Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gitmedim dün işe. Papa gelmiş, AB Türkiye'nin canını sıkmış.. Başbakan Erdoğan "eşim başını açmaz, Allah göstermesin" demiş.. Hepsini boşverdim bir günlüğüne. Uzun zamandır istediğim gibi çektim belden lastikli pazar pantalonumu üstüme, ayağımda el örgüsü patiklerim, oğlumla, evimle, kendimle ilgilendim. Oğlum Uzay'la kahvaltı yaptım, oyun oynadım, evin dolaplarını elden geçirdim, yılbaşı için evdeki küçük ağacı oğlumla süsledim.. Ve kitap okudum. Üslubunu çok sevdiğim ve takip ettiğim psikolog Üstün Dökmen'in "küçük şeyler-2" isimli son kitabını bitirdim. Üstün Dökmen "küçük şeyler-2"de suflörlü yaşamlar, tulumbacı sendromu ve psikolojik düğümlerden sözediyor. Özetlersek "başkalarından sufle alır ve hayatımızı onların yönetmesine izin verirsek, amaçlarımız hedeflerimiz kalmaz" diyor Üstün hoca. Ve toplumumuzda kimseye seçim hakkı tanımayan "suflörlü yaşamların" daha çocukken başladığını anlatıyor. Nefis bir de örnek vermiş: "Kolonya Yönetimi". O kadar güzel yazmış ki aynen aktarıyorum: "Çocukluk yıllarınızı hatırlayınız. Hani misafirlikte elini uzatan büyüklerinizin ellerine kolonya dökülürdü de siz elinizi uzatsanız bile sizin kafanıza dökerlerdi... Siz hayat boyu kafasına kolonya dökülen çocuk rolünden kurtulamazdınız. Elinize değil de kafanıza kolonya döküldüğünde, seçme özgürlüğünüz elinizden alınmış olurdu; yetişkinler ellerine dökülen kolonyayı, yüzlerine, başlarına veya yalnızca öteki ellerine sürebilirlerdi, yani ellerinde seçenekler vardı. Sizin seçeneğiniz ise tekti, kafanızdaki kolonya idi..." Ne kadar çarpıcı değil mi? Üstün Dökmen kafamızdaki kolonya ile başlayan bu sürecin giderek komutla yönetilen hayatlara dönüştüğünü vurguluyor, "kolonya ile başlayarak hayatınızın yönetimi başkalarının eline geçer" diyor. Nasıl da haklı. Neyse ki durum giderek değişiyor. Anne babalar artık çocukarına "adam muamelesi" yapmayı öğreniyor. Ve genlerden midir nedir, artık çocuklar da "yönetilmeye" izin vermiyor. Örneğin ben üç buçuk yaşındaki oğlum Uzay'ın kafasına kolonya döktüğümü hayal bile edemiyorum. Özgürlüğümüzü, tercihlerimizi kısacası hayatımızı "büyüklerin" elinden kurtarsak bile tehlikeler bitmiyor. Bu kez de makina tavuğu olma ihtimalimiz var. Bu tanımlama da Üstün Dökmen'in, "köy tavuğu musunuz, makina tavuğu mu?" diye soruyor hoca: "İki tür tavuk vardır: Birincisi köy tavuğu. Köy tavuğu olmak biraz risklidir ama eğlencelidir. Sizi kedi kovalayabilir, aç kalabilirsiniz ama aynı zamanda özgürsünüzdür, günleriniz keyifli geçer, sağda solda dolanıp durursunuz. Bir de makina tavuğu vardır. Makinada annenizin tüyleri altında değil, lambaların altında gözlerinizi açarsınız dünyaya, kardeşlerinizle birlikte peşinden gidebileceğiniz bir anneniz yoktur. Çok sıkışık biz düzen içinde hızla büyümeye başlarsınız, yiyecek sorununuz yoktur, sahibiniz sizi iyi beslemektedir, kişisel gelişiminize önem verilmektedir. Ancak bu sıkışık düzen içinde size özgürlük de yoktur, piliç dolu alanın öteki ucuna gidip yeni arkadaşlarla tanışamazsınız. Tek dostunuz sürekli kanat kanata durduğunuz çevrenizdeki birkaç piliçtir. Ancak onlar da sürekli olarak kişisel olarak gelişmeye çalıştıklarından sizinle fazla ilgilenmezler..." Kendi adıma ben dünü "köy tavuğu" olarak geçirdim. Evin içinde sağda solda dolanıp durdum. Ancak sizin ( umarım okuyorsunuz!) bu yazıyı okuduğunuz saatlerde bir makina tavuğu olarak muhtemelen İstanbul trafiğinde ter döküyor olacağım. Ama yarın yine tatil! Kendinizi şımartın, kendinize samimi olarak zaman ayırın ve "küçük şeyler"i okuyun... Yazıya Üstün Dökmen'le başladık kızı Tuğcan Dökmen'den bir espriyle bitirelim: "üşeniyorum.. öyleyse yarın..." ******************** Not: Bu gece "Bildiğin Gibi Değil"de Ali Saydam'la Birol Güven'i ağırlayacağız. Yayında görüşmek üzere.....

        ozlemgurses@haberturk.com

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar