Sınıf
Tank, füze, makam arabası vb. hususunda her gördüğü oyuncağı sepete atan müreffeh bir İsviçre bebesinin pembe yanaklarını andıran devletimizin yüzü, iş eğitime gelince Bangladeşli bir yavrunun hüzünlü, kavruk suretine dönüşür.
Nedense eğitim deyince eli pek cebine gitmez; hatta fazla talepkar olursanız o yumuşacık, sıcacık eli kadife eldivenli bir demir yumruk oluverir devletluların.
Çok uzatırsanız kadifeyi de çıkarıp büsbütün demir yumrukla, lastik copla artık eline ne geçirdiyse daldıkları da görülmemiş hadise değildir.
Ancak hakkını yemeyelim, şimdiki cumhuriyet hükümeti son birkaç yıldır daha bonkör davranıyor maarif vekilliğine.
OECD ülkeleri arasında yine sonlarda bulunsa da 10 yıl önceye kadar yüzde 2’ler düzeyinde olan bütçeden eğitime ayrılan pay, son birkaç yılda yüzde 10’ları aştı mesela.
Eğitim için daha çok para harcanmaya başlandı, kabul ama işler iyiye mi gitti, kötüye mi?
İşte orası bir muamma.
Bir yanda şifreler, kopyalar havada uçuşuyor; diğer tarafta çocuklarımız Tuzla Tersanesi’ndeki işçilerle neredeyse aynı risk grubunda yaşıyor, farkında mısınız?
Uşak’taki yatılı okuldan çıkıp fosseptik kuyusunda ölüsü bulunan Umut, hadi gönlümüz elvermese de kabul edelim, kötü kaderin kurbanı oldu.
Peki İstanbul’da okulunda üzerine lavabo düştüğü için can veren Efe’yi hatırlayan var mı? Meğer yaramaz bir çocuk olduğu için başına gelmiş tüm bunlar.
Okul kapıları artık çocuk kapanına dönüştü. Mecaz değil sahiden okul kapıları çocukları kapmakta. Geçtiğimiz yıl Evka 4’te Seyit Şanlı Endüstri Meslek Lisesi’nde, geç kaldığı derse yetişmek isteyen son sınıf öğrencisi Anıl, başının otomatik okul kapısıyla duvar arasında sıkışması sonucu öldü. Anıl, kapıyı açıp kapayacak bir güvenlik görevlisi olsaydı büyük olasılıkla ölmeyecekti.
Menemen’de ise henüz gidemediği ilkokulun önünde oynayan 4 yaşındaki Mehmet Ali’nin, üzerine devrilen okulun demir kapısının altında can vermesinin üzerinden bir hafta bile geçmedi. Mehmet Ali, eğer hırsızların çaldığı demirlerin yerine yenileri konsaydı belki o okula öğrenci olarak girebilecekti.
İzmir gibi metropollerde yerel yönetimlerin, okulların birçok fiziksel ihtiyacını karşılamasına karşın Milli Eğitim, bırakın eğitimin içeriğindeki kaliteyi, okullara takılacak kapı bile bulamamakta; hayret. Demek ki sorun parayı basınca çözülmüyor. Büyük paraları harcamak için büyük kafalar da gerekiyor.