Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Son günlerde kebapçı Bedri Usta'nın adını çok duymaya başladım. Önce "Uyanık birileri adının sonuna 'usta' kelimesini ekleyip bir yer açtı herhalde" diye düşündüm. Çünkü bazen bunu yapıyor yatırımcılar. Adının önüne 'usta' kelimesini ekleyince olay bitti diye düşünüyorlar. Mekânı sıkça duymaya başlayınca "Bakalım gerçek usta mı?" diye bir fırsat yaratıp Çiftehavuzlar'daki Bedri'ye gittim. Fakat, hikâyelerini dinledikten sonra tüm önyargılarım yıkıldı. Bedri Usta'nın arkasından tam bir kebap mucidi çıktı.

        Efendim herkes bilir; Adana'da 'Yüzevler' diye çok meşhur bir kebapçı vardır. Bedri Usta, o meşhur kebapçının kuruluşunda yer almış meğer. Aslında Yüzevler bir aile kebapçısıdır. Dokuz kardeşler. Aydoğdu Kardeşler, bir araya gelip Yüzevler'i açıyor. Kardeşler arasından Selahattin Aydoğdu, asıl patron; Bedri Usta da mutfak bölümünde hünerlerini sergiliyor. Daha sonra Bedri Usta, kardeşlerinden biriyle hisse konusunda anlaşmazlık yaşıyor. O da ceketini alıp çıkıyor. Bu arada Yüzevler büyüdükçe büyüyor. İstanbul'da Anadolu ve Avrupa'da da birer şube açıyorlar.

        Bedri Usta, "Bende bu sanatkârlık varken her yerde iş yaparım" deyip yola çıkıyor. Sonra benim de çok sevdiğim Siret Derman'la birlikte bir yer açmaya karar veriyorlar. Bedri Usta'nın şimdi bulunduğu Çiftehavuzlar'da birçok mekân açılmış ama hepsi tek tek kapanmış. Bedri Usta duyduğu tüm olumsuzluklara rağmen "Benim aradığım yer burası" deyip yola çıkmış. Kısa sürede Anadolu yakasında isim yapmış. Bedri Usta, üzerinde önlüğüyle masaları tek tek geziyor ve her şeyi yerinde kontrol ediyor. Bir kere çok doğal ve hoşsohbet biri. Çalışanlardan biri gibi, tüm masaları dolaşıyor; servis veriyor. Bedri Usta'nın salonda olması lezzeti daha da artırıyor bana sorarsanız...

        HER ŞEY ADANA USULÜ

        Servis konusunda da başarılılar. İsterseniz sadece bir lahmacun yiyin masaya öyle bir yeşillik geliyor ki anlatamam... Masa manav dükkânına dönüyor bir anda. Bedri Usta, kebabı tam anlamıyla yöresel şekliyle sunuyor. Mekân, "Adana usulü kebap yemek istiyorum" diyenlere hitap ediyor.

        Bu arada Bedri Usta'nın namı kısa sürede Avrupa yakasına da ulaşıyor. Avrupa yakasından da birçok kişi Bedri Usta'da yemek yemek için Anadolu yakasına geçiyor. Bence Bedri Usta, çizgisini bozmazsa önümüzdeki yıllarda daha da iyi bir marka olacak...

        İçinden kıl çıkan yemeğe son

        Yemeklerden kıl çıkması, ne yazık ki şu zamanda hâlâ yaşadığımız bir şey. Yıllardır bu soruna kimse çözüm bulamadı. Bizzat şahit olduğum birçok kıl olayı var. Hatta bir keresinde garsona "Ben kılsız olanından istemiştim" diye takılmıştım. Bu yüzden birkaç mekâna da gidemez oldum. Hâlâ birçok ünlü kafede aynı sorun devam ediyor. Durmadan şikâyetler geliyor. 50 TL'ye satılan yemekte altın çıkarsa anlarım ama kıl çıkınca insan biraz kıl oluyor.

        Geçenlerde bu konuyla ilgili çok ilginç bir hikâye dinledim. Size de aktarayım: Konya'da İbrahim Efe adındaki lise öğrencisinin alışveriş merkezinden aldığı ambalajlı dondurmadan kıl çıkmış. Yeni nesil çok girişken. "Ne yapalım, olur böyle şeyler" demiyor. Genç adam hemen Konya tüketici mahkemesine başvuruyor ve ürün bedelinin iade edilmesini talep ediyor, aynı zamanda üretici firmaya 4 bin 850 TL'lik dava açıyor. Mahkeme her şeyi inceliyor, şahitleri dinliyor. Bunun üzerine firma, İbrahim Efe'ye dondurma bedeli olan 2 TL'yi ve bin 500 TL manevi tazminat ödemeye mahkûm ediliyor. Yaşanan olaydan sonra genç adam çok güzel bir konuya parmak basıyor. İbrahim, dondurmadan tiksinmeye başladığını ve psikolojisinin bozulduğunu söylüyor. Burada amaç, talep ettiği şeyler değil. Kıl yüzünden artık çok sevdiği bir yiyecekten tiksinmesiymiş.

        Kısaca şimdi bu sorunun önü açıldı. Artık yemeğinizde kıl çıkarsa dava açmak için haklı bir sebebiniz var. Peki aldığınız tazminat psikolojinizi düzeltecek mi? Tabii ki hayır. Ama en azından kendini bilmez sorumsuz aşçılar ve mekân sahipleri az da olsa cezalarını çekecekler ve eminim artık daha dikkatli davranacaklar.

        "Milyon dolar yatırım yaptık, gerisi önemli değil" deme devri kapandı. Kıl, tüy işine çözüm bulunmadıktan sonra ne anlamı var milyon dolarlık yatırımın. Benim bile kıl yüzünden yiyemediğim iki yemek var. Artık yazmayacağım, direkt dava açacağım.

        Havaalanlarında yiyecek FİYATLARI DİBE VURDU

        SON günlerde yoğun bir şekilde seyahat ediyorum. Eskiden havaalanlarında bir şey yemeye korkardık. Her yerde Papermoon fiyatları uygulanırdı. Bir çay, bir kahve bile o kadar çok pahalıydı ki... En son, TAV işletmeyi almadan önce, iç hatlar gidişte ünlü bir mekânda uçak saatini beklerken beş kişi patates, bira türü şeyler tüketmiştik. Sonra hesabı ben ödemiştim. Gelen hesap öyle böyle değildi. 3-5 bira ve bir patatesin fiyatı neredeyse Papermoon'da 3 kişilik yemekle eş değerdi. O günden sonra bir daha o mekâna ayak basmadım.

        Geçtiğimiz günlerde erken saatte bir uçuşum vardı. Geç kalmamak için kahvaltımı havaalanında yapmak istedim. BTA Havalimanları Yiyecek ve İçecek İşletmeciliği, inanılmaz bir düzen kurmuş. Her şey o kadar hijyenik ve ucuz ki... Üstelik kahvaltının içinde yok yok. Demek ki insan kazıklamanın bir anlamı yokmuş. Darısı diğer kazıkçı mekânların başına.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar