X

Günün gelişmelerini anlık takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Takipte Kalın

HT MAGAZİN / Ece SARUHAN

Fotoğraflar: Akıncan ABDAL

Geçtiğimizyıl kasım ayında, Ankara’da, İngiltere merkezli Pearson BTEC uluslararası sertifika ve diploma programlarının yanı sıra, sosyal uğraşı programlarıyla da hizmet veren ‘Okul Serhat Kılıç’ adında bir okul açtı Serhat Kılıç. Nitelikli oyuncular, yönetmenler ve yazarlar yetiştirmek amacıyla kardeşi Sinem Kılıç’la birlikte kurdukları okulun açılışında yanlarındaydım. Serhat Kılıç, mutluluk gözyaşları içinde yapmıştı açılışı, sanatla ufacık da olsa ilgilenen birinin masum insanlara asla zarar veremeyeceğini dile getirdiği konuşmasıyla beni de ağlatmıştı. Bu kez herkes Okul’dan haberdar olsun diye buluştum kendisiyle. O; mutluluktan parlayan gözlerle anlattı, ben gözümde aynı pırıltıyla dinledim. Varını yoğunu bu ülke için umut olan Okul’a yatırdığı için kendisine çok teşekkür ederim.

■ İstanbul’da adım başı bir oyunculuk kursu var. Siz kurs ya da atölye düzenlemek yerine bir okul açtınız ve bunu Ankara’da yaptınız? Neden okul? Neden Ankara?

İstanbul’da insanları ayıklayamayacağımı düşündüm. Ben Türkiye’nin en önemli okullarından birinde okudum. Öğretmenlerim de en iyilerdi. Cüneyt Gökçer, Lemi Bilgin, Çetin Tekindor... Şanslı bir dönemdik. Kendimizi sürekli yenilemeyi bize onlar öğrettiler. Hepsi çok önemli tiyatro adamları ve eğitmenler. Maalesef günümüzde her ekolü, yöntemi bilen, yenisini duyduğunda araştırıp öğrenen ve öğreten insanlar yok. Artık herkes tek başına, çok yalnızlaştık. Bu konuda bir şey yapmak uzun zamandır aklımdaydı. Zamanında İngiltere’de eğitim alabilmek isterdim. Hatta mezuniyet gecemde 2 sınıf üstüm olan Tardu Flordun bana “İngilizcen çok iyi, hemen gitmelisin” demişti. Ama hem bir memur çocuğu olarak babama “Ben İngiltere’ye gitmek istiyorum” diyemedim hem de hemen sahneye çıkmak istiyordum. Ben gidemedim ama Okul Serhat Kılıç’la İngiltere’yi buraya getirdim. İngiliz eğitim sisteminin uluslararası diploma programı Pearson BTEC ile anlaşıp hayalimdeki okulu Ankara’da açtım. Okul’da Prof. Dr. Çiler Dursun, Dilek Tekintaş, Tamer Aykut, Deniz Alp, Çiğdem Ülker, Lemi Bilgin ve Fulya Peker gibi hepsi alanlarında yetkin hocalarımız var.

‘DÜŞÜN, HİSSET, İFADE ET’ DiYORUZ

■ Pearson’ın programını bire bir uyguluyor musunuz Okul’da?

Evet. Dans ve şan gibi onlarda tam olarak yer almayan bölümlerle ilgili de kendi programımızı hazırladık, ortaklaşa çalışıyoruz. Tek fark onlarda hazırlık yok ama bizde 4 ay hazırlık var.

■ Neden?

Eğitim sistemimiz son 20-30 yılda tamamen çöktü. Sanat nedir bilmiyoruz. Atatürk “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur” demiş. Bunu ondan başka söyleyen de yok maalesef. Bir resme bakmayı bilmiyoruz, “Çok sesli müzik” dendiğinde kalabalık söylenen müzik zannediyoruz. Şiir okumakla şiir söylemeyi aynı şey sanıyoruz. Sosyal medyada bir konuyla ilgili paylaşım yapmak istediğimizde o kelimeyle ilgili bir kıta bulup kopyalayıp yapıştıracak kadar şiire ilgimiz. Önce sanatla tanışıklığı sağlamakşart, bu yüzden hazırlık var. Öğrencileri miz bu 4 aylık hazırlık sürecinde ‘Düşün, hisset, ifade et’ dersi alıyorlar. Maalesef artık düşünen, hisseden ve ifade eden bir toplum değiliz. Düşünmediğimiz bir şeyle ilgili his duyamayız, hissetmediğimiz şeyi de ifade edemeyiz. O yüzden bu ders çok önemli.

‘KİMSE KİMSEYI OYUNCU YAPAMAZ’

■ Sohbetimizin başında insanları ayıklamaktan bahsettiniz. Oyuncu olmak isteyenlerle ünlü olmak isteyenleri ayıklamak da çok önemli.

Kesinlikle. Okul’a kabul ettiğim her öğrenci için daha onlar ödeme yapmadan ben Pearson’a ödeme yapıyorum. Diplomalarını Okul’a girdikleri gün alıyorum. Onlardan da çok çalışmalarını bekliyorum. Haftada 3 gün 2 saat çalışarak oyuncu da olunmaz, yönetmen de, yazar da. Kimse kimseyi oyuncu yapamaz. Beni kimse oyuncu yapmadı, hocalarım beni yetiştirdiler ve elime bir deste anahtar verdiler. Bana “Ben bu kapıyı bununla açtım” dediler ama sanat öyle bir şey ki sen aynı kapıyı başka bir anahtarla da açabilirsin. Mesele kendini sürekli geliştirmek, kapıları açacak yöntemleri bilmek. Okul o yöntemleri anlatıyor. Amacı sadece ünlü olmak olanları 3 yıllık diploma programına almıyorum. 484 kişi başvurdu, 150’sini alsam kâr etmiştim ama 3 yıllık diploma programında sadece 25 öğrencimiz var. Verdiğimiz diplomanın üzerindeki yazı da mühür de İngiltere’dekiyle aynı, orada da geçerli. Okul’dan birlikte oynamak isteyeceğim, bizi dünyada temsil edecek sanatçılar çıksın istiyorum. Mülakatta çok seçiciyiz.

■ Örneklerini sık gördüğümüz parası yetenin girip mezun olabileceği bir yer değil yani Okul.

Elbette değil, ben Okul’u ticarethane mantığıyla açmadım. Van’dan gelen Fetullah adında bir öğrencimiz var. Mülakatta yazar olmak istediğini söyledi. 30 yaşında ve Balzac’ın, Tolstoy’un, Dostoyevski’nin çoğu oyuncu arkadaşımın okumadığı kitaplarını okumuş. Bana “Hoca sen beni buraya al, yarın Ankara’ya taşınıp inşaatta ameleliğe başlarım” dedi. Ben Küba’dayken dediğini yaptığını öğrendim. Okul’un başında duran kardeşim Sinem arayıp “Sana sormadan Fetullah’a burs verdim, 4 aydır inşaatta çalışıyormuş” dedi. O kadar duygulandım ki hüngür hüngür ağladım. Fetullah hazırlığı bitirdi, yazarlık bölümünün en iyi öğrencilerinden biri. Okul’da o okumayacak da kim okuyacak? İngiltere’ye gitmeyi hak eden o ve onun gibiler.



‘Sanatçı kendiliğinden yetişir sanılıyor’


■ Öğrencilerinizden Fetullah’a burs verdiğinizi söylediniz. Keşke anata ve sanata gönül verenlere destek olanların sayısı artsa ülkemizde...

Şu an sadece bir dizide oynuyorum, yeni bir reklam filmi yok, son sinema filmimden kazandığım paranın tamamı Okul’a gitti. Buna rağmen 8 öğrenciye burs veriyorum. Ben bunu yapabiliyorsam işadamlarımız, holding sahiplerimiz, yönetim kurulu başkanlarımız da rahatlıkla yapabilir. Alışveriş merkezi giydirmek yerine bir öğrenciye burs verebilirler mesela. Geçenlerde Ankara’da konserim vardı. Sonrasında Ankara’da bulunan bir hastanenin başında bulunan bir beyefendi yanıma gelip “3 öğrenciye burs vermek istiyorum” dedi. Önce kamera şakası sandım. Keşke herkes bu duyarlılıkta olsa. Sanatçı kendiliğinden yetişir sanılıyor ama öyle olmuyor.

‘Sahne değil çok amaçlı salon açılıyor’

■Siz diziden kazandıklarınızı Okul’a yatırdınız. O paralarla tiyatro kuran, sahne açan oyuncular da var. Onlara da ölü yatırım yapan deli muamelesi yapılması ne hissettiriyor size?

Kim ne derse desin, ben dizilerden kazandıklarıyla sahne açan arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Bu ülkede tiyatrosu olmayan illerde konservatuvar var. Oysa konservatuvara ayırdığın bütçenin yüzde 1’iyle sahne açarsın. Ama bizde sahne değil çok amaçlı salonlar açılıyor. O çok amaçlı salonda tiyatro da yapılıyor, düğün de! Çünkü düğünün maddi getirisi daha fazla. Çok amaçlı ne demek ya! Bir tek amacın olsun, onun için sahne aç! Ben o amaca her gün hizmet ederim.

‘Fazla idealistsin ilaca başla’ dediler

■Varınızı yoğunuzu Okul’a yatırdınız. Size “Deli” diyenler oldu mu?

Olmaz olur mu? “Ev almadan okul açmışsın. Bari arabanı yenileseydin” dediler. Oysa ben arabama düşkünüm, arabaya değil. Arsa, gayrimenkul gibi şeylerden de anlamam. Amerika’ya gidip sinema yönetmenliği okuma hayalim vardı, Okul için bu hayalimi erteledim. Ben oraya 2 sene sonra da giderim. Bugüne kadar ne kazandıysam Okul’a yatırdım ve çalışıp yatırmaya devam edeceğim. Bana “Fazla idealistsin ilaca başla” diyenler bile oldu.

■ Hastalık gibi bahsetmeleri ne tuhaf! Bence idealistlik en çok ihtiyacımız olan şeylerden.

Aynı fikirdeyim ve önümüzdeki 30 yıl boyunca da en çok ihtiyaç duyacağımız şeyin şu an unutmakta olduğumuz ideallerimiz olduğunu düşünüyorum. Öğrencilerime çok idealist gelmediğim sürece bence hiçbir sorun yok. Ben ülkeme kendisi dışında hiçbir şey olmaya gerek olmadığını hatırlatacak oyuncular, yönetmenler, yazarlar yetiştirmek istiyorum. Yaktığımız Aziz Nesin’in, yaşarken değerini bilmediğimiz Yaşar Kemal’in, öldükten yıllar sonra topluca anmaya cesaret edebildiğimiz Nâzım Hikmet’in yerleri asla dolmayacak. Onları geri getirmemiz mümkün değil ama akıllarıyla, zekâlarıyla, eserleriyle hayatımızda yeni ufuklar açacak gençlere kendilerini var etme imkânını sunmak elimizde.