Cadı Kazanı
Okuduğum yıllarda Güzel Sanatlar Fakültesi, Ege Üniversitesi’nin kampüs dışındaki birimlerinden biriydi ve EÜ’lü olmama rağmen Bornova’yı bilmeyenlerden oldum.
Bu hareketli ve güzel ilçe İzmir’in yolumun sık düşmediği köşelerinden biri. Geçtiğimiz hafta içinde konser öncesi Bornova Belediyesi Sanat Danışmanı, sevgili dost Ümit Tunçağ, BBŞT’nin (Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu) 20. yılı olduğunu, 16 Mart Cumartesi gecesi Cadı Kazanı oyununun galasıyla bir kutlama yapacaklarını söyleyerek, beni davet etme nezaketinde bulundu.
20. İzmir Avrupa Caz Festivali’nin üst üste konserleri hayli yorucu oluyor. Bu daveti alıncaya kadar cumartesi gecesini dinlenmeye ayırmayı düşünüyordum ama çok sevdiğim bir oyunu oğlumla birlikte izlemenin dayanılmaz çekiciliğine kapıldım ve iş çıkışı galaya gittik.
Oyun öncesi kokteylde İzmir’de kültür ve sanat adına görmek isteyeceğiniz kim varsa, neredeyse tamamını görmek mümkündü. Böyle bir toplulukla birlikte oyun izlemek ne kadar gurur vericiyse yazmak bir o kadar cesaret işi.
Ama sonuçta bir tiyatro eleştirisi yazmayacağım, bir izleyici olarak oyun üzerine düşüncelerimi açıklayacağım diyerek cesaretimi topladım.
Cadı Kazanı, Arthur Miller’ın 1953 yılında yazdığı bir oyun. Siyasi oyun denince sanırım akla ilk gelenlerden.
Miller, ABD’li aydınları kasıp kavuran Mc Carthy dönemini (ki kendisi de yargılanmıştır) 1692-1693 yıllarında Massachusetts’e bağlı Essex, Suffolk ve Middlesex kontluklarında yapılan ve tarihte “Salem Cadı Mahkemeleri” olarak bilinen olaylar çerçevesinde anlatmıştır. Miller oyunuyla ilgili şöyle der:
“Tüm ülke daha dün doğmuş gibiydi. Birkaç yıl önce kimsenin değil unutmak, değiştirilebileceğine bile inanmadığı en asal nezaket kuralları unutulmuştu. Yıllardır tanıdığım insanlar selam bile vermeden yanımdan geçtiler. Şaşırmıştım. Çünkü bu insanlardaki büyük korku bilerek planlanmış, bilinçle yürürlüğe konmuştu. Fakat insanlar yalnızca korkuyu biliyorlardı. Bu kadar içsel ve öznel bir duygunun bu kadar dıştan yaratılmış olması bir mucize gibi geliyordu. Cadı Kazanı’nın her satırının altında bu yatar.”
Onur Erdoğan’ın yönettiği Cadı Kazanı’nı izlerken her şey çok tanıdık geldi. Garip tanıklar, avukatsız mahkemeler, önyargılı kararlar ve sonuçta iftiraya uğrayarak ölüme, yok oluşa mahkûm edilen insanlar. İki saati aşan süresine rağmen oyunu hiç sıkılmadan izlediğimi söylemeliyim. Bence herkes işini çok iyi yapıyor. Yine de Ergün Metin, Melis Caba, Ayşegül Sünnetçioğlu ve Esra Tarhan’ı öne çıkarmalıyım. Kullanışlı dekoru için İlker Şahin, harika kostümleri için Polat Canpolat, oyuna çok şey katan ışık tasarımı için Ahmet Kasap ve İdris Emin ile ses tasarımı ve müzikler için Ozan Gökmen, Gökay Kaçanoğlu ile Utku Gücoğlu övgüyü hak ediyorlar. Ve her şey bir yana oyunun sonunda dekoru kurup kaldıran sahne ekibinin yönetmen tarafından selama çağrılmasından çok etkilendiğimi de söylemeliyim.