Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Benim nazarımda Türkçe bilenler ikiye ayrılır:

        Sabahattin Ali’den Kürk Mantolu Madonna’yı okuyanlar ve henüz fırsat bulamayanlar.

        Büyük olasılıkla birinciler daha şanslı, ikinciler ise daha kalabalıktır.Oysa sözünü ettiğim, Türk edebiyatının belki de en derin karakterini yaratan eseridir.

        Dıştan kabullenmenin, içten isyan etmenin öyküsüdür.

        “Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçındığımız halde, ilk rastgeldigimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?” diye sorar sözgelimi.

        Böyle böyle içinize işler, şaşırırsınız.

        Raif Efendi’nin küçük dünyasında hapsolmayı özgürlük olarak görmesi, bu akılalmaz zıtlık çıldırtıcıdır. Öyle ki görünen hayatı ne kadar yoksul ve sıradansa iç dünyası o kadar zengin ve sıra dışıdır onun.

        “İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar” der mesela.

        Her sayfasında insana dair farklı bir hal tezahür eder.

        Şimdi bu şaheser, Başbakanlık tarafından oluşturulacak bir bütçeyle Hollywoodyen bir filme dönüştürülecekmiş.

        İlk bakışta hayırlı gibi görünen, iyi niyetli olduğunu tahmin ettiğim bu girişimi ilk duyduğumda ne yalan söyleyeyim ürperdim!...

        Tarihimizin en utanç verici sayfalarından birini oluşturan Sabahattin Ali cinayetini henüz aydınlatamayan devletin, iki yüzlü bir tutumla böyle bir işe girişmesinden değil, neticede ortaya çıkacak “eseri” düşündüğümden ürperdim.

        Bürokratların nasıl bir senaryoyu yeğleyeceğine kafa yorunca içim daha da karardı. Bakmışsınız Maria Puder, Raif Efendi için müslüman olmuş. (!)

        Kısacası ısmarlama bir senaryoyla emir komuta zinciri içindeki bir girişimin kıymetli bir netice vereceğine inanmıyorum.

        Eğer bu konuda gerçekten bir duyarlılık söz konusuysa sinemadaki Türk edebiyatı uyarlamalarına Kültür Bakanlığı’nın bir teşviği düşünülebilir.

        Ama tabii Reşat Nuri Güntekin’in 160 sayfalık Yaprak Dökümü’nün her yaprağından bir bölüm çıkarıp 160 bölümlük dizi yapanlar buna ne der, bilemem?

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar