Güzellik üzerine...
KUZEY Güney'in Cemre'sine takmışlar... Öykü Karayel'e.
Neymiş, iki erkeğin, üstelik iki "yakışıklı" erkeğin birden âşık olacağı kadın değilmiş! "Güzel" değilmiş çünkü!
Bunun üzerine dikkat ettim Öykü Karayel'e... Evet ağız bölgesinde bir "sorun" var. Nasıl söyleyeyim, "Kızım, ağzında lokma varken konuşma" diyesi geliyor insanın.
Ama... Tam da bu nedenle güzel Öykü Karayel.
Yakışıyor ona o "kusur".
İlk bakışta çarpan kadınlardan değil ama "baktıkça güzelleşen"lerden. Bu daha avantajlı bir durum; çünkü "güzelliği kanıksanmıyor".
Öykü'nün "kusurlu" güzelliğinin diziye de faydası var. Daha "hayattan" yapıyor hikâyeyi. "Cemre" karakteri de çok hayattan... Öykü'nün oyunculuğu da çok doğal...
Ha, Kıvanç gibi bir yakışıklıya partner olamazmış Öykü!
Arkadaşlar, iki boy fotoğrafını yan yana koyup bakmayacaksınız; hikâyeyle beraber hikâyenin içindeki "Kuzey"le "Cemre"ye odaklanacaksınız!
Hem gerçek hayatta nasıl oluyor bu işler?
"Bir yakışıklıya bir güzel" şeklinde organize mi ediliyor ilişkiler?
Kıvanç Tatlıtuğ'un sevgilisi "dünya güzeli", tamam... Azra Akın "su gibi" hakikaten. Fakat işe bakın onun da ağız yapısı bozuk. Üst çenesi önde. Ama bu onun dünya güzeli seçilmesine engel olmadı.
"Kusursuz güzellik için kusur şarttır" şeklinde bir veciz sözle konuyu kapatıyorum.
***
Basının 'yaldızsız' neferleri
Seçimin Nabzı, Lezzete Yolculuk, Türkiye Konuşuyor derken kimisiyle beraber düştük yollara, kimiyle oralarda tanıştık.
Onlar...
Üç otuz paraya en ağır fiziki şartlarda çalışan...
İsimsiz, suretsiz...
Hak ettiği övgüleri duyamadan ölüp giden...
Basının "yaldızsız", "plazasız", "sokaktaki" neferleri.
En "şanslı" oldukları zaman -o da bir kaza, bir felaketle son bulursa hayatları-öldükleri an ve onu takip eden birkaç gün galiba.
O anda herkes tanıyor onları... Herkes seviyor.
Herkes dertlerini, sorunlarını hatırlıyor.
"En önemlisi" en büyük patronları adlarını anıyor ilk defa.
Onlardan ikisini Van'da kaybettik. Sebahattin Yılmaz ile Cem Emir'i.
Kendilerine Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum ama bu klişe taziye cümlelerini de pek sevmiyorum. Sanki üzüntüye nokta koymak, "görev"i tamamlayıp "E, nerede kalmıştık?" demek gibi geliyor. Bir yandan da maalesef yapacak başka bir şey yok.
***
MIŞ/MUŞ
■ İvana Sert Van'a giysi götürmüş.
İnsanların derdi başından aşkın bir de "Bugün ne giysem" diye düşünecekler şimdi!
■ Kadınlar bir sırrı en fazla 32 dakika tutuyormuş.
O 32 dakikanın içinde "Anlatmaya ilk kimden başlasam diye düşünme", "Aradığı kişiye ulaşamama" falan da vardır.