Habertürk
Yerel Haber Hattı 0536 266 79 69
KONUŞMAYI BAŞLAT
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Tarihinde ilk kez Avrupa şampiyonasına giden İzlanda'nın sıra dışı yükselişi

Euro 2016 yolunda Türkiye kader maçını finallere gitmeyi garantilemiş İzlanda ile oynayacak.

FIFA sıralamasında an itibarıyla 23. sırayı işgal eden İzlanda, bundan 4 sene önce aynı tabloda 124. sıradaydı. UEFA ülkeleri arasında sadece San Marino, Andorra, Malta, Lüksemburg ve Kazakistan’ın önünde yer alıyorlardı.

Euro 2016 eleme grupları kuralarına da 5. torbadan girdiler ancak Eylül ayında oynanan maçlar sonunda liderliğe oturarak turnuvadaki yerini ev sahibi Fransa’dan sonra garantileyen üç ülkeden biri olmayı başardılar. Bu, aynı zamanda tarihlerinde katıldıkları ilk resmi uluslararası turnuva olacak.

Oysa grup maçları öncesi, Türkiye’nin rakibi İzlanda futbolu hakkındaki ortalama bilgisi Eyjafjalljökull yanardağını doğru telaffuz edebilecek kadardı. Hatta Hasan Şaş maç öncesinde “elle topu kaleye götürseler üç defa götürürler.” bile demişti. İzlanda gereken saygıyı ancak karşılaşma sonrasında skorborda 3-0 yazdırdıklarında kazanabildi.

Reykjavik’te, 3-0 mağlup olunan maçta Fatih Terim’in söylediğinin aksine, rüzgâr o zaman Türkiye’nin arkasından eserken İzlanda tarihi boyunca hep rüzgâra karşı oynayan taraftı ama ne bu durumdan şikâyet ettiler ne de Yanık Njall sagasındaki kadercilik ve trajediye teslim oldular. Tarihlerini yeniden yazarak değiştirdiler. Kolay da olmadı, çünkü İzlanda asla değiştirilemeyecek coğrafi şartlara sahip.

Resimlerdeki İzlanda en kıvrak pastoral şairlerin, izlenimci ressamların, masalcıların dahi hayâllerinin ötesinde, gerçek üstü bir doğaya, destanlara sahip ve orduya gerek duymadan yaşayan fantastik bir ülke. Ortasında devasa Vatna’nın uzandığı, buzulları kadar ışık oyunlarıyla süslenmiş gökyüzü, yanardağların zirvesini örten sisin ortasından isyan eden lavları, susmayan şelaleleri, gayzerleri ve kendine has mimarisiyle kadraja sığdığı kadarı bile insanı büyülemeye yetiyor.

Saha ve hava şartları futbol oynamaya elverişsiz

Öte yandan İzlanda’nın bu doğa harikalarının bedelleri de var. Ülkenin % 63’ü kutup bitki örtüsü olan tundrayla kaplı ve sıcaklık çok düşük. İzlanda’nın neredeyse yarısı volkanik çöl. % 15’i buzul ve ekilebilir alanının yüzölçüme oranı % 1.5 civarı. Sadece kıyı şeritlerinde yerleşim mevcut ve oralarda da iklim ekstrem olanlar hariç açık hava sporları yapmayı neredeyse imkânsız hâle getiriyor.

İzlanda’da soğuk hava ve sert rüzgârlar yüzünden futbol oynamak da ekstrem sayılabilir.

Geçen sene İngiltere’den bavulunu toplayıp KR Reykjavik takımına gelen 1996 doğumlu Henry Moyes’un verdiği bir anektoda kulak kabartmak durumun vahametini anlamak için fazlasıyla kâfi.

İzlanda bu yüzden Dünya üzerindeki en kısa sezona sahip. Mayıs ve Eylül arası futbol oynayabiliyorlar. Tundra iklimi sahaları çimlendirmeyi zorlaştırıyor. Ülkenin en eski futbol kulübü olan KR Reykjavik takımı 2000 yılında kazandığı şampiyonluğu çakıl sahada yaptığı antrenmanlarla almıştı. Sahanın olmaması ve iklim koşulları yüzünden futbolcular kış sezonunda haftada 1-2 idman yapabiliyordu. Kısacası, Türkiye’nin eski yıldızlarının balçık saha anıları İzlanda’da 15 sene öncesine kadar tazeydi.

"20 yıl önce futbol oynadığımda, kışın haftada sadece 1 kez antrenman yapabiliyordum. Basketbol ya da hentbol oynayarak kendimi hazır tutuyordum." Arnar Gunnarsson - İzlanda Eğitim Direktörü

Gunnarsson buna mecburdu zira o dönem İzlanda’da 1985 ve 1992 yapımı iki adet suni çim saha mevcuttu. Üstelik kullanılan teknoloji 1988 yılında İngiltere’de yasaklanmıştı.  Ne oyuncu yetiştirecek ne de futbol oynayacak atmosfer vardı. Jupp Derwall, zamanında nasıl Galatasaray’dan çim saha istediyse, İzlanda Futbol Federasyonu (KSI) benzer şekilde ilk iş olarak 7-8 ay süren sezon öncesinin verimli olabilmesi için tesis hamlesine girişti.

Yeşeren sahalar, kapanan topraklar

Rüzgâr, kar ve buzu defetmenin yolu sahanın üzerini kapatmaktı. Yerel yönetimlerle işbirliğine gidilerek futbol salonları projesi tasarlandı ve ilki 2000 yılında Keflavik şehrinde hizmete girdi. Reykjaneshöllin ismi verilen ve nizami ölçülere sahip salonun sağladığı kolaylık ve imkânlar işbirliğini daha da güçlendirdi. Öyle ki, aradan geçen 15 yılda ülkenin çeşitli yerlerine 7 adet daha kapalı futbol sahası yapıldı.

Gylfi Sigurðsson’un henüz 13 yaşındayken FH Hafnarfjörður’dan ayrılıp Breiðablik’e transfer olmasının altında yatan sebep şehirde açılan Fifan isimli 105X68 nizami ölçülere sahip kapalı futbol salonu.

Salonların en önemli özelliğiyse kalitesinden çok işletilme biçimi. Belediyelerin yaptığı bu salonlar Türkiye’de olduğu gibi kiralama yöntemiyle sırf kulüplerin hizmetine sunulmadı. Tüm halka açıldı. Öğrenciler, çocuklar, kadınlar, futbola meraklı herkes kulüplerin kullanmadığı dönemlerde salonları kullanabildi. 2001 yılında ilkinin açılmasının ardından şu an nizami ve 50X70 metre ölçülerinde değişen 33 adet doğal/suni çim saha var. 13X23 metre ve 18X33 metre ölçülerinde 150’den fazla mini saha da cabası ve hepsi aynı prensiple hizmet veriyor.

İzlanda’nın saha yatırımları aynı işbirliği; FIFA, UEFA ve KSI fonlarıyla kesintisiz olarak devam ediyor. Bu sene tesisler için 2015 yılında da 2 milyon TL civarında bir fon aktarılacak, ki bu ülkenin en varlıklı kulüplerinin bütçesinin yarısından fazla. 2008'de iflas etmiş bir ülke için oldukça cömert.

Bütün bunların sonucu olarak 7-8 aylık kış sezonunda profesyoneller dahi eskiden haftada bir kez idman yapabiliyorken artık 6-10 yaş grubu çocuklar haftada 3 kez, 10-14 yaş arası olanlar 4 kez, 14-18 yaş arası gençler 5 kez ve yetişkinler de haftada 6 kez çalışabiliyorlar. Bu rakamlara, üniversite öncesindeki tüm okullarda zorunlu tutulan haftada 2 saatlik beden eğitimi ve 1 saatlik yüzme dersleri dahil değil.

330 bin nüfusla Avrupa şampiyonalarında boy gösteren en küçük ülke olacak İzlanda’da toplam lisanslı futbolcu sayısının 21.508 olması bu şartlarda yadırganmamalı. Örnek alınmalı. Zira Türkiye’de nüfusun binde 3’ü lisanslı futbolcuyken, İzlanda’da bu oran % 7.

Sahalar sadece futbolcu sayısının ve antrenmanların artmasına yol açmakla kalmamış, İzlanda’nın oyuncu kalitesini de ışık hızında yükseltmiş. 13 sene eğitim direktörlüğü yapan Sigurður Eyjólfsson, nam-ı diğer Siggi’nin deyimiyle; eskiden plansız programsız olarak parkedeki idman öncesi asfaltta koşan, kauçuk zeminde fitness yapan, ve ardından çakıl ya da deniz kumu zemin üzerinde top oynayan neslin yerinde sürekli suni ya da doğal çim sahada idman yapan bir nesil var.

Akranes takımının teknik direktörü Gunnlaugur Jónsson bu durumun etkilerini şöyle anlatıyor.

"Salonlar ve sahalar futbolcuların tekniğini çok geliştirdi. Topu alışları, pasları ve topla yapabildikleri farklı bir seviyede."

Jónsson’un haklılığı sadece antrenman sıklığıyla ilişkili değil. Sahaların boyut farklılığı, futsal ve salao Brezilyalı oyuncuların motor becerilerini nasıl etkilediyse benzerini İzlanda da gösteriyor. İzlanda artık sadece iyi fiziğe sahip, disiplinli futbolcu geleneğine sıkıştıralamayacak düzeyde teknik kaliteye sahip hücum oyuncusu da yetiştirebiliyor. Gylfi Sigurðsson, Kolbeinn Sigþórsson, Alfreð Finnbogason, Aron Jóhannsson onlardan bazıları.

İzlanda futbolcuları sahip oldukları çalışkan, iş ahlâkı yüksek ve azimli karakterleriyle, futbol dışında aldıkları eğitim ve lisan bilgileriyle birlikte İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın büyük liglerinde tercih edilir oldular.

Ada’da yetişip ülke dışında top koşturan futbolcu sayısı 100’e yaklaştı. İzlanda’daki en zengin kulüp olan FH Hafnarfjörður’un bütçesinin 1.2 milyon € ve yıllık oyuncu maaşının ortalama 35 bin € civarı olmasının da tabloda katkısı var. Madalyonun öbür yüzündeyse ülkedeki yabancı futbolcu oranı % 15,8 ile Sırbistan’dan sonra Avrupa’nın düşük seviyesine sahip. Ligin yaş ortalaması 24,5 ve bu alanda da Hollanda, Belçika, Sırbistan, Hırvatistan gibi önemli akademi ekollerinin hemen peşindeler.

İzlanda kadın milli futbol takımının yanı sıra Leiknir Reykjavik takımını da çalıştıran Freyr Alexandersson ise bu süreçte iklim dezavantajından kaynaklanan uzun sezon arasını nasıl lehlerine çevirdiklerine dikkat çekiyor.

“Şikayet ettiğimiz uzun kış mevsimi boyunca artık oyuncuları daha iyi olmalarına yönelik çalıştırabiliyoruz. Hız ya da dayanıklılıkları farketmeksizin tüm atletik yeteneklerini geliştirebiliyor, kilo vermelerine ve sakatlıktan dönmelerine yardımcı olabiliyoruz. İzlanda futbolu için paha biçilemez.” - Freyr Alexandersson - Teknik Direktör

Eğitim Şart

İzlanda bu günlere elbette sadece tesisle gelmedi, yanına eğitimi de ekledi. Futbolcuların yetişmesini sağlayan antrenmanların kalite standardı çok yüksek. İzlanda’da 2002 öncesi teknik direktörlüğün eğitim müfredatı 5 farklı seviyeye sahipken ve bir düzene bağlı olmaksızın, bazıları tekrar tekrar rastgele öğretiliyordu. 2003 yılında UEFA eğitimleri temel alınarak yepyeni bir modele adım atıldı.

İzlanda’da profesyonel bir kulüpte yardımcı hoca olmak veya akademi takımlarını çalıştırmak için en az UEFA B lisansı gerekiyor. Eğitim süresi 124 saat. Aynı organizasyonlarda birinci teknik adam olmanın yoluysa buna ilave olarak 120 saatlik UEFA A lisansına sahip olmaktan geçiyor. Ülke genelindeki teknik direktörlerin % 70’inde B, yaklaşık % 30’unda da A lisansı var. Avrupa’da bunun eşi benzeri yok. UEFA lisanslarına sahip toplam teknik direktör sayısı son rakamlara göre 637.

Eğitim ücretleri herkesin katılabileceği seviyede tutularak, zaten nüfusu az olan ülkede potansiyeli olan adayların çemberin dışında ihtimali minimuma indirilmiş. Üstelik federasyon, piramidin en tepesindeki iki ligde mücadele eden kulüplere zorunlu teknik direktör eğitim standartları koymuş. Kıstaslara uymayanlara ceza veriliyor. 2014 yılında düzenlenen seminerlere toplam 760 kişi katılmış ve bu sayı bu sene 1000’i zorlayacak gibi görünüyor.

Bitmedi !

KSI dört ayrı yaş grubu için ayrı ayrı hedefler ve gelişim metodu belirledi ve bunlara tavizsiz bir şekilde uyguluyor. 

FIFA ve UEFA’nın öncülüğünde geçen sene Dünya Kupası'nın teknik yönlerinin masaya yatırıldığı Ulusal Antrenörler ve Teknik Direktörler Konferansı'na bir demeç damgasını vurmuştu.

İzlanda hiçbir zaman şampiyon olamayabilir ama bundan böyle istikrarlı bir turnuva takımı olmaları sürpriz karşılanmamalı. Zira artık teknik direktörlerden ne istediğini bilen, onların öğrencilerine öğreteceklerinin çerçevesini çizmiş, ve teknik direktör adaylarının hangi eğitimi kimden alacağı belirlenmiş bir futbol ülkesi konumundalar.

A milli takım teknik direktörü Lars Lagerback ise eksik olan deneyim açığını 2011 yılından bu yana kapatan ve İsveç’i üstüste beş turnuvaya götürürken gösterdiği taktik sihirleri İzlanda’nın yeni nesil teknik direktörlerine aktarması beklenen isim. Bayrağı da turnuva sonrası 48 yaşındaki yardımcısı Heimir Hallgrímsson devralacak. Türkiye'de bir zamanlar Piontek - Terim ya da Derwall - Denizli arasındaki devir teslim gibi.

Türkiye bugün kazansa bile İzlanda'nın kaybetmeyeceği kesin.