Daha iyi personel bulmak gerekiyor
Şube sayıları giderek artan bazı yeme-içme zincirleri, personel açısından bu büyümenin hakkını veremiyor. Her yeni şube, çok sayıda yeni personel anlamına geliyor. İsterse bin şubesi olsun, personeli ve servisi kötü olan bir mekân, marka değerini yükseltemiyor
TÜRKİYE'DE en büyük yeme-içme zincirinin Mado olduğunu daha önce yazmıştım. Çok çabuk büyüdüklerini ve büyük bir başarı elde ettiklerini hep düşünürdüm. Çünkü konsept tam Türk insanına göre; hamurdan ne ararsan var. Bizim diyetimiz yazın 1 ay sürer, sonra saldım çayıra Mevlam kayıra yaparız. O yüzden Mado ve Saray gibi mekânların daha da çoğalması lazım. Bir sürü kafe var ama Mado ve Saray gibi konseptler çok az. O yüzden açtıkları her yer çok iyi iş yapıyor.
Saray büyüdükçe büyüyor. Mado zaten çok büyük ama büyüdükçe sorunlar da artıyor. Her yeni mekân çok sayıda yeni personel demek. Malum herkes istenilen derecede iyi personel yok diye şikâyetçi. Bunu görmezden gelip mekân üstüne mekân açan yerlere şaşırıyorum. Mado'nun tabii ki bir büyüme hedefi vardır ancak iyi servis ve lezzet verdiği süre içerisinde marka yukarıya çıkar. Sıradan lezzet ve kötü servis sunarsa, isterse bin şubeye çıksın kimseyi ilgilendirmez. Mado'ya çok sık giden biri değilim ama tarzı hoşuma gidiyor. Biraz yerel, biraz modern karışımı; ister istemez etkiliyor.
'ZAMANLA OTURUR' LAFINA GICIĞIM!
Şimdi asıl konuya geleceğim. Mado Emirgan'da devasa bir mekân açtı. İlk bakışta çok güzel. Öyle bir konsept için son derece lüks yapılmış. Geçtiğimiz günlerde yakın bir arkadaşım yeni açılan mekâna gidiyor. Oturup kahvaltı siparişi veriyor. Aradan 45 dakika geçiyor ama siparişten ses seda yok. Sonra sipariş verdiği garsonu bulamıyorlar. Tabii ki arkadaşım bu işe bozuluyor. Alt üstü bir kahvaltı siparişi veriyor ama 45 dakika geçiyor. Şaka olsun diye "Peynir Maraş'tan mı geliyor?" diyor ama tepki veren yok! Sonunda mekânın müdürü geliyor ve "Siparişinizi tekrar alabilir miyim?" diyor. "Sipariş vermiştik" diyor arkadaşım. "Garson girmeyi unutmuş" diyor. Ama aradan 45 dakika geçtikten sonra söylenecek söz mü bu? Arkadaşım tabii ki de mekânı terk ediyor.
Sadece "Kusura bakmayın. Daha yeni açtık" diyor Mado'nun müdürü. Kardeşim ne diye yeni açıyorsun o zaman? Belli bir süre testini yap daha sonra müşteriyi kabul et. "Zamanla oturur" lafına acayip gıcığım. Mekânını oturtana kadar kimseye bedava hizmet vermiyorsun. Zamanla oturması olayı beni hiç ilgilendirmez. Altı üstü bir kahvaltı; hazır peynir, zeytin, reçel ve bal vereceksin. Pişirilecek bir şey yok! Daha bunları servis edemiyorsan; Allah korusun bir menemen istesek demek ki gelmesi bir gün sürecek. O yüzden Mado'nun bir an önce daha iyi personel bulması gerekiyor. "Çok iyi yer yaptım" demekle olmuyor. Bir şubenin kötü olması diğer şubeleri bire bir etkiliyor. Benden söylemesi...
BALIKÇILARA kim 'dur' diyecek?
YAZ sezonunun gelmesiyle birlikte Hisar'dan başlayıp Kuruçeşme'ye kadar devam eden yol, amatör balıkçıların istilasına uğruyor. Binlerce kişi bilip bilmeden balık tutmaya kalkışınca, olan sahil şeridinde yürüyüşe çıkanlara oluyor. Yakında "Birinin kulağı koptu, birinin kafası yarıldı" gibi haberler duyarsanız şaşırmayın! Sahil şeridinde yürüyecek yer yok. Sanki İstanbul'da her yer yürüyüş alanı gibiymiş gibi var olan yerler de gereksiz işgal ediliyor. Sahil şeridinde yürüyüşe çıkan ve o bölgede oturan herkes bu olaydan rahatsız. Şimdiye kadar neden bir müdahale yapılmadığını merak ediyorum. Başkanımız Kadir Topbaş İstanbulluların daha iyi şartlarda yaşaması için elinden geleni yapıyor. Sahil şeridini boydan boya saran binlerce balıkçıya çözüm bulacağına eminim. İnsanlar çocuklarını alıp sahile yürüyüşe çıkamayacak hale geldi. Tuttukları küçücük balıklarla aksamüstü aynı yerde mangal yapıp, rakıyla birlikte ziyafet çekenler var. Odun ateşi yakıp gece semti duman altında bırakanlar da var.
BİR AN ÖNCE ÖNLEM ALINMALI!
Bir keresinde o kadar çok duman yükseldi ki şikâyet etme gereği duydum. Sarıyer Belediyesi'ni aradım, cevap veren yok. Büyükşehir Beyaz Masa'yı aramaya karar verdim. "Sarıyer'i arayın" dediler. "Cevap vermiyor" dediğimde, "O zaman şikâyetinizi iletiyorum" dendi. Karadeniz fıkrası gibi! Ateş söndü, balıklar yendi. Ertesi gün yine ateş yaktılar. Söylediklerim hafta sonu oluyor. Üç gün sonra Beyaz Masa'dan bir mesaj geldi, "Şikâyetiniz alındı, takip ediliyor" dendi. Kendi kendime "Bunlar benimle dalga mı geçiyor?" dedim. Adamın yaktığı ateşin üç gün yanacak hali yok ya! Ben, "Kaçak inşaat yapıyor" demedim ki! Velhasıl olaya çözüm bulunamadı. Rumelihisarı'nda oturan biri olarak erkek halimle zor yürüyorum. Yürüyüş yapan kadınlara laf atılıyor. Bunu, orada balık tutmaya gelen ve kendini bilmeyen birkaç kişi yapıyor. Bir an önce balıkçılara önlem alınmalı! Yoksa çıkacak bir olayda kim sorumlu olur bilemiyorum. Balıkçıların yasak olmasına rağmen balık tutup sonra da rakı sofrasıyla keyif hakkı varsa, bizim de binlerce kişinin hava almak için çıktığı sahilde sorunsuz yürüme hakkımız olduğunu düşünüyorum Sayın Kadir Topbaş...