Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Zaman zaman köşemde eğlence hayatının patronlarına nasihatler verip bir anlamda kendilerine yol gösteririm. Hizmet sektörü hiçbir zaman patron kabul etmez. Eğer bu sektörde iş yapıyorsan her zaman hizmet edeceksin. “Ben patron oldum” dediğin anda hizmet sektörünü bırakman lazım. Yoksa zaten zamanla o seni acımasızca bırakıyor. Yıllar önce, ben daha stajyerken eğlence hayatının Kemal Koç adında bir efsanesi vardı. Zaten o zamanlar eğlence hayatı bu kadar büyük değildi. Bildiğimiz birkaç yer, birkaç da mekân sahibi vardı. Şimdiki gibi her işletmeciye patron denmiyordu. Çoğu zaten altyapıdan geldiği için hemen köşe başlarını tutmuştu. Çapa Ailesi dışında en gözde isim şüphesiz Kemal Koç’tu. Bütün gece hayatı Kemal Koç’u konuşurdu. İlk önce Samsa, daha sonra Julianas, sonrasında Le Select ile zirveye çıktı. O zaman sadece Papermoon, Home Store, Köşebaşı gibi yerler vardı. Kemal Koç’un iki katlı mekânı Le Select öğlen-akşam full iş yapıyordu. Sosyete ve sanat dünyası kapıda kuyruk oluyordu. Çünkü başka alternatif yoktu. Kemal Koç’un da keyfine diyecek yoktu. Kemal Koç ilk iş olarak Kemer Country’de lüks bir villaya taşındı. O zamanlar Mercedes E 200 çok iyi otomobildi. Hemen altına ondan çekti. Hiç unutmam, Beşiktaş’ta Le Boheme diye bir yer vardı. Biz de kapıda, o dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in oğlu Serdar Güreş’i bekliyorduk. Serdar Güreş, o zamanlar Türkiye güzeli Meltem Doğanay’la çıkıyordu. Biz beklerken kapıya son model bir Mercedes yanaştı. Kapı açıldı ve içinden Kemal Koç çıktı. Elinde puroyla havalı bir şekilde içeri girdi. Daha sonra gece muhabiri olarak bu sahneleri sık sık yaşadık. Sonra zaten Kemal Abi de anlatmaya başladı hikâyelerini...

        SOSYETEYLE SAUNA KEYFİ YAPARDI

        Swiss Otel’de işadamlarıyla aynı saunaya girip sohbet ettiğini anlatırdı. Çok geçmeden Kemal Koç için kebap dönemi başladı. Arkası güçlü olan İzzet Antebi’nin babasıyla Venge adında bir kebapçı açtılar. Onun da işleri yolundaydı. Ama çok geçmeden Kemal Koç’u ortaklıktan ayırdılar. Yeni yerlerle birlikte Le Select de son günlerini yaşamaya başladı. Ondan sonra da Kemal Abi ne yaptıysa olmadı. Margaux diye bir yerde çalıştı, olmadı. Sonra kebap işine dönmeye karar verdi. İlk olarak Nişantaşı’nda Komşu Kebap adında bir yer açtı. İlk zaman işleri gayet iyiydi, daha sonra Nişantaşı City’s’in yiyecek-içecek bölümünde Komşu Döner adında bir yer açtı. Hemen sonra Suada’da bu dönercinin yazlık yerini açtı. Çok geçmeden Mehmet Koçarslan’la aralarında bir şey oldu. Oranın ömrü de sadece bir sene oldu. Belki orası devam etseydi, şimdi daha farklı bir yerde olabilirdi. Artık talihsizlik mi başka bir şey mi bilemiyorum. Nişantaşı City’s’deki dönerci kapandı. Herkes gibi o da yönetimle mahkemelik oldu. Sonra Komşu Kebap’ı birilerine devretti. Onlar orada Venge Kebapçısı açtılar. Yani kendi kurduğu marka gelip kendi yerini aldı. Ne acımasız bir sektör olduğunu sonunda kendisi de görmüştür herhalde. Devredince kısa bir süre işsiz kaldı. Şimdi ise, yine çok enteresan kendisini Suada’dan çıkarıp yerine Suada Kebap açan Mehmet Koçaraslan’ın yanında müdürlük yapıyor. Peki neden Koçarslan Kemerburgaz’da yeni açtığı kebapçının başına Kemal Koç’u getirdi?

        KADERİ SIRT ÇEVİRENLERLE KESİŞTİ

        Mekân ne durumda açıkçası bilmiyorum, hiç yolum düşmediği için yorum da yapamıyorum. Ama kaderin cilvesine bakar mısınız; kendisine sırt dönenlerle hep aynı noktada buluşmasına söylenecek bir söz bulamıyorum. Peki Kemal Koç bu hallere gelecek adam mıydı? Bence değildi. Gayet saygılı ve efendi bir kimliğe sahip biridir, ama bulunduğu ortam ve kazandığı para yüzünden kendini kaybetti. O zaman yatırım yapsaydı, bugün Kemerburgaz’da bir kebapçıda çalışmasına gerek kalmayacaktı. Emekliliğinin keyfini sürmek varken yine başladığı yere döndü. Yine bir patronu, yine hesap verdiği birileri var. Nereden nereye! Yeme-içme sektöründe hiçbir zaman “Ben oldum” demeyeceksin, “Ne olacağım?” diyeceksin. İki kişi bunu dedi. Biri rahmetli Ahmet Çapa’ydı. Rahmetli, yapacağını yapmıştı. Son dönemlerde hep gezip tozdu. Neredeyse dünyayı gezdi. Paris-Londra gibi yerlerde evi olduğu için zamanının büyük bölümünü oralarda geçirirdi. İkinci isim ise Celal Çapa’dır. Zamanla kazandığını yatırıma dönüştürdü, şimdi de keyfini sürüyor. Eğlence hayatında patron değil gezen-tozan, hesabını ödeyen bir adam. Artık bu işlerle çok uğraşmıyor. Kira toplayıp bir gün Afrika’ya safariye, bir gün Paris’e Cem Uzan’ın doğum gününe, bir gün Dubai’ye gidiyor; hayatının keyfini çocuklarıyla çıkarıyor. Allah herkese onlar gibi bir hayat nasip etsin. Bu yazıyı niye yazdım diye soracak olan olursa, bir yerleriniz kalkmasın; örnekler var ortada. Aklınız varsa mütevazı olun, bu hallere düşmeyin!

        Cenk Eren hem patron hem şarkıcı

        Yıllardır insanları eğlendiren Cenk Eren, eğlence sektörüne seneler önce girmeye karar verdi. Yanında Ali Sayat ve Sabi Totah gibi duayenleri alıp küçük bir yerde başladı. Şimdiye kadar Cenk Eren'e gitmek sadece bir kere kısmet oldu. Bu yaz Bodrum'da, My Pavyon'da izlediğim Eren harikalar yaratıyor. Herkesin mutlu ayrılması için elinden geleni yapıyor. O gece hiçbir istek şarkıyı geri çevirmedi. Şimdi ise İstanbul'da yeni bir heyecan var Eren için. Etiler'deki yerinden çıkıp sahil şeridinde My Pavyon'u açıyor. Çok yakında açılacak olan mekânda tüm hazırlıklar tamamlanmış. Bence burada da harikalar yaratacak. Gece hayatında onun gibi erken saatte doğru dürüst canlı müzik yapan yer yok. Şimdi herkes My Pavyon'u dört gözle bekliyor. Ben dahil! My Pavyon 5 sene daha full çeker. Aksini iddia eden varsa buradayım. Eren ve Ttotah'ın bir diğer mekânı ise Harbiye'deki Piyasa. Yer küçük. Geçen gittiğimde ağzına kadar doluydu. Piyasa, ilk Türkçe müzik yapan yerlerden. Müşteri kitlesi çok iyi. Ufak olduğu için kapıda 'Adana karpuzu' gibi seçmece müşteriler alıyorlar. O yüzden kalite düşmüyor. Mekân öyle pahalı da değil. Her şey uygun. Türkçe müzik dinlemek isteyenlere tavsiye ederim. Piyasa'da daha önce ne olduğu belli olmayan bir işletmeci vardı. Allah'tan gitmiş. Mekân şimdi daha kaliteli; daha iyi müşteri kitlesi var. Bu işletmecinin transfer olduğu mekân ise sinek avlıyormuş, son aldığım haberlere göre...

        KİM, NEREDE, NE YAPARKEN?

        * Demet Akalın, Alişan’la Bebek Chilai’da akşamüstü kahve keyfi yaparken... Daha sonra yanlarına gelen diğer arkadaşlarıyla geç saatlere kadar sohbet ederken...

        * Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, yakın dostlarıyla Nişantaşı’ndaki Salomanje’ye öğle yemeğine gelirken... Çorba içtikten sonra kahve siparişi verirken...

        * Hadise ablası ve arkadaşlarıyla Nişantaşı Sess’e eğlenmeye gelirken... Alt katta köşe masada oturup içki siparişi verirken... Bir süre eğlendikten sonra mekândan lüks minibüsüyle ayrılırken...

        * Acun Ilıcalı, Hülya Avşar ve diğer ekip arkadaşlarıyla Etiler Papermoon’a öğle yemeğine gelirken... Bahçede büyük bir masaya oturup makarna siparişi verirken... Sonra yan masada gördüğü yakın bir arkadaşıyla selamlaşıp ayaküstü sohbet ederken...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar