SIRADAKİ HABER

Habertürk'ten Serfiraz Ergun, tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi'nin aramızdan sessizce ayrılışının detaylarına ilişkin önemli bir mektubu paylaştı. Mektup, Ali Nesin ve Nesin Vakfı'nın yöneticisi Süleyman Cihangir'in, Sururi'nin vasiyetini tüm detaylarıyla ortaya koydu. İşte Ali Nesin ile başlayan, Süleyman Cihangir'in anlattığı o vasiyet...

ALİ NESİN: "ŞÜKRANLA, SEVGİYLE ANIYORUM"

"Babamın sevgili dostları, benim ise çocukluğumdan beri hayranlıkla izlediğim Gülriz Sururi ve Engin Cezzar, bu dünyaya veda etmeden önce, bir dairesinde yaşadıkları Gümüşsüyu'ndaki beş katlı binayı bir kültür ve sanat evi yapılmak üzere Nesin Vakfı'na bıraktılar. Böylece hayatımıza yeni bir yön verdiler. Kendilerini şükranla, sevgiyle, saygıyla anıyorum. Bütün bu süreçte, eski Vakıf çocuğu, yeni Vakıf yöneticisi Süleyman Cihangiroğlu kendileriyle içli dışlı oldu, evlerine girip çıktı, aralarında çok samimi bir bağ kuruldu. Sözü Süleyman'a bırakıyorum..."

 

O ZARİF, O GÜZEL, O İNCE RUHLU KADIN...

Sevgili Dostlar, Gülriz Sururi veda etti. Veda etti ama giderken bizim hayatımızı da değiştirdi. Gülriz Hanım'ın hayatımızı nasıl değiştirdiğini anlatırken, kısacık ama çok değerli, hatta bir lütuf olarak gördüğüm dostluğumuza dair benim de bir iki kelam etmem gerektiğine karar verdim. 

O zarif, o güzel, o ince ruhlu kadını, Gülriz Sururi’yi ilk kez 1993'te  tanıdım. Kısacık uzaktan hatta tek taraflı bir tanımaydı bu. O kısacık anda hayatımıza girip çıkmıştı. Hep böyle kalacak sanıyordum. 

O zamanlar televizyonda A La Luna programını sunuyordu. 23 Nisan günü çocuk bayramı dolayısıyla Aziz Nesin ve Vakıf'tan iki çocuk davet etmek istiyordu. En küçüklerimizden Sema ve Şehriban katılmışlardı o programa. O gün tüm Vakıf ailesi kilitlenmiştik ekrana. Program boyunca gözüm o zarif, o güzel kadındaydı. Ne kadar güzel konuşuyordu. Programı şuradan izleyebilirsiniz:

Aradan yıllar geçti, Gülriz Hanım'ı bir daha görmedim. O sıralar pek sık olurdu bu; biri gelir yüzünü bize gösterirdi, sonra da yok olurdu. Aziz Nesin’den sonra birçoğu hepten yok oldular, sanki hiç hayatımıza girmemişler gibi. 

Sonra 2016 yılının bir Nisan günü arkadaşlarım Gülriz Hanım'ın aradığını söylediler. Meğer unutmamış bizi, hem de öyle böyle değil, önemli bir bağış yapmak istemiş ve aklına biz gelmişiz. Koşa koşa gittim o zarif, o güzel kadını görmek için. 

Uzun uzun sohbet ettik. 1993’teki televizyon programının yapıldığı günü konuştuk, benim de o sırada vakıfta öğrenci olduğumu ve programa katılmayı çok istediğimi söylediğimde şaşırdı, gülümsedi. "Şimdi ise yöneticiliğini yapıyorum Vakfın" dedim, sevindi, "demek Aziz Bey doğru bir şey yapmış" dedi.

"AL BU KİTABI, OKURSUN..."

Aziz Dede'den, anılarından, oradan buradan bir yığın şeyi o kısacık zaman diliminde konuştuk. Bir yandan da zarif bardaklarda çaylar ikram etti. Derken öteki odadan güler yüzüyle Engin Bey geldi. Gülriz Hanım bizi tanıştırdı. Engin Bey, memnuniyetini anlamadığım bir iki sesle gösterdi. Sanki bir tek Gülriz Hanım'ı anlıyormuş gibiydi, Gülriz Hanım benim memnuniyetimi de ona tercüme etti. O samimi gülümsemesi hiç yüzünden eksilmedi ve odasına çekildi. 

Bir süre daha kaldım. Gülriz Hanım'la o dakikaları geçirirken öyle mutlu olmuştum ki o gün zaman geçmesin istiyordum. Ayrılırken elime, -Aziz Nesin’in ismini verdiği- kendi hayat hikâyesini anlattığı "Kıldan İnce Kılıçtan Keskince" kitabını elime tutuşturdu. "Oku ama, bunları hep anlatıyorum orada" dedi. "Okudum zaten" diyememenin utancı yüzüme vurmuş olacak ki "okursun" diye de ekledi. Görüşmek üzere deyip ayrıldım.

"AZİZ BEY GİBİ TÖRENSİZ GÖMÜLMEK İSTİYORUZ"

Birkaç ay sonra -bu arada kitabı okumuştum- yine aradı, konuşacakları varmış, davet etti, gittim. Engin Bey'in rahatsızlığından, kendinden, yaşından söz etti ve sonra bir çırpıda konuya geçti, "Vefat ettiğimizde Aziz Bey gibi törensiz gömülmek istiyoruz" dedi. "Engin’in de isteği bu yöndeydi, sizin Zeynep’le birlikte bu sorumluluğu almanızı istiyorum, mümkün mü?" diye sordu. Belli ki uzun zamandır aklından bunu geçiriyormuş. Tatsız bir konuydu ama kabul etmemek elde mi? Bu bir vazifeydi. "Elbette elimizden geleni yaparız" dedim. Aziz Dede böyle defnedilmişti; Vakfın bu tecrübesinden mi, yoksa sadece güven duyduğu için mi bilmiyorum, ama o bunu uygun görmüştü ve bizim için geri çevrilemeyecek bir görevdi bu. 

Şu günlerde bu anı tekrar tekrar hatırlıyorum. O gün nasıl bu kadar kolay kabul etmiştim bu görevi? Şimdi düşününce daha iyi anlıyorum, insan konduramıyor, o günler o kadar uzak geliyor ki, o kadar emindim ki bu günün hiç gelmeyeceğine.

"SESİ ÇOK YORGUN VE ÜZGÜN GELİYORDU"

Daha birçok isteklerini, dileklerini, arzularını sıraladı, bir daha buluşmak üzere ayrıldım. 

Bir süre sonra tekrar aradı. Sesi çok yorgun ve üzgün geliyordu, Engin Bey'i bir iki gün önce ansızın hastaneye yatırdıklarını söyledi. 'Her şeye hazır olmalıyız' demiş doktorlar. Akabinde aynı günün akşamı Engin Bey'in vefat haberini de yine aynı yorgun sesle kendisi verdi. 

Apar topar defin işlerini yapmak üzere harekete geçtik ve ertesi gün sabah erkenden Engin Bey'in defnini üç beş kişiyle merasimsiz törensiz , olabilecek en sade biçimde gerçekleştirdik.

"BİR FIRÇA BU KADAR MI GÜZEL ATILIR" 

Aynı gün beş gazeteye ilanları göndermek için telefon görüşmeleri yaptık. İşte ilk fırçamı da burada yedim. Bir fırça bu kadar mı güzel atılır! İlanda küçük bir hata yapmıştım çünkü. Neyse ki erken farketmişti, hemen düzelttik. 

Tüm üzüntüsüne rağmen her şeyin dilediği gibi gitmesi yüzünde bir tebessüm oluşmasına neden olmuştu. 

Bizler de halen olayın şokunu yaşarken o, "bir gün aynı şeyleri benim için de yapacaksınız" deyip bizi yeniden hayatın acı gerçeğine çekti. Bu gerçekliğin karşısındaki sağlam duruş yaşla mı oluşuyor, yoksa sadece kimi insanlara mı özgü bilmiyorum. Aynı duruşu Aziz Dede'yi ölümünden bir iki hafta önce arabayla hastaneye götürürken onda gördüm. Ben aracın önündeydim, bir arkadaşım aracı sürüyordu, Aziz Dede ve Ali Abi arkada, acil olarak hastaneye gitmeye çalışıyorduk. Aziz Dede, "Ali o evrakları unutma, şu mektupları şunlara ilet, bak şu işler yarım kaldı sen tamamlarsın" diyordu. Ali abi, "tamam baba merak etme, boş ver bunları, yorma kendini lütfen" diyordu. Bizse önde iki genç yüreğimiz ağzımızda duyuyoruz bu konuşmaları. Aziz Dede günler sonra bu günü özyaşam notlarının arasına kaydedecekti. 

Gülriz Hanım'la görüştüğümüz bu süre boyunca defalarca buna benzer anlar yaşadık, duygulandık, o her seferinde bir iki cümleyle bizi gerçeğe çekti. Sonunda bir gün, "tamam bu bir gün olan olacak belki ama artık konuşmayalım bu konuları, ben çok etkileniyorum" dedim. Ciddi olduğumu görmüş olacak ki yüzünde bir gülümsemeyle peki dedi. 

Yine de hepimizi ilk günden bu güne hazırladı. Hem de kırmadan dökmeden, üzmeden, incelikle. Nasıl defnedilmek istediğinden vasiyetinin nasıl olacağına kadar her bir ayrıntısını tasarladı. 

Öyle ki o sabah kendisini defnederken bile başımızda gibiydi. Fırça yememek için titiz davrandık. Evet, ama sağolsunlar dostları onun yerine fırçalarını atıyorlar, sitemlerini ediyorlar. Neden haber vermediniz diye kızan çok oldu. Dostlarımızın anlamadıkları şu: Bu bizim değil doğrudan Gülriz hanımın kendi kararıydı. Bunu ona nasıl yapabilirdik? Ama eminiz bize kızanlar, sitem edenlerin her birinin bizim yerimizde olsalardı aynı şeyi yapacaklardı, biliyoruz. 

ÖLÜM İLANININ TÜMCELERİNİ O SEÇTİ

Evet bu, Gülriz Hanım'ın bu hayatta en çok yapmak istediklerinden biriydi. Yaşarken her bir ayrıntıyı defalarca kontrol etti. Her bir ayrıntının üzerinden özenle geçti. Ölüm ilanının tümcelerini bile özenle seçti, bizlere sordu. Beğenmedi değiştirdi. Yine sordu ve ellerimize tutuşturdu. Eklemeyi unutmadı: "Ben ölüp defnedildikten sonraki gün bu ilanı dört gazetede yayınlayacaksınız, -gazete kaldıysa- (gülüşmeler.)" 

Metin şöyleydi; 
Veda, 
Gülriz Sururi Cezzar, 
Dünyamızdaki yolculuğunu tamamladı. 
Dilediği gibi dün toprağa karıştı. 

Evet, sevgili dostlar, Gülriz Sururi eşi Engin Cezzar’dan tam tamına iki yıl sonra yine bir ocak günü dilediği gibi toprağa karıştı. Şimdi bizler onun vasiyeti çerçevesinde üzerimize düşeni yapacağız. 

Onun ve Engin Bey’in ismini Matematik Köyümüzde yaşatacağız. Matematik ve Felsefe köylerimizi birleştiren ana yola Gülriz Sururi ve Engin Cezzar Sokağı ismini verdik, hatta şu bir iki günde sokağın tabelalarını astık bile. Yine onların adına Gümüşsuyu'nda yaşadıkları evi ve binayı "Nesin Vakfı Gülriz Sururi ve Engin Cezzar Kültür Merkezi"ne dönüştüreceğiz. 
Bu bizim hayatımızı değiştiren bir proje olacak, sizlerle ve gençlerle daha içiçe olacağız. 

Tahmin edersiniz ki kültür merkezinin de her bir ayrıntısını konuştuk, logosunu tasarladık, logodaki fotoğrafları beğenmedi, yine kendi seçti, gönderdi, değiştirdik. Merkeze yerleşecek özel eşyalar, tiyatro afişleri, kostümlerini bile uzun uzun konuştuk. Son konuşmamızda isimlerinin burada yaşayacak olmasından dolayı ne kadar heyecanlandığını söylerken o kocaman gözleri daha da parlıyordu. 

Gülriz Sururi ve Engin Cezzar dönemi bizim için de, onlar için de yeni bir başlangıç olacak. Artık bizimle yaşayacaklar..."

 

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

BU EKRANI KAPATMAK İÇİN TIKLAYIN!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!(3)
* Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • alpistalp2019-01-07 22:09:03Allah rahmet eylesin böyle ince düşünceli güzel insanların artması dileğiyle ölen birinin arkasından bile siyaset peşinde koşanlar için söyleyeceğim tek şey Allah ıslah etsin.
  • ahmet5042019-01-07 19:48:20suraya yapılan bır yorum onuda yapan insanlıktan nasibini almamış biri
  • eren18642019-01-07 10:27:14ZATEN KİM GELECEKTİKİ .