anlamda Türkiye’ye has bazı veriler var mı?

Şu an Türk toplumunun 3’te 1’i obez, 3’te 1’i ise fazla kilolu. Dolayısıyla sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam alışkanlığını yoğun şekilde geliştirmek gerekiyor. Çocukların yüzde 10’u hiç spor yapmıyor. Bu oran yüzde 20’sinde 1 saatten az, yüzde 30’unda da 1 saat şeklinde. Çocukların günlük olarak en az 1 saat spor yapması gerektiğini biliyoruz. Hareketli bir toplum değiliz. Toplumdaki hareketsizlik oranımız son 7 yılda yüzde 56’dan yüzde 42.6’ya düştü, bu oran çok yüksek.

 

Peki Türkiye’de obezite neden artıyor? Bunda katkı maddeli birtakım gıdaların tüketilmesinin etkisi mi var? Ya da Türk milleti daha mı çok ekmek mi yemeye başladı? “Erkeklerde obezite artıyor” dediniz. Ne değişti de artıyor?

En önemli iki unsur: sağlıklı beslenememe ve hareketsiz yaşam alışkanlığı. Dolayısıyla bizim bu ikisiyle yoğun mücadele etmemiz gerekiyor.

 

"DAHA ÇOK SPOR YAPANLARI ÖDÜLLENDİRECEĞİZ"

 

Yeni kuşak gençlerde kas yapma merakı başladı ama önceki kuşakların böyle bir alışkanlığı yok. Bakanlık olarak bunu nasıl teşvik edeceksiniz?

Bunu Dünya Sağlık Örgütü’yle birlikte imzalanan Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Yaşam protokolü çerçevesindeki birtakım etkinliklerle teşvik edeceğiz. Burada önemli olan bir alışkanlık kazandırılmasıdır. Kas geliştirmeye yönelik olarak değil, sağlıklı bedene sahip olma amaçlı bir yaklaşım tarzı benimsenmeli. Sadece, “Hareket edin” demekle olacak bir şey değil, bir yaşam şeklidir. Çevre Bakanlığımızla da konuyu görüşüyoruz. Bisiklet alanları, yürüyüş alanları ve rekreasyon alanları gibi birçok faktörün bir araya gelerek bütüncül yaklaşılması gerektiği kanaatindeyim. Yeri geldiğinde birtakım ödüllendirmeler yapabiliriz.

Nasıl bir ödüllendirme olabilir?

Daha çok spor yapanlara hastane randevularında öncelik verebiliriz. Yahut katılım payını düşürebiliriz. Belediyelerle ve Çevre Bakanlığı’yla görüşülerek ulaşımla ilgili birtakım indirimler sağlayabiliriz. Tabii bunun suiistimal edilmemesi için, veriler dijital ortamda takip edilebilir olmalı ve güvenilir olduğundan endişe etmemeliyiz. Dijitalizasyonu önemsiyoruz ve özellikle bu anlamda e-nabız gibi bir sistemimiz de var. Sempatik birtakım ödüllendirmelerin yapılmasının uygun olacağı kanaatindeyim, çünkü obezite ve hareketsiz yaşamın sağlık sisteminin üzerinde her geçen gün korkunç bir yük oluşturduğunu biliyoruz.

 

"TÜKETİCİ NBŞ DEĞİL GERÇEK ŞEKER KULLANAN PASTANELERİ AYIRT EDEBİLECEK"

 

Nişasta bazlı şekeri Türkiye geçtiğimiz yıllarda çok konuştu. Bu konuda önemli bir adım atıldı ve kota ciddi şekilde düştü. NBŞ, bakkaldan, pastaneden, marketten aldığımız hemen hemen bütün tatlı şeylerin içinde var; çoğu zaman farkında olmadan tüketiyoruz. Nişasta bazlı şeker tüketimi daha da düşer mi?

Nişasta bazlı şeker yerine doğal şeker kullanılmasını son derece önemsiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda çok hassasiyet gösterdiğini iyi biliyoruz ve o nedenle de kota yüzde 5’ten yüzde 2 buçuğa düşürülmüş oldu. Bunun önlenebilirliği noktasında toplumun okur-yazarlığını artırıp bu konuda bilinç oluşturmanın son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Aslında biz de vatandaş olarak gittiğimiz her pastanede, o pastayı almadan önce, “Bunda nişasta bazlı şeker mi var, yoksa gerçek şeker mi?” diye sorsak bu da üreticiler üzerinde bir kamuoyu baskısı oluşturabilir.

Zaten bununla ilgili sertifikalandırma işlemine başladık. O sertifikanın olmadığı yerlerde vatandaş nişasta bazlı şeker olduğunu bilecek. Bu sertifikalandırma işlemini gönüllülük esasına göre yapıyoruz. Tuz konusunda sonuç aldığımızı gördük. Şekerde de benzer şekilde sonuç aldığımızı görürsek bu gönüllülük esası devam eder. Vatandaşın da üreticilere baskı yapması önemli. Eğer bu sonuçlar da istediğimiz gibi gitmezse bahsettiğimiz sertifikalandırmayı zorunlu hale getiren bir döneme geçeriz.

 

"ÇOK İLAÇ YAZAN DOKTORLARI TAKİBE ALACAĞIZ"

 

Türkiye’de arkadaşının tansiyon ya da şeker hapını, “Yahu bir deneyeyim, belki bana da iyi gelir” diye kullanan bir kuşak vardı. Antibiyotik kullanımının da neredeyse grip ilacı seviyesinde olduğu bir dönemi de geçirdik. Türk halkı ilaç konusunda ne kadar bilinçli?

Akıllı ilaç kullanımı dünyada giderek artan ve bizim de çok önem verdiğimiz bir konu. Antibiyotikte elde ettiğimiz başarı Dünya Sağlık Örgütü’yle yaptığımız toplantıda bize çok soruldu. Daha önceleri bir reçetede yüzde 35 oranında antibiyotik bulunuyor iken, 2011 yılından beri bu oranı yüzde 25’e düşürdük. Toplamda antibiyotik tüketimi 2011’de 220 milyon kutu iken, aynı oranda devam etmiş olsaydı 270 milyon olacaktı. Şu an ise 170 milyon kutudan söz ediyoruz. Yani 270 milyon kutunun karşılığı olan 3 milyar lira, 170 milyonun karşılığı olan 1.7 milyar liraya düştü. Toplumun bu konuda bilinçlenmesi ve hekim arkadaşlarımızın da hassasiyet göstermesini istiyoruz. Performansın da buna göre şekillendiği bir yaklaşımı önümüzdeki bir iki ay içerisinde devreye sokacağız.

“Çok ilaç yazan doktoru izleyeceğiz” mi diyorsunuz?

Evet. Ortalamayı aşan ilaçlarla ilgili, geri planda bir takibin olduğunu hissettirdiğimiz bir süreç olacak. Her türlü hizmetin dijitalize edildiği ve gerektiğinde uyarılarımızı sempatik bir şekilde yaptığımız bir dönem yaşayacağız.

Ağrı kesici ve antidepresanlarda durum nasıl?

Ağrı kesici kullanımı eskiye göre düştü ama istediğimiz düzeyde değil. Antidepresanların da reçetelerde arttığını fakat eczane tüketiminin bundan da fazla arttığını biliyoruz. Antidepresanı her yerden çok rahat alabiliyoruz. Bu konuda da bir yaygın kamu spotu dahil olmak üzere genel bir çalışmamız olacak. Bununla ilgili hem hekimlerimize hem de vatandaşımıza yönelik bir kampanyamız başlayacak.

 

"ÖNCE AİLE HEKİMİNE BAŞVURAN HASTALARA SONRAKİ ADIMLARDA
RANDEVU ALMADA KOLAYLIK VE KATILIM PAYINDA İNDİRİM SAĞLAYACAĞIZ"

 

Aile hekimliği uygulamasının ne kadar etkili olduğunu merak ediyorum. Halkın yüzde kaçı ilk başta hastaneye gitmek yerine aile hekimine başvuruyor? Bu uygulama gerçekte ne kadar etkili oldu?

Birinci basamak hizmetlerimizi son derece önemsiyoruz. Toplumda aşılamanın en yaygın olarak yapıldığı yer aile hekimleri ve aşılama oranımız yüzde 96’larda. Şu an ortalama 3 bin 100 kişiye bir aile hekime düşüyor. Önümüzdeki 5 yılda bunu 2 bin 700’e kadar düşürmeyi hedefliyoruz. Süreçte her geçen gün aile hekimlerinden ikinci basamak ve üçüncü basamağa gidişin olduğu bir sistem oluşturmak istiyoruz. Önümüzdeki dönemde, aile hekimlerine müracaat edilme sonrası, uzmanlık hekiminden randevu alınması söz konusuysa aile hekimine gidenin öncelik taşıdığı ve katılım bedelinin buna göre daha az alındığı veya alınmadığı bir yaklaşımı da devreye sokmak istiyoruz. Hekim başına düşen nüfusu giderek azalttığımızda da belli bölgelerde bu çalışmayı pilot olarak başlatacağız.

Özel hastanelerdeki fiyatlar konusunda da şikâyetler var. X hastanesinde 500 liraya yaptırdığımız bir testi, Y hastanesinde 2000 liraya yaptırabiliyoruz. Bu konuda bu kadar serbestlik sağlanması doğal mı, yoksa Türkiye’de özel hastane fiyatlarının ucu kaçıyor mu?

Biraz hassas bir konuya değindiniz. Özel sektörümüze bu kadar da haksızlık etmeyelim. Özel sektörün sağlık sektörünün gelişimindeki katkısını görmezden gelemeyiz. Özellikle her geçen gün kamuda özel sektörden daha nitelikli hizmet üretebilecek olan ve şehir hastanelerimizdeki mükemmeliyet merkezlerinin de oluşmasıyla nitelikli hizmetleri kamuda giderek artıran bir sağlık sisteminden bahsediyoruz.

O zaman rekabet artar, fiyat düşer anlamında mı söylüyorsunuz?

Evet, birincisi bu. Özel sektörden de bazı anlaşmalı hastaneler geri ödeme sistemiyle vatandaşımıza hizmet veriyor. Kimi hastanelerimiz de anlaşma yapmadan hizmet veriyor. O hastanelerimizin sayısının da 30’u geçmediğini biliyoruz. Bu hastanelerin de yüzde 90’a yakını yine branş bazlı hizmet anlaşması yapmış durumda. SGK’yla anlaşma yapan hastaneleri vatandaşımızın bilmesini ve belli bir oranla sınırlı olan bir yaklaşımın sürdürülmesini istiyoruz. Bazı hizmetlerden iki katından fazla fark alınamaz. Ama bazı hizmetler var ki bunlardan zaten fark alınmaması gerekiyor. Mesela organ nakli özelde bile yapılırsa fark alınamaz. Son dönemde de SGK kanser cerrahisinden de fark alınmamasına yönelik bir düzenleme yaptı. Sağlık uygulama tebliğindeki rakamlar son 11 yıldır değişmedi. Maliyet esaslı sağlık uygulama tebliğinde düzenlemenin mutlak yapılması, fark alınmaması gereken hizmetlerden de fark alınmaması, yüzde 200’ü aşabilecek olan hizmetlerin alımını da takip ederek önlemek gerektiğini düşünüyorum. Cepten sağlık harcamalarımızın yüzde 19’dan yüzde 17’ye düştüğünü biliyoruz ve bu harcamaların daha da azaltılmasını hedefliyoruz. Verilen hizmetlerin maliyetlerini esas kılarak fark alınmayan hizmet sayısını artırmak gerekiyor. Özel sektörün sağlık uygulama tebliğiyle ilgili eleştirisini, buna yönelik maliyet esaslı bir düzenlemenin yapılmasını, hatta her yıl belli bir endeksle bunun değişikliğinin mutlak gerçekleşmesini ama özel sektörün de fark alınmaması gereken hizmetler konusunda kararlı olması gerektiğini söylemek istiyorum.

 

"DÜNYADA ACİL SERVİSLERE BAŞVURAN HASTA ORANI YÜZDE 10 İKEN,
TÜRKİYE’DE YÜZDE 30. ARTIK GERÇEK ACİL HASTALARI AYIRACAĞIZ"

 

Acil servisler konusu çok tartışıldı. Bütün hastanelerde ücretsiz olacağı söylendi ama özel hastaneler acil serviste hastalardan imza alarak ücretli hale getirmeye çalıştılar.

Acil servislere başvurma oranımız çok yüksek. Dünya ortalaması yüzde 8 iken, bizde yüzde 31-32’lere çıkan bir orandan söz ediyoruz. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Demek ki burada bir alışkanlık meydana gelmiş. Acil hizmetlerden katılım payı almıyoruz; katılım payını poliklinik hizmetlerine gittiğinizde alıyorsunuz. Acil hizmetlerinde bunun da payının olduğunu, hastanın yer yer daha kolay hizmet alacağını öngörerek oraya gittiğini düşünüyoruz. Bu durum acil hizmet alması gereken hastanın da mağdur olmasına yol açıyor. Bu noktada kırmızı, yeşil, sarı alan uygulamasını gözden geçirdiğimiz bir performans sistemini de devreye sokacağız. Acil hizmet almaması gerektiği halde acil servise giden hastamıza, “Siz gidin, randevu alıp öyle gelin” demeden, o hastamıza da yine hizmet veren bir yaklaşımı devreye sokmak istiyoruz. Acil olmayan hastalarımızın, acil hizmet alan hastalarımızın hakkını gasp ettiğini bilmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Bu daha çok akşam saatlerinde oluyor sanırım.

Gündüz saatlerinde de oluyor. Polikliniklerimizin çalışma saatlerini uzatarak akşamki durumun da önüne geçmek istiyoruz.

Poliklinikler kaça kadar açık olacak?

Her hastanenin kendi sistematiği içerisinde gerektiğinde gece 12’ye kadar uzatabileceği bir sistemden söz ediyoruz.

"İLAÇTA YÜZDE 52, TIBBİ CİHAZLARDA YÜZDE 80 DIŞA BAĞIMLIYIZ.
YERLİ ÜRETİMİ ARTTIRARAK BU TABLOYU TERSE ÇEVİRECEĞİZ"

 

Sağlık Bakanlığı olarak Türkiye’de tıp alanındaki bilimsel çalışmaları ne ölçüde destekliyorsunuz? Dünyaya kıyasla Türkiye’de tıp araştırmaları ne durumda?

Bu konuda özellikle üniversitelerimizin bir gelişme içinde olduğunu biliyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin önümüzdeki 4 yılında en çok üzerinde durduğumuz konu sağlıkta yerli ve milli hale gelme. Bunun için Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) adında 7 enstitüden oluşan bir yapımız var. TÜSEB’i teknoloji transferinde önemli bir yapı taşı olarak görüyoruz. Arge’yi yapanı teşvik eden, ürün odaklı, stratejik ürünlerin yapımında, tıp teknolojilerinin geliştirilmesinde gerektiğinde ortaklık kurabilen bir yapıdan söz ediyoruz. Geçtiğimiz hafta TÜSEB’de kişilere özgü tanı ve tedaviyi hedefleyen kişisel ve dönüşümsel tıp alanında bir çağrı yapıldı. Türkiye Kanser Gen Projesi’nin de aktif devrede olduğu, alınan örneklerin analiz edildiği, daha sonra yapay zeka ile bu sonuçların irdelendiği, kişiye özel tedavi ve tanı yaklaşımlarının devreye girdiği bir kişisel ve dönüşümsel tıptan bahsediyoruz. Her araştırmacıya her hasta için 1000 lira teşvik veriyoruz. Bu çağrıyı ilaç, tıbbi cihaz ve benzeri birçok alanda da yapmak istiyoruz. Sanayinin, üniversitenin ve özel sektörün birikimine hakim olan ve gerektiğinde bu potansiyeli fonlayan bir yaklaşım tarzımız olacak.

Bunun sonucunda yerli ilaç üretiminde artış olur mu?

Hedefimiz Türkiye’yi kendi kendine yetebilir ve global piyasayla da rekabet edebilir hale getirmek. İlaçta dışa bağlılığımız geçen yıl yüzde 54’ten yüzde 52’ye düştü. Yani yerli üretim yüzde 46’dan 48’e çıktı. Aşıda dışa bağlılığımız yüksek. Gelecek ay difteri, tetanoz aşısının üretimi ve ruhsatlandırması bitmiş olacak. Önümüzdeki 5 yıllık süreçte aşıları stratejik görüp tamamına yakınını yerlileştirmek istiyoruz. Hatta bununla ilgili Küba, Güney Kore ve Endonezya’ya üst düzeyde görüşmeler yapmak üzere heyetler gitti. Oradan da bize ziyarete gelenler oldu. Cihaz ve tıbbi malzemede dışa bağlılığımız yüzde 82-84’lerde. Bu anlamda bu çağrılar son derece önemli.

Kanserin giderek yaygınlaşmasıyla birlikte SGK’nın karşılamadığı kanser ilaçları çok gündeme geliyor. Bu konuda ne yapacaksınız?

Bu konu çok yanlış değerlendiriliyor. Dünyada geri ödeme sisteminde vatandaşına Türkiye gibi olanak sağlayan bir başka ülke yok.

Yani, “Dünyada kanser ilaçlarını en çok biz karşılıyoruz” mu diyorsunuz?

Sadece kanser ilaçlarından değil, kanser dâhil her ilaçtan bahsediyorum. Ruhsatlı olan ilaçlar dışında, hekimlerimizin yurttaşlarımız için faydalı olacağını düşündüğü ilaçları da yurtdışından temin edebiliyoruz. Bu ilaçlar için geçen yıl toplam 3 milyar lira ödendi. Hasta tedaviye cevap vermediğinde, hastalığın ilerleyen aşamalarında devreye giren yeni nesil birtakım ilaçlar var. İlgili firmalar bu ilaçları ruhsatlandırırken, ilacın hangi basamakta ve ne zaman kullanılması gerektiğiyle ilgili bilgileri de almış oluyor. Bununla ilgili oluşturduğumuz komisyonda hekimin beyanı esas alınarak ilaç dışarıda da olsa getirilmesi için adımlar atılıyor. İlacın uygunluğu söz konusuysa, dışarıda da olsa ödenebilir olduğu bir sistemden bahsediyorum. Müracaat eden hastalarımızın yüzde 90’ına yakınına da uygunluk verildiğini biliyoruz. Dolayısıyla kanser ilaçlarından katılım payı anlamında ne bir fark alıyoruz ne de vermemezlik gibi bir yaklaşım içine giriyoruz. Vatandaşımıza faydalı olduğunu bildiğimiz ve bilimsel heyetin de uygunluğunu kabul ettiği ilaçları temin etme yolunu da açtık.

Daha önce kanser tedavisinde özel hastanelerde fark alınmayacağını belirttiniz, fakat hâlâ farkın alındığı ve kamu hastanelerinde de kanser tedavisinin yetersiz olduğu şikâyeti var. Aynı şekilde organ nakillerinden de fark alındığı ve bunun için de özel hastanelerde tam bir uygulama olmadığı yönünde de yorumlar geliyor okurlarımızdan.

Kemik iliği, karaciğer ve böbrek nakli dahil olmak üzere, bu işlemlerden hiçbir hastanede fark alınmadığını biliyoruz. Bu anlamda kesinlikle bir sorun olmadığını söyleyebilirim. Ama yer yer kanser cerrahisiyle ilgili özel sektörden alındığını duyuyor ve biliyoruz. Özel sektör bu noktada fiyatların maliyet esaslı düzenlenmesini istiyor. SGK tarafından bununla ilgili bir çalışma yürütülüyor.  Fark alınmaması noktasında birtakım düzenlemeler yaparak daha kararlı olacağız. Vatandaşımızın cebinden çıkan paranın her geçen gün daha da azalacağı bir dönemi görmüş olacağız.

 

SAĞLIK BAKANI FAHRETTİN KOCA O İDDİALARA YANIT VERDİ: SAĞLIK BAKANLIĞI HERHANGİ BİR YAPININ VEYA BEYNİNİ BİR YERE KİRALAMIŞ KİŞİLERİN YERİ ASLA OLAMAZ

 

15 Temmuz’un yıldönümündeyiz. FETÖ’yle mücadele önemli olduğu gibi FETÖ’den boşatılan yerlerde başka tarikat ve cemaatlerin etkili olmasının önlenmesi de önemli. Bu anlamda Sağlık Bakanlığı’na ilişkin iddialar var. Sağlık Bakanlığı’nda Menzil tarikatının etkili olduğu iddialarına ne diyorsunuz?

Vatandaşımız hizmet verirken ehliyeti ve liyakati esas alarak hareket ettiğimizden emin olsun. Sağlık Bakanlığı herhangi bir yapının veya bir şekilde beynini bir yere kiralamış kişilerin yeri asla olamaz. Böyle bir yapılanmaya asla izin verilmeyeceği konusunda vatandaşımızın içi rahat olsun. Vatandaşımıza hizmet etme gayreti dışında bir amacı olmayan kişileri istihdam ediyoruz.

Ya Suriyeli sığınmacılara hastanelerde öncelik tanındığı iddiaları?

Kesinlikle öyle bir durum söz konusu değil. Belki vatandaşlarımız kendisinden önceki hasta isimleri arasında Suriyeli bir hastanın adını gördüğünde bu duyguya kapılıyor olabilir ama herhangi bir ayrıcalık kesinlikle söz konusu değil.

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

BU EKRANI KAPATMAK İÇİN TIKLAYIN!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!(3)
* Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • veli29732019-07-19 14:39:13Doktorlar SGK'nın ödemesinde bulunmayan bitkisel gıda takviyeleri de yazıyor. Bunları yazmaları engellensin 1000 mg antibiyotiğin yanına hemen bitkisel gıda takviyesini dayıyor. 1000 mg antibiyotiğin yapamadığını şekerli su yapacak :)
  • shogushugu2019-07-19 13:31:46hay aklınla bin yaşa bakanım, herkese yap, hatta polisine öğretmenine de aynı şekilde çalışma sürelerinden düş ama yeter ki spor yapılsın takip edilsin
  • dr_korhan@hotmail.com2019-07-19 12:04:39Yıllardır belirttiğim ve bakanlığa mail atarak yazdığım bir projeydi bu. Spor yapan sigara içmeyen alkol kullanmayan kilosu yerinde kişilere SGK payından indirim ve böylece maaşlarında dolaylı artış en önemli hususlar. Çipli kimlik kartları ile bu çözülebilir